usd
49,1691
eur
55,1967
gram-altin
6.587,30
Afyon Haberleri
Afyonkarahisar
Açık
weather
8°

FESTİVAL BİTER, PEKİ GERİYE NE KALIR?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Afyonkarahisar geçtiğimiz günlerde yine Türkiye’nin gastronomi gündemindeydi. 8. Uluslararası Gastro Afyon Turizm ve Lezzet Festivali tamamlandı, stantlar kuruldu, sofralar açıldı, şefler geldi, etkinlikler gerçekleştirildi, Afyonkarahisar’ın birbirinden değerli lezzetleri ziyaretçilerle buluştu. Üç gün boyunca şehrin gastronomi potansiyeli yeniden vitrine çıktı. Şimdi kalabalık dağılıyor, misafirler şehirlerine dönüyor, festival heyecanı yerini günlük hayata bırakıyor. Tam da şimdi sormamız gereken bir soru olduğunu düşünüyorum: Festival bitti, peki Afyonkarahisar’ın elinde geriye ne kaldı? Yanlış anlaşılmasın. Bu soru festivali küçümsemek için sorulmuş bir soru değil. Tam tersine, Gastro Afyon gibi organizasyonların bu şehir için çok değerli olduğunu düşünüyorum. Afyonkarahisar’ın sucuğunu, kaymağını, lokumunu, haşhaşını, bükmesini, patatesini ve yöresel mutfağını Türkiye’ye ve dünyaya anlatabileceğimiz her platform kıymetlidir. Hele ki gastronominin bugün dünyada başlı başına bir turizm çeşidine dönüştüğünü düşündüğümüzde, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’nda gastronomi alanında yer alan Afyonkarahisar’ın böyle bir organizasyonu büyüterek devam ettirmesi gerekir. Ancak artık yalnızca festival yapmakla yetinemeyiz. Festivalin ortaya çıkardığı ilgiyi ekonomik kazanca, turizme, istihdama ve şehir markasına dönüştürmek zorundayız.

Çünkü mesele üç gün boyunca kaç kişinin festival alanına geldiğinden daha büyük. Kaç stant kurulduğu, kaç şefin katıldığı, kaç etkinlik gerçekleştirildiği elbette önemli. Bunların hepsi organizasyonun büyüklüğünü gösterir. Ama benim merak ettiğim başka rakamlar var. Festival için şehir dışından kaç kişi Afyonkarahisar’a geldi? Bunların kaçı otellerimizde kaldı? Kaçı şehir merkezindeki esnaftan alışveriş yaptı? Kaçı Uzun Çarşı’ya girdi? Kaçı Afyon Kalesi’ni gördü? Kaçı tarihi konaklarımızı gezdi? Kaçı Frig Vadisi’ne gitti? Kaçı termal tesislerde konakladı? Kaçı giderken yanında Afyon sucuğu, kaymağı, lokumu veya başka bir yöresel ürün götürdü? Daha da önemlisi, bunların kaçı önümüzdeki yıl festival olmasa bile yeniden Afyonkarahisar’a gelmek isteyecek? İşte bana göre Gastro Afyon’un gerçek başarısını bundan sonra biraz da bu soruların cevaplarıyla ölçmemiz gerekiyor.

Afyonkarahisar’ın gastronomi konusunda sıfırdan bir marka yaratmaya ihtiyacı yok. Bizim markamız zaten var. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin “Afyon” dediğiniz anda insanların aklına sucuk ve kaymak geliyor. Bu çok büyük bir avantaj. Birçok şehir yıllarca uğraşıyor, milyonlarca lira tanıtım harcaması yapıyor ama şehir ismiyle bir ürünü yan yana getiremiyor. Biz bunu yıllar önce başarmışız. Afyon sucuğu yalnızca sucuk değildir, aynı zamanda şehrin ismidir. Afyon kaymağı yalnızca sofraya koyduğumuz bir ürün değildir, Afyonkarahisar’ın markasıdır. Lokumumuz, haşhaşımız, patatesimiz, yöresel yemeklerimiz de bu zenginliğin parçalarıdır. Elimizde böylesine güçlü bir gastronomi mirası bulunuyorsa artık “Kendimizi nasıl tanıtırız?” sorusundan bir adım ileriye geçmeliyiz. Bundan sonra soracağımız soru “Bu tanınırlığı Afyonkarahisar ekonomisine nasıl daha fazla kazandırırız?” olmalıdır.

 

Çünkü tanınmak başka, kazanmak başka bir şey. Bir vatandaş İstanbul’da Afyon sucuğunu biliyorsa güzel. Ama o sucuğu gerçekten Afyonkarahisar’da üreten işletmeden satın alıyor mu? Ankara’da yaşayan bir vatandaş Afyon kaymağını biliyorsa güzel. Peki ürünü Afyonkarahisar’dan sipariş ediyor mu? İzmir’den Antalya’ya giderken Afyonkarahisar’dan geçen bir aile “Burada duralım, yemek yiyelim, şehri gezelim ve alışveriş yapalım” diyor mu? Eğer bunları sağlayabiliyorsak gastronomi artık gerçek anlamda ekonomiye dönüşüyor demektir.

Afyonkarahisar’ın en büyük avantajlarından biri de coğrafi konumu. Türkiye’nin önemli karayolu güzergâhlarının kesiştiği bir noktadayız. Her gün binlerce araç bu şehirden geçiyor. Ankara’dan İzmir’e giden, İstanbul’dan Antalya’ya inen, Ege’den İç Anadolu’ya geçen insanlar Afyonkarahisar’ın yanı başından geçiyor. Yıllardır söylüyoruz: Bizim en büyük meselelerimizden biri geçen insanı şehirde tutabilmek. Adam Afyonkarahisar’dan geçiyor ama Afyonkarahisar’a gelmiş sayılmıyor. Yol üzerindeki bir tesiste duruyor, yemeğini yiyor, belki bir paket sucuk veya lokum alıyor ve yoluna devam ediyor. Oysa bizim hedefimiz o insana “Bir saat daha kal” diyebilmek olmalı. Sonra o bir saati üç saate, üç saati bir gece konaklamaya çevirmek zorundayız.

Gastronomi işte burada devreye girebilir. Bir insan Afyonkarahisar’a sucuk yemeye gelsin ama sadece sucuk yiyip gitmesin. Kalesini görsün. Tarihi sokaklarını gezsin. Frig Vadisi’ni merak etsin. Termalinden faydalansın. Akşam burada kalsın. Sabah Afyon kahvaltısı yapsın. Çarşıdan alışverişini yapıp öyle ayrılsın. Bir turistin şehirde iki saat kalmasıyla iki gün kalması arasında Afyonkarahisar ekonomisi açısından çok büyük fark vardır. Otel kazanır, restoran kazanır, taksici kazanır, market kazanır, hediyelik eşya satan esnaf kazanır, sucukçu kazanır, lokumcu kazanır, küçük işletme kazanır. Turizmin çarpan etkisi dediğimiz şey tam olarak budur.

Gastro Afyon'un bundan sonraki hedeflerinden biri bu olmalı. Festival ziyaretçisini Afyonkarahisar turistine dönüştürmek. Festival alanına gelen insanın yalnızca festival alanını görüp gitmesine razı olmamalıyız. Şehrin tamamını festivalin bir parçası haline getirebilmeliyiz. Belki festival döneminde özel şehir turları daha da yaygınlaştırılabilir. Festival alanından Kale’ye, tarihi çarşıya, müzelere ve Frig Vadisi’ne ulaşım sağlayan rotalar oluşturulabilir. Restoranlarımız festivale özel menüler hazırlayabilir. Otellerimiz gastronomi paketleri oluşturabilir. Esnafımız organizasyona dahil edilebilir. Yani festival yalnızca belirli bir alanda kurulan stantlardan ibaret kalmamalı, bütün Afyonkarahisar’a yayılmalı.

Bir de küçük üretici meselesi var. Bence üzerinde özellikle durmamız gerekiyor. Gastronomi yalnızca büyük firmalardan ibaret değildir. Afyonkarahisar’ın köylerinde üretim yapan kadınlarımız var. Küçük aile işletmeleri var. Yıllardır aynı yöntemle üretim yapan ustalarımız var. Evinde erişte yapan, tarhana hazırlayan, haşhaş üreten, yöresel ürün ortaya çıkaran insanlar var. Küçük sucuk üreticileri, lokumcular, kaymak üreticileri var. Eğer Gastro Afyon büyüyecekse bu insanlar da onunla birlikte büyümeli. Festivalin ekonomik karşılığı yalnızca birkaç büyük işletmenin kasasına yansıyorsa eksik bir şey yapıyoruz demektir. Asıl başarı, festivalden sonra küçük üreticinin telefonunun daha fazla çalmasıdır. İnternetten siparişlerinin artmasıdır. Daha önce Afyonkarahisar dışına ürün gönderemeyen üreticinin Türkiye’nin dört bir yanına satış yapmaya başlamasıdır.

Artık gastronomiyi dijital ticaretle de birleştirmek gerekiyor. Festivalde bir ürünü tattınız, beğendiniz ve memleketinize döndünüz. Bir ay sonra aynı ürünü yeniden almak istediğinizde ne yapacaksınız? İşte Afyonkarahisar’ın üreticisinin o müşteriye ulaşabilmesi lazım. Güvenilir e-ticaret altyapısı, doğru paketleme, soğuk zincir gereken ürünlerde lojistik imkânı ve ortak tanıtım çalışmaları üzerine daha fazla düşünmeliyiz. Bugün Afyonkarahisar’a gelen bir ziyaretçi yarın İstanbul’dan, Bursa’dan veya Antalya’dan aynı ürünü sipariş edebiliyorsa festival üç gün sürmemiş demektir. Festivalin ekonomik etkisi bütün yıla yayılmış demektir.

Şunu da açıkça söyleyelim: Her şeyi belediyeden, valilikten veya üniversiteden bekleyemeyiz. İş dünyasının da taşın altına elini koyması gerekiyor. Esnafın da kendisini yenilemesi gerekiyor. Üreticinin de markalaşmayı öğrenmesi gerekiyor. Bugün hâlâ “Ürünüm güzel, nasıl olsa satılır” anlayışıyla hareket ediyorsanız artık geride kalıyorsunuz. Ürününüz güzel olacak, evet. Ama ambalajınız da güzel olacak. İnternet siteniz olacak. Sosyal medyada görünür olacaksınız. Türkiye'nin diğer ucundaki insan sizden kolaylıkla alışveriş yapabilecek. Kargoya verdiğiniz ürün müşterinin eline düzgün ulaşacak. Telefon açıldığında düzgün cevap verilecek. İşletmenize gelen turiste nasıl davranacağınızı bileceksiniz. Çünkü şehir markası sadece kurumların yaptığı reklamla oluşmaz. Esnafın müşteriye davranışı da şehir markasıdır. Taksicinin turiste davranışı da şehir markasıdır. Restorandaki garsonun yaklaşımı da şehir markasıdır. Bir sucuk paketinin ambalajı bile şehir markasının bir parçasıdır.

Burada fiyat konusuna da değinmeden geçemeyeceğim. Büyük organizasyonlarda şehir dışından misafir geldiğinde bazı yerlerde “Nasıl olsa turist” anlayışının ortaya çıkması yapılabilecek en büyük hatalardan biridir. Bir müşteriden bugün biraz fazla para kazanabilirsiniz ama o müşteriyi ömür boyu kaybedebilirsiniz. Daha kötüsü artık insanlar yaşadıkları kötü deneyimi yalnızca ailesine anlatmıyor. Sosyal medyada yazıyor, Google'a yorum bırakıyor, videosunu çekiyor ve binlerce kişiye ulaştırıyor. Dolayısıyla gastronomi şehri olmak istiyorsak fiyat-kalite dengesini de korumak zorundayız.

Afyonkarahisar’ın gastronomi konusunda bir başka avantajı termal turizm. Aslında elimizde birbirini tamamlayabilecek iki çok güçlü alan bulunuyor: termal ve gastronomi. İnsanlar buraya sağlık ve dinlenme için geliyor. Biz o ziyaretçiye aynı zamanda Afyon mutfağını deneyimletebilirsek ortaya çok daha güçlü bir turizm modeli çıkar. Termal otele gelen misafirin şehir merkezine hiç uğramadan geri dönmesi yerine çarşıyla, gastronomiyle, kültürle ve tarihle buluşmasını sağlayabiliriz. Yıllardır konuştuğumuz “termal turist şehir merkezine inmiyor” sorununa gastronomi bir çözüm kapısı olabilir.

Festivalin ardından biraz da bunları konuşalım. Kaç konser yapıldı? Kaç kişi geldi? Kaç stant kuruldu? Bunları konuşalım, elbette. Ama bunun yanında başka rakamları da konuşmaya başlayalım. Festival haftasında otellerin doluluk oranı ne kadar arttı? Şehir esnafının cirosuna ne kadar katkı sağlandı? Kaç farklı şehirden ziyaretçi geldi? Yöresel ürün satışları ne kadar arttı? Festivalden sonra işletmelerin internet siparişlerinde artış oldu mu? Afyonkarahisar'ın sosyal medyadaki görünürlüğü ne kadar yükseldi? Kaç ziyaretçi yeniden gelmek istediğini söyledi? Bunları ölçebilirsek her yıl bir öncekinin üzerine koyabiliriz. Ölçmediğiniz şeyi geliştiremezsiniz.

Sekizincisini gerçekleştirdiğimiz bir festival artık çocukluk dönemini geride bırakmıştır. Bundan sonra Gastro Afyon’un yalnızca büyümesini değil, olgunlaşmasını konuşmalıyız. Uluslararası niteliğini daha da güçlendirmeliyiz. Dünyanın farklı gastronomi şehirleriyle ilişkiler kurulmalı. Afyonlu üreticinin başka ülkelere açılabileceği bağlantılar oluşturulmalı. Gastronomi öğrencileri, şefler, üreticiler ve işletmeler için festival yalnızca eğlence değil aynı zamanda bir iş ve eğitim platformuna dönüşmeli.

Ve bütün bunları yaparken kendi mutfağımızın özünü de kaybetmemeliyiz. Gastronomi bazen gösteriye fazla kapıldığında mutfak geri planda kalabiliyor. Bizim asıl gücümüz süslü tabaklardan önce bu toprakların yüzyıllardır taşıdığı yemek kültürüdür. Anneannemizin yaptığı bükmedir. Köyde pişen ekmektir. Haşhaşlıdır. Kaymaktır. Sucuktur. Afyon mutfağını modern dünyaya anlatacağız ama onu başka bir şeye dönüştürmeden anlatacağız. Çünkü turist Afyonkarahisar'a İstanbul’da yiyebileceği yemeği yemek için gelmez. Burada bulabileceği şeyi yemek için gelir. Festival bitti. Stantlar toplanacak. Misafirler evlerine dönecek. Sosyal medyadaki festival paylaşımları birkaç gün sonra azalacak. Sonra ne olacak?

Bence bütün mesele bu soruda saklı. Eğer gelecek hafta yeniden günlük hayatımıza dönüp gastronomiyi bir sonraki festivale kadar rafa kaldıracaksak büyük bir fırsatı kaçırmış oluruz. Ama bugünden başlayıp festivalde oluşan ilgiyi turizme, ticarete, üretime ve istihdama çevirebilirsek Gastro Afyon gerçek amacına ulaşır. Ben festivalin başarısını yalnızca üç günlük kalabalıkta görmek istemiyorum. Bir ay sonra Afyonlu üreticinin artan siparişinde görmek istiyorum. Altı ay sonra şehrimize gelen turist sayısında görmek istiyorum. Bir yıl sonra açılan yeni işletmede görmek istiyorum. Gençlerin gastronomi alanında kurduğu girişimlerde görmek istiyorum. Köyündeki ürünü Türkiye'nin dört bir yanına gönderen kadın üreticide görmek istiyorum. Otellerimizin doluluğunda görmek istiyorum. Çarşıdaki esnafın yüzünde görmek istiyorum. Çünkü festival yapmak amaç değil, araçtır. Amaç Afyonkarahisar’ı gastronomi üzerinden daha güçlü bir turizm ve ekonomi şehrine dönüştürmektir.

Afyonkarahisar’ın elinde bunun için gereken hemen her şey var. Sucuk var. Kaymak var. Lokum var. Haşhaş var. Yöresel yemekler var. Termal var. Tarih var. Doğa var. Türkiye'nin kavşak noktasında bir şehir var. Ve artık yıllardır yapılan, kendi markasını oluşturmuş bir Gastro Afyon var. Eksik olan bunları aynı hikâyenin parçaları haline getirmek. Şimdi festivalin ardından önümüzde yaklaşık bir yıl var. Bir sonraki Gastro Afyon geldiğinde yalnızca “Bu yıl daha kalabalık oldu” demeyelim. “Bu festival sayesinde Afyonkarahisar’a daha fazla turist geldi.” “Üreticimizin satışı arttı.” “Esnafımız kazandı.” “Yeni markalar çıktı.” “Şehirde konaklama süresi arttı.” “Afyon ürünleri yeni pazarlara girdi.” diyebilelim.

İşte o zaman Gastro Afyon sadece başarılı bir festival değil, başarılı bir şehir projesi haline gelir. Rekorlar kırmak güzeldir. Kalabalıklar güzeldir. Tanıtım güzeldir. Ama sonunda mesele dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: Afyonkarahisar bundan ne kazandı? Festival bitti. Şimdi alkışları bir kenara bırakıp bunun hesabını yapma zamanı. Çünkü asıl başarı festival alanındaki sofranın ne kadar büyük olduğu değil, o sofradan Afyonkarahisar’ın geleceğine ne kadar büyük bir pay bırakabildiğimizdir. Festival biter. Ama doğru değerlendirirsek gastronominin Afyonkarahisar’a kazandırdıkları hiç bitmez. >>HÜDAYİ ACAR

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız