Ekim ayının Meme Kanseri Farkındalık Ayı olması dolayısıyla açıklamalarda bulunan Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Ramazan Coşar, hastalığın erken evrede tespit edilmesinin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını söyledi. Tıptaki gelişmeler sayesinde meme kanserinin birçok türünde başarılı sonuçlar alınabildiğini belirten Coşar, belirtiler ortaya çıkmadan yapılan taramaların ve vücuttaki değişikliklerin zamanında değerlendirilmesinin önemini anlattı.
MEME KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS TEDAVİ BAŞARISINI ARTIRIYOR
Meme kanserinin erken evrede belirlenmesinin hem yaşam süresi hem de yaşam kalitesi açısından önemli avantajlar sağladığını ifade eden Dr. Coşar, bazı erken evre vakalarda beş yıllık sağkalım oranının yüzde 99’un üzerine çıkabildiğini kaydetti. Bu oranın özellikle hastalığın meme dokusuyla sınırlı olduğu bazı vakalarda görüldüğünü belirtti.
Erken tanının tedavi seçeneklerini de etkilediğini dile getiren Coşar, uygun hastalarda meme koruyucu cerrahinin uygulanabildiğini, tümörün özelliklerine bağlı olarak daha az yoğun tedavilerle de başarılı sonuçlar elde edilebildiğini söyledi.

AĞRI OLMAMASI KANSER RİSKİNİ ORTADAN KALDIRMIYOR
Meme kanserine ilişkin yanlış inanışlardan birinin, hastalığın mutlaka ağrıya neden olduğu düşüncesi olduğunu belirten Coşar, ağrısız kitlelerin de dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Kadınların kendi meme dokularını tanımalarının ve zaman içinde ortaya çıkan değişiklikleri takip etmelerinin önemine işaret etti.
Memede veya koltuk altında yeni oluşan sertlikler, meme cildinde çekilme, portakal kabuğunu andıran görünüm, meme başının içe dönmesi ve kendiliğinden ortaya çıkan kanlı akıntı, değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor. Her kitlenin kanser anlamına gelmediğini hatırlatan Coşar, şüpheli bir değişiklik fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade etti.
40-69 YAŞ ARASINDAKİ KADINLARA MAMOGRAFİ ÖNERİSİ
Düzenli taramaların meme kanserinin erken belirlenmesindeki rolüne dikkat çeken Dr. Coşar, Türkiye’de 40-69 yaş arasındaki kadınlara iki yılda bir mamografi önerildiğini hatırlattı.
Ailesinde güçlü kanser öyküsü bulunan veya genetik açıdan yüksek risk taşıyan kişilerde tarama programlarının daha erken yaşlarda başlatılabileceğini belirten Coşar, bu kişilerin hekim değerlendirmesine göre farklı görüntüleme yöntemleriyle de takip edilebileceğini kaydetti.
Kendi kendine meme kontrolünün mamografinin yerini tutmadığını vurgulayan Coşar, bazı kanserlerin elle hissedilebilecek boyuta ulaşmadan mamografiyle tespit edilebildiğini söyledi.

AİLEDE KANSER ÖYKÜSÜ OLMAYANLAR DA RİSK ALTINDA
Meme kanserinin yalnızca ailesinde kanser geçmişi bulunan kişilerde görüldüğü düşüncesinin doğru olmadığını belirten Coşar, vakaların yaklaşık yüzde 5 ila 10’unun kalıtsal genetik yatkınlıkla ilişkili olduğunu açıkladı. Vakaların büyük bölümünde ise bilinen kalıtsal bir gen değişikliği bulunmadığını ifade etti.
BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki bazı değişikliklerin meme kanserine yakalanma riskini önemli ölçüde artırabildiğini belirten Coşar, genetik yatkınlığın yalnızca anne tarafından aktarılmadığına dikkat çekti. Baba tarafındaki kanser öyküsünün de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ailesinde genç yaşta meme kanseri görülen, yumurtalık kanseri öyküsü bulunan veya erkek akrabalarında meme kanseri teşhis edilen kişilerin genetik danışmanlık almasının önem taşıdığını kaydetti.
MEME KANSERİ ERKEKLERDE DE GÖRÜLEBİLİYOR
Meme kanserinin yalnızca kadınlarda görülen bir hastalık olmadığını hatırlatan Coşar, tüm vakaların yaklaşık yüzde 0,5 ila 1’inin erkeklerde ortaya çıktığını belirtti. Erkeklerde daha nadir görülmesi nedeniyle belirtilerin gözden kaçabildiğini ve bunun teşhiste gecikmelere yol açabildiğini ifade etti.
Erkeklerde meme başı çevresinde sert kitle oluşması, meme başında çekilme, kanlı akıntı ve cilt değişikliklerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Coşar, özellikle ailesinde meme veya yumurtalık kanseri bulunan erkeklerin belirtiler konusunda daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.
FAZLA KİLO, SİGARA VE ALKOL RİSKİ ARTIRABİLİYOR
Meme kanseri riskini etkileyen yaşam alışkanlıklarına da değinen Coşar, özellikle menopoz sonrasında fazla kilo ve obezitenin önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu belirtti. Düzenli fiziksel aktivitenin koruyucu etkisine işaret ederek haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz yapılmasını önerdi.
Sigara ve alkol kullanımının da meme kanseri riskini artırdığına dikkat çeken Coşar, sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemini vurguladı. Sebze, meyve, tam tahıl ve lif bakımından zengin besinlerin tercih edilmesini, işlenmiş gıdaların tüketiminin ise sınırlandırılmasını tavsiye etti.

EMZİRME RİSKİ AZALTABİLİYOR, TARAMALAR İHMAL EDİLMEMELİ
Emzirmenin meme kanserine yakalanma riskini azaltıcı etkisi bulunduğunu belirten Coşar, menopoz sonrasında kullanılan hormon tedavilerinin mutlaka hekim kontrolünde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının meme kanseri riskini azaltabileceğini ancak hastalığı tamamen önleyemeyeceğini vurgulayan Coşar, düzenli taramaların önemini bir kez daha hatırlattı.
AFSÜ’lü uzman, kadınların herhangi bir belirti ortaya çıkmasını beklemeden yaşlarına ve kişisel risk durumlarına uygun tarama programlarına katılmalarının erken tanı ve tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.