Hastanede Neler Oluyor? Beyaz önlüğe duyulan güven sarsılmamalı
Afyonkarahisar son birkaç gündür oldukça ciddi bir operasyonu konuşuyor. Afyonkarahisar Devlet Hastanesi merkezli yürütülen soruşturmanın ayrıntıları ortaya çıktıkça meselenin sıradan bir adli vaka olarak görülüp geçilemeyecek kadar önemli olduğu da anlaşılıyor. Aralarında doktorların ve hastane çalışanlarının da bulunduğu 23 kişinin gözaltına alındığı, bunlardan 19’unun çıkarıldıkları mahkemece tutuklandığı, 4 kişi hakkında ise adli kontrol kararı verildiği bir soruşturmadan söz ediyoruz. Üstelik kamuoyuna yansıyan iddialar da son derece ağır. Yeşil reçeteye tabi ilaçların usulsüz sağlık raporları ve reçeteler üzerinden temin edilerek para karşılığında satıldığı, doktor imzalarının taklit edildiği iddiaları araştırılıyor. Dosyada kamu kurum ve kuruluşlarının zarara uğratılması suretiyle dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, uyuşturucu madde ticareti ve kullanımı ile görevi kötüye kullanma gibi suçlamalar bulunuyor. Elbette en başta altını kalın bir şekilde çizmek gerekiyor; soruşturma ve yargılama süreçleri tamamlanmadan hiç kimseyi suçlu ilan etmek bizim işimiz değil. Kimin ne yaptığına, hangi suçun oluştuğuna ve kimin sorumluluğunun bulunmadığına karar verecek olan bağımsız yargıdır. Ancak ortada kamuoyunun cevap beklediği çok ciddi sorular olduğu gerçeğini de görmezden gelemeyiz.
Çünkü burası herhangi bir kurum değil. Burası hastane. İnsanların canını emanet ettiği, çocuğunu götürdüğü, annesini babasını teslim ettiği, doktorunun yazdığı reçeteyi sorgulamadan eczaneye götürdüğü bir kurumdan bahsediyoruz. Bir vatandaş hastaneye girdiğinde karşısındaki hekimin bilgisine, önündeki sisteme, kendisine verilen rapora ve yazılan reçeteye güvenmek zorunda. Sağlık sistemi zaten tam da bu güven üzerine kuruludur. Bir doktorun attığı imza yalnızca bir kalem izi değildir. O imzanın arkasında devletin yetkisi, tıp biliminin sorumluluğu ve vatandaşın güveni vardır. Reçete de sıradan bir kâğıt parçası değildir. Hele hele yeşil reçeteye tabi, kötüye kullanılması halinde insan hayatını ve toplum sağlığını doğrudan etkileyebilecek ilaçlardan bahsediyorsak mesele çok daha hassas hale gelir. İşte bu nedenle Afyonkarahisar’da ortaya çıkan bu soruşturmayı yalnızca “23 kişi gözaltına alındı, 19 kişi tutuklandı” şeklinde okuyup birkaç gün sonra unutamayız.
Benim asıl merak ettiğim başka bir şey var. Eğer soruşturma kapsamında araştırılan iddiaların önemli bir bölümü doğruysa, bütün bunlar nasıl oldu? Daha doğrusu nasıl olabildi? Bir hastanede usulsüz rapor ya da reçete düzenlenebildiği iddia ediliyorsa denetim mekanizması nerede devreye giriyor? Yeşil reçeteye tabi ilaçlardan bahsediyorsak bunların kimlere, hangi teşhislerle, hangi sıklıkta yazıldığı takip edilmiyor mu? Aynı veya benzer işlemlerde olağan dışı bir yoğunluk oluştuğunda sistem uyarı vermiyor mu? Veriyorsa kim görüyor? Görülüyorsa hangi işlem yapılıyor? Görülmüyorsa neden görülmüyor? Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre bu soruşturmanın temeli geçen yıl başlayan bir çalışmaya dayanıyor ve son operasyon yeni deliller üzerine gerçekleştiriliyor. O halde sorulması gereken soru yalnızca “Kim yaptı?” değildir. Bir başka soru da “Bunun yapılabilmesine imkân veren açık nerede?” olmalıdır.
Çünkü bir kurumdaki sorun birkaç kişinin yakalanmasıyla çözülmüş sayılmaz. Eğer sistemde bir açık varsa o açık kapatılmadığı sürece bugün birileri gider, yarın başka birileri aynı yolu deneyebilir. Asıl başarı yalnızca suçu işlediği iddia edilen kişileri yakalamak değildir; aynı şeyin tekrar yaşanmasını imkânsız hale getirecek sistemi kurmaktır. Afyonkarahisar’da bugün yapılması gerekenlerden biri de budur. Adli soruşturma kendi yolunda ilerlerken idari açıdan da bütün süreçlerin en ince ayrıntısına kadar incelenmesi gerekir. Reçete sisteminden sağlık raporlarına, yetkilendirmelerden elektronik kayıtlara kadar hangi noktada aksaklık bulunduysa ortaya çıkarılmalı. Eğer denetim eksikliği varsa giderilmeli, ihmali bulunan varsa gerekli idari işlemler yapılmalı ve en önemlisi kamuoyuna “Biz bu olaydan şu dersleri çıkardık ve şu tedbirleri aldık” denilebilmelidir.
Operasyon sırasında şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda 120 gram uyuşturucu madde, 155 sentetik ecza, ruhsatsız tabanca ve fişeklerin ele geçirildiği de resmi kaynaklara dayandırılan haberlerde yer aldı. Bu tablo olayın neden bu kadar ciddi ele alınması gerektiğini zaten tek başına gösteriyor. Burada artık yalnızca hastane içindeki bir idari usulsüzlük iddiasından söz etmiyoruz. Uyuşturucuyla mücadele gibi toplumun tamamını ilgilendiren çok daha geniş bir alanın içindeyiz. Özellikle gençlerimizi uyuşturucudan korumaya çalıştığımız, ailelerin bu konuda büyük endişe taşıdığı bir dönemde, uyuşturucu maddelere alternatif olarak kullanılabilen reçeteli ilaçların yasa dışı yollarla temin edildiği iddiası üzerinde hassasiyetle durulması gerekiyor.
Ancak burada çok önemli bir ayrımı da yapmak zorundayız. Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’nde görev yapan yüzlerce sağlık çalışanını bu soruşturmanın içine çekmek, birkaç kişi hakkındaki iddialar üzerinden koskoca sağlık camiasını zan altında bırakmak da büyük haksızlık olur. O hastanede gece gündüz çalışan doktorlarımız var. Saatlerce ayakta kalan hemşirelerimiz var. Hastanın derdine yetişmeye çalışan sağlık personelleri, teknisyenler, temizlik görevlileri, güvenlik görevlileri, sekreterler var. Bayram demeden, gece demeden görev yapan insanlar var. Bir soruşturma nedeniyle bu insanların tamamına şüpheyle bakmak ne vicdana ne de adalete sığar. Tam tersine, varsa kurum içerisinde görevini kötüye kullananların ortaya çıkarılması, işini hakkıyla yapan sağlık çalışanlarının da hakkını korur. Çünkü birkaç kişinin yaptığı iddia edilen yanlışın bedelini yüzlerce dürüst çalışana ödetmek en büyük adaletsizliklerden biri olur.
Fakat “Sağlık çalışanlarımızı yıpratmayalım” diyerek soruları sormaktan da vazgeçemeyiz. İkisi birbirinden farklı şeylerdir. Biz sağlık çalışanına sahip çıkarız, ama kamu kurumundaki iddiaların da üzerine gideriz. Doktorumuza saygı duyarız, ama denetimin nasıl yapıldığını da sorarız. Hastanemize sahip çıkarız, ama varsa yanlışın üzerinin örtülmesine razı olmayız. Zaten bir kamu kurumuna gerçekten sahip çıkmak da budur. Yanlışı görmezden gelmek sahip çıkmak değildir. Yanlışı ortaya çıkarmak, düzeltmek ve bir daha yaşanmamasını sağlamak kuruma yapılabilecek en büyük iyiliktir.
Afyonkarahisar küçük sayılabilecek bir şehir. İnsanlar birbirini tanıyor. Böyle olaylarda isimler, söylentiler, kulaktan kulağa aktarılan iddialar çok hızlı yayılıyor. İşte tam bu noktada herkese büyük sorumluluk düşüyor. Sosyal medyada mahkeme kurmamak gerekiyor. Hakkında kesinleşmiş hüküm bulunmayan insanları suçlu ilan etmek doğru değil. “Ben duydum”, “birisi söyledi”, “zaten herkes biliyordu” anlayışıyla insanların isimlerini ortaya atmak da gazetecilik değildir, adalet hiç değildir. Bizim elimizde somut olarak adli makamların yürüttüğü bir soruşturma, gözaltılar, tutuklama ve adli kontrol kararları var. Bunun dışındaki kısmı yargının ortaya çıkarmasını beklemek gerekiyor. Ama beklerken kurumların da sessizliğe gömülmemesi gerekiyor. Çünkü bilgi boşluğu oluştuğunda o boşluğu maalesef dedikodu dolduruyor.
Bu nedenle Afyonkarahisar kamuoyunun mümkün olduğu ölçüde şeffaf biçimde bilgilendirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeden, kişilerin masumiyet karinesine zarar vermeden, hastanedeki sağlık hizmetlerini de zan altında bırakmadan kamuoyuna güven verecek açıklamalar yapılabilir. Hastanedeki hizmetlerin güvenli biçimde devam ettiği, gerekli idari incelemelerin yapıldığı, reçete ve rapor süreçlerinde ilave tedbirler alınmışsa bunların neler olduğu vatandaşla paylaşılabilir. Çünkü böyle dönemlerde kurumların en büyük ihtiyacı sessizlik değil, güvendir. Güvenin yolu da doğru ve zamanında bilgilendirmeden geçer.
Bir başka noktayı da unutmayalım. Yeşil reçeteli ilaçların kötüye kullanılması yalnızca polisiye bir mesele değildir. Aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı meselesidir. Bu ilaçlar doktor kontrolünde, belirli hastalıkların tedavisi amacıyla kullanılan ilaçlardır. Kontrol dışına çıktıklarında ise bağımlılık başta olmak üzere son derece ciddi sonuçlar doğurabilirler. Dolayısıyla bu tür ilaçların takip sistemlerinin belki de yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Bir doktorun veya hastanın reçete geçmişindeki olağan dışı hareketler otomatik olarak daha sıkı kontrol edilmeli mi? Aynı ilaçların belirli aralıklarla olağanın üzerinde yazılması halinde sistem alarm üretmeli mi? Sağlık kurumlarında periyodik denetimler artırılmalı mı? Bunların hepsi bu olayın ardından tartışılması gereken konular.
Emniyet güçlerinin ve Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmanın genişletilerek bu noktaya getirilmiş olması da ayrıca önemlidir. Geçen yıl başlayan bir dosyanın yeni deliller doğrultusunda sürdürülmesi, işin peşinin bırakılmadığını gösteriyor. Yaklaşık 100 polisin katıldığı bildirilen operasyonun kapsamı da soruşturmanın büyüklüğünü ortaya koyuyor. Bundan sonrası yargının işi. Deliller değerlendirilecek, savunmalar alınacak, iddiaların hangisinin doğru olduğu mahkemeler tarafından belirlenecek. Belki bugün hakkında çok şey konuşulan bazı kişiler beraat edecek, belki bazıları hakkında ağır cezalar verilecek. Bunu bugünden bizim bilmemiz mümkün değil. O nedenle kişilere ilişkin hüküm vermek yerine sistem üzerine konuşmak çok daha doğru. Ama bir gazeteci ve bu şehirde yaşayan bir vatandaş olarak şu soruyu sormak da bizim hakkımız: Afyonkarahisar Devlet Hastanesi gibi binlerce insanın sağlık hizmeti aldığı bir kurumda bu iddialar gündeme gelmişse bundan sonra ne değişecek?
Bence asıl mesele tam olarak burada. Operasyon yapılır, haber birkaç gün manşetlerde kalır, isimler konuşulur, sosyal medya çalkalanır ve ardından başka bir gündem gelir. Afyonkarahisar bunu yapmamalı. Bir ay sonra bu olay unutulup sistem eskisi gibi devam edecekse yaşananlardan yeterince ders çıkarmamışız demektir. Bu soruşturmanın sonunda yalnızca adli cezalar değil, kurumsal dersler de çıkmalı. Nerede açık varsa kapatılmalı. Nerede denetimsizlik varsa giderilmeli. Nerede insan faktörüne gereğinden fazla bağımlı bir sistem varsa kontrol mekanizması güçlendirilmeli. Çünkü vatandaşın hastaneye girerken kafasında soru işareti olmamalı. Doktorunun yazdığı reçeteye güvenmeli. Kendisine verilen rapora güvenmeli. Kullandığı ilacın devletin kontrolündeki güvenli bir sistem üzerinden kendisine ulaştığını bilmeli. Ve en önemlisi beyaz önlüğe güvenmeli.
Sağlık sisteminin en büyük sermayesi bina değildir, cihaz değildir, hatta para bile değildir. Güvendir. Milyonlarca liralık hastane yapabilirsiniz, son teknoloji cihazları koyabilirsiniz ama vatandaş sağlık sistemine güvenmiyorsa bir tarafınız hep eksik kalır. Bu nedenle bugün Afyonkarahisar’da yapılması gereken şey, yaşanan olayı yalnızca adli makamların önündeki bir dosya olarak görmek değil, sağlık sistemine duyulan güveni koruyacak tedbirleri de hızla hayata geçirmektir.
Şunu da açıkça söylemek gerekiyor: Eğer suç işleyen varsa, hangi makamda olursa olsun hukuk önünde hesabını vermelidir. Üzerindeki önlük, oturduğu makam, taşıdığı unvan hiç kimseye dokunulmazlık sağlamaz. Doktor da olsa, memur da olsa, yönetici de olsa, vatandaş da olsa kanun karşısında herkes eşittir. Fakat aynı şekilde suçsuz olanın da adı, itibarı ve emeği korunmalıdır. Hukuk tam olarak bunun için vardır. Suçluyu cezalandırmak kadar suçsuzu korumak için de.
Afyonkarahisar’ın bugün ihtiyacı olan şey ne olayı küçümsemek ne de ortada kesinleşmiş hükümler yokken herkesi suçlu ilan etmektir. İhtiyacımız olan şey gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasıdır. 23 kişinin gözaltına alındığı, 19 kişinin tutuklandığı bir soruşturma küçümsenecek bir mesele değildir. Ama 19 tutuklama kararı da tek başına nihai mahkûmiyet anlamına gelmez. Bundan sonrasını hukuk belirleyecek. Bizim sormamız gereken ise şudur: Bu olaydan ne öğreneceğiz? Aynı iddiaların bir daha gündeme gelmemesi için ne yapacağız? Denetimleri nasıl güçlendireceğiz? Vatandaşın hastanesine ve doktoruna duyduğu güveni nasıl koruyacağız? Bu sorulara cevap verebilirsek yaşanan bu son derece üzücü süreçten hiç değilse kamu adına bir ders çıkarmış oluruz. Ama birkaç gün konuşup sonra unutursak, yarın başka bir operasyonda yine aynı soruları sormak zorunda kalırız. Ben aynı soruları bir daha sormak istemiyorum. Afyonkarahisar da aynı manşetleri bir daha görmek zorunda kalmasın. >>HÜDAYİ ACAR