usd
49,9977
eur
55,9998
gram-altin
6.315,63
Afyon Haberleri
Afyonkarahisar
Az bulutlu
weather
17°
13 YILDIR KONUŞUYORUZ, DAHA NEYİ BEKLİYORUZ?

13 YILDIR KONUŞUYORUZ, DAHA NEYİ BEKLİYORUZ?

Afyonkarahisar’da bazı meseleler var ki yıllar geçiyor, belediye başkanları değişiyor, seçimler yapılıyor, yeni projeler açıklanıyor ama o meseleler bir türlü şehrin gündeminden düşmüyor. İşte bunlardan biri de kentsel dönüşüm. Özellikle Mısri ve İmaret çevresinde yıllardır konuşulan dönüşüm meselesi, geçtiğimiz günlerde yeniden gündeme geldi. Yaklaşık 6 bin konutu ilgilendirdiği belirtilen proje için hazırlanan 26 maddelik öneri raporu, aslında hepimizin uzun zamandır sorması gereken bir soruyu yeniden hatırlattı. Afyonkarahisar bu meseleyi daha ne kadar konuşacak? Yıllardır aynı mahalleleri, aynı sokakları, aynı sorunları tartışıyoruz. Her yeni gelişmede umutlanıyor, her açıklamanın ardından bir şeylerin değişmesini bekliyoruz. Ancak artık yalnızca projeleri değil, o projelerin ne zaman ve nasıl hayata geçirileceğini de konuşmak zorundayız. Çünkü kentsel dönüşüm dediğimiz mesele, birkaç binanın yıkılıp yerine yenilerinin yapılmasından çok daha büyük bir anlam taşıyor.

Öncelikle şunu açıkça ifade etmek istiyorum. Kentsel dönüşümün gerekli olduğu yerlerde buna karşı çıkmak doğru değildir. Şehirler gelişir, binalar yaşlanır, ihtiyaçlar değişir ve zaman içerisinde bazı bölgelerin yenilenmesi kaçınılmaz hale gelir. Hele ki deprem gerçeğini hiçbir zaman unutmaması gereken bir ülkede yaşıyorsak, yapı güvenliğini görmezden gelme lüksümüz yok. Ancak burada önemli bir ayrıntı var. Kentsel dönüşüm yalnızca binaları yenilemek değildir, o binalarda yaşayan insanların hayatını da doğrudan etkileyen bir süreçtir. Bir insan için evi sadece dört duvardan ibaret değildir. Yıllarca çalışıp biriktirdiği paranın karşılığıdır, çocuklarını büyüttüğü yerdir, hatıralarının bulunduğu çatıdır. Bu nedenle dönüşüm konuşulurken yalnızca kaç konut yapılacağına, kaç kat çıkılacağına veya ortaya nasıl bir görüntü çıkacağına bakmak yeterli değildir. O evlerde yaşayan insanların ne düşündüğünü, ne istediğini ve en önemlisi haklarının nasıl korunacağını da konuşmak gerekiyor.

Mısri ve İmaret çevresindeki dönüşüm meselesine de tam olarak buradan bakılması gerektiğini düşünüyorum. Bir tarafta şehrin yenilenmesi, daha güvenli ve düzenli yaşam alanlarının oluşturulması hedefi var. Diğer tarafta ise yıllardır aynı mahallede yaşayan, evini veya iş yerini kaybetmekten endişe edebilen, geleceği hakkında net bilgi almak isteyen vatandaşlar bulunuyor. Bu iki tarafın beklentilerini birbirine düşman gibi göstermek doğru olmaz. Çünkü vatandaşın hakkını korumakla şehri yenilemek birbirine zıt hedefler değildir. Tam tersine, başarılı bir kentsel dönüşümün temelinde bu ikisinin birlikte yürütülmesi vardır. Eğer bir proje vatandaşın güvenini kazanamıyorsa, ne kadar büyük ve gösterişli olursa olsun eksik kalır. Eğer insanlar kendilerini kararların dışında hissediyorsa, o projeye karşı endişe duymaları da şaşırtıcı değildir.

Burada yerel yönetimlere ve ilgili bütün kurumlara önemli sorumluluklar düşüyor. Öncelikle vatandaşın karşısına anlaşılır, açık ve uygulanabilir bir yol haritasıyla çıkılması gerekiyor. Hangi bölgede nasıl bir dönüşüm planlanıyor? Mevcut mülk sahiplerinin hakları nasıl korunacak? Vatandaşın yeni bir konuta kavuşabilmesi için hangi şartları yerine getirmesi gerekecek? Maddi durumu yeterli olmayan insanlar ne yapacak? Süreç boyunca nerede yaşayacaklar? Esnaf iş yerinden ayrılmak zorunda kalırsa ticari faaliyetini nasıl sürdürecek? Bunlar cevaplanması gereken son derece önemli sorular. Üstelik bu sorulara yalnızca teknik raporlarda veya toplantı salonlarında değil, doğrudan vatandaşın anlayabileceği şekilde cevap verilmesi gerekiyor. Çünkü kentsel dönüşümde en büyük sorunlardan biri, belirsizliğin zamanla güvensizliğe dönüşmesidir.

Afyonkarahisar’da artık bir gerçeği kabul etmeliyiz. Bir projeyi açıklamakla o projeyi hayata geçirmek aynı şey değildir. Güzel hazırlanmış çizimler, maketler, sunumlar ve toplantılar elbette önemlidir. Ancak vatandaşın görmek istediği şey somut ilerlemedir. Bugün bir mahallede yaşayan insanın beklentisi, yıllar sonra nasıl bir bina yapılacağını gösteren görselden önce kendi geleceğinin ne olacağını öğrenmektir. İnsanlar doğal olarak evlerinin değerini, mülkiyet haklarını, karşılarına çıkabilecek mali yükleri ve süreç boyunca yaşayabilecekleri sıkıntıları bilmek ister. Bu soruların sorulmasını projeye karşı çıkmak şeklinde değerlendirmek de yanlış olur. Vatandaş kendi malının, emeğinin ve geleceğinin hesabını soruyorsa bu son derece doğal bir haktır.

Bir başka önemli konu ise kentsel dönüşümün siyasi tartışmaların gölgesinde kalmaması gerektiğidir. Afyonkarahisar’ın geleceğini ilgilendiren böyle büyük bir mesele, yalnızca bir belediye başkanının veya bir siyasi partinin meselesi olarak görülmemelidir. Bugün görevde olanlar yarın değişebilir, siyasi dengeler farklılaşabilir ama bu şehir burada yaşamaya devam edecek. Mısri de burada kalacak, İmaret de burada kalacak, o mahallelerde yaşayan vatandaşlarımız da hayatlarını sürdürmeye devam edecek. Dolayısıyla kentsel dönüşüm konusunda siyasi hesaplardan çok ortak akla ihtiyaç var. Belediye, ilgili kamu kurumları, meslek odaları, şehir plancıları, mühendisler, mimarlar ve en önemlisi mahalle sakinleri aynı hedef doğrultusunda konuşabilmeli. Herkesin aynı düşüncede olması elbette mümkün değil. Ancak farklı düşünceleri dinlemek, itirazları değerlendirmek ve ortak bir çözüm aramak mümkündür.

Burada özellikle altını çizmek istediğim bir konu daha var. Afyonkarahisar yalnızca yeni binalar yaparak modern bir şehir haline gelmez. Bir şehrin kimliği vardır, geçmişi vardır, hafızası vardır. Mısri ve İmaret gibi bölgelerden söz ederken bu gerçeği de unutmamak gerekiyor. Yıllardır aynı sokakta komşuluk yapan insanların, mahalle esnafının, tarihî çevrenin ve sosyal hayatın da dönüşüm sürecinde dikkate alınması gerekir. Elbette hiçbir mahalle yalnızca geçmişteki görüntüsü korunsun diye güvenlik ve yaşam kalitesi bakımından geride bırakılmamalıdır. Ancak yenilenme adı altında bir bölgenin bütün karakterini ortadan kaldırmak da doğru değildir. Başarılı bir dönüşüm, geçmişin değerlerini koruyarak geleceğin ihtiyaçlarına cevap verebilmelidir. Afyonkarahisar’ın ihtiyacı da tam olarak budur.

İşin ekonomik boyutunu da göz ardı edemeyiz. Bugün inşaat maliyetlerinin, işçilik giderlerinin ve yapı malzemelerinin ne kadar önemli bir yük oluşturduğunu hepimiz biliyoruz. Böyle bir ortamda kentsel dönüşümün finansman modeli son derece dikkatli hazırlanmalıdır. İnsanlara altından kalkamayacakları yükler getiren bir sistemin toplumsal kabul görmesi kolay değildir. Özellikle emeklilerin, dar gelirli ailelerin ve yıllarca bir ev sahibi olabilmek için mücadele etmiş insanların durumları ayrı bir hassasiyetle değerlendirilmelidir. Çünkü kentsel dönüşümün amacı insanları yaşadıkları yerlerden uzaklaştırmak değil, mümkün olduğunca daha güvenli ve sağlıklı koşullarda yaşamalarını sağlamaktır. Yeni yapılan binalar güzel olabilir ama o binaların içerisinde eski mahalle sakinleri yaşayamayacaksa burada ciddi bir sosyal mesele ortaya çıkar.

Deprem gerçeğini de bu tartışmanın dışında tutamayız. Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşanan depremler bize çok ağır dersler verdi. Her büyük felaketin ardından yapı güvenliğini, denetimleri ve dönüşümün önemini yeniden konuşuyoruz. Ancak bu konuları yalnızca felaketlerin ardından hatırlamak yeterli değil. Asıl mesele, tehlike ortaya çıkmadan önce gerekli tedbirleri alabilmek. Burada şunu da ayırmak gerekiyor: Bir mahallenin eski olması, o mahalledeki bütün binaların mutlaka güvensiz olduğu anlamına gelmez. Hangi yapıların risk taşıdığı teknik incelemelerle ortaya konulmalıdır. Sağlam olanla riskli olan birbirinden ayrılmalı, kararlar bilimsel verilere dayanmalıdır. Çünkü hem insanların can güvenliği hem de mülkiyet hakları söz konusu. Bu kadar hassas bir konuda tahminlerle veya siyasi söylemlerle hareket edilemez.

Geçtiğimiz günlerde hazırlanan 26 maddelik öneri raporunu da bu açıdan önemli buluyorum. En azından meselenin yeniden tartışılması, farklı görüşlerin ortaya konulması ve çözüm arayışlarının gündeme gelmesi değerlidir. Ancak önerilerin hazırlanması tek başına yeterli değildir. Önemli olan bu önerilerin nasıl değerlendirileceği, hangilerinin uygulanabilir olduğu ve vatandaşın hayatına ne şekilde yansıyacağıdır. Eğer bu çalışma yeni bir uzlaşma sürecinin kapısını açacaksa elbette desteklenmelidir. Fakat yine toplantılar yapılıp açıklamalar yayımlandıktan sonra mesele uzun süre sessizliğe bırakılacaksa o zaman vatandaşın beklentisi bir kez daha karşılıksız kalmış olur. Afyonkarahisar’ın artık yalnızca niyet açıklamalarına değil, takvimi belli, sorumluları belli ve ilerlemesi takip edilebilen çalışmalara ihtiyacı var.

Ben bu meselede kimsenin peşinen suçlanmasını doğru bulmuyorum. Kentsel dönüşüm kolay bir iş değil. Hukuki boyutu var, ekonomik boyutu var, teknik boyutu var, sosyal boyutu var. Mülkiyet yapıları, hak sahipleri arasındaki farklı beklentiler, finansman ihtiyacı ve planlama süreçleri çözümü zorlaştırabiliyor. Bunların hepsinin farkındayız. Ancak işin zor olması, yıllarca aynı soruların cevapsız kalmasını normalleştirmemeli. Zorlukları anlatmak kadar çözüm üretmek de yöneticilerin sorumluluğudur. Vatandaşın da sürece yapıcı biçimde katılması, gerçekçi beklentiler ortaya koyması ve ortak çözüm arayışına katkı sunması gerekir. Çünkü bu mesele yalnızca bir kurumun tek başına çözebileceği kadar basit değildir.

Afyonkarahisar’da zaman zaman büyük projeler konuşuluyor. Yeni yollar, yeni yaşam alanları, yeni yatırımlar, yeni düzenlemeler gündeme geliyor. Bunların her biri şehrin gelişmesi açısından önemli olabilir. Ancak bana göre bir şehrin gerçek başarısı yalnızca yeni yaptığı binalarla değil, mevcut sorunlarını ne kadar adil ve kalıcı biçimde çözebildiğiyle ölçülür. Mısri ve İmaret çevresindeki dönüşüm meselesi de bu açıdan önemli bir sınavdır. Burada ortaya konulacak yaklaşım, gelecekte başka mahallelerde yapılabilecek dönüşüm çalışmalarına da örnek olabilir. Eğer vatandaşın güvenini kazanan, hakları koruyan ve şehrin ihtiyaçlarını karşılayan bir model oluşturulabilirse bu yalnızca ilgili mahalleler için değil, bütün Afyonkarahisar için önemli bir kazanım olur.

Şimdi yapılması gereken, geçmişte kimin ne söylediği üzerinden yeni bir tartışma başlatmak değil, bundan sonra hangi adımların atılacağını açıkça ortaya koymaktır. Elbette geçmişte yaşanan gecikmelerin ve alınan kararların da değerlendirilmesi gerekir. Ancak bütün enerjimizi karşılıklı suçlamalara harcarsak yine aynı noktaya geliriz. Vatandaşın ihtiyacı siyasi polemik değil, güvenilir bir çözümdür. Bu nedenle ilgili bütün tarafların masaya oturması, mevcut durumun açıkça anlatılması, hak sahiplerinin görüşlerinin alınması ve uygulanabilir bir takvimin ortaya konulması gerektiğini düşünüyorum. Üstelik süreç ilerledikçe kamuoyunun düzenli olarak bilgilendirilmesi de büyük önem taşıyor. Çünkü şeffaflık yalnızca başlangıçta açıklama yapmak değildir; işin her aşamasında vatandaşın karşısına çıkabilmektir.

Yıllardır konuşulan bu meselede artık yeni bir anlayışa ihtiyaç var. Birbirimizi suçlayarak, eski tartışmaları yeniden açarak veya her gelişmeyi siyasi bir başarı ya da başarısızlık meselesine dönüştürerek ilerleyemeyiz. Bu şehirde yaşayan insanların geleceği, günlük siyasi tartışmalardan daha değerlidir. Mesele birilerinin haklı çıkması değil, Afyonkarahisar’ın kazanmasıdır. Mesele kimin projesinin uygulanacağı değil, vatandaşın güvenli, sağlıklı ve hakkaniyetli bir yaşam alanına kavuşmasıdır. Mesele yalnızca yeni binalar yapmak değil, insanların o binalarda huzurla yaşayabilmesini sağlamaktır.

Bugün Mısri ve İmaret çevresinde yaşayan vatandaşların geleceği konuşuluyor. Yarın başka mahallelerde benzer sorunlarla karşılaşabiliriz. Bu nedenle burada atılacak adımların yalnızca bugünü değil, şehrin uzun yıllar sonrasını da etkileyeceğini unutmamak gerekiyor. Kentsel dönüşüm doğru yönetildiğinde bir şehre değer katar, yanlış yönetildiğinde ise yıllarca sürecek yeni sorunların kapısını açabilir. Bizim ihtiyacımız olan, insanı merkeze alan, mülkiyet hakkına saygı gösteren, teknik gerçekleri dikkate alan ve ekonomik açıdan uygulanabilir bir dönüşüm anlayışıdır.

Artık Afyonkarahisar’da kentsel dönüşüm denildiğinde insanların aklına yalnızca belirsizlik, tartışma ve bekleyiş gelmemeli. Güven gelmeli, çözüm gelmeli, umut gelmeli. Vatandaş önünü görebilmeli, ilgili kurumlar sorumluluklarını açıkça ortaya koyabilmeli ve şehir bu önemli meseleyi ortak akılla çözebilmeli. Yıllardır konuşulan bir sorunun daha uzun yıllar aynı şekilde devam etmesini istemiyorsak bugün daha fazla sorumluluk almak zorundayız.

Çünkü bir şehrin geleceği yalnızca çizilen projelerde değil, o projelerin içerisinde yaşayacak insanların hayatında şekillenir. Afyonkarahisar’ın artık yeni vaatlerden çok somut adımlara, yeni tartışmalardan çok ortak çözümlere ihtiyacı var. Binaları yenilerken insanların umutlarını yıkmayalım, şehri dönüştürürken vatandaşın hakkını unutmayalım.

Ve artık şu soruya gerçek bir cevap verelim: 13 yıldır konuşuyoruz, daha neyi bekliyoruz?

Saygılarımla…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız