İsviçre’de gerçekleştirilen yeni bir bilimsel araştırma, uzun ve sağlıklı yaşamın arkasındaki biyolojik mekanizmalara dair önemli ipuçları sundu. Araştırmaya göre 100 yaşını aşan bireylerin kanında bulunan bazı proteinlerin seviyesi, yaşlanma hızını etkileyebilecek özellikler taşıyor.
Bilim insanları bu bulgunun, gelecekte yaşlanmayı yavaşlatabilecek tedavilerin geliştirilmesi açısından önemli bir adım olabileceğini belirtiyor.
KANDA 37 PROTEİN DİKKAT ÇEKTİ
Araştırma kapsamında üç farklı yaş grubundan katılımcıların kan örnekleri incelendi. Çalışmada ortalama yaşı 101 olan 39 kişi, ortalama 86 yaşındaki 55 birey ve ortalama 41 yaşındaki 40 sağlıklı yetişkin yer aldı.
Araştırmacılar oldukça hassas analiz yöntemleri kullanarak her kan örneğinde 724 farklı proteini ölçtü. Bu proteinlerin 358’i iltihaplanma süreçleriyle, 366’sı ise kalp sağlığıyla ilişkilendirildi.
Yapılan analizler sonucunda 37 proteinin özellikle dikkat çektiği belirlendi. Bu proteinlerin seviyelerinin, 100 yaşını aşan kişilerde 80’li yaşlardaki bireylerden ziyade genç yetişkinlere daha çok benzediği görüldü.
OKSİDATİF STRES DAHA DÜŞÜK
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri de oksidatif stres seviyeleriyle ilgili oldu. Oksidatif stres, vücutta serbest radikaller ile antioksidan savunma arasındaki dengenin bozulmasıyla ortaya çıkıyor ve birçok kronik hastalığın gelişiminde önemli rol oynuyor.
Bilim insanları, 100 yaşını geçen kişilerde oksidatif stresin belirgin şekilde daha düşük olduğunu tespit etti. İlginç şekilde bu bireylerde antioksidan protein seviyelerinin de daha düşük olduğu görüldü.
Araştırmacılara göre bunun nedeni, bu kişilerin vücudunun zaten daha az serbest radikal üretmesi. Bu sayede hücresel sistemler daha dengeli çalışıyor.
METABOLİZMA DAHA DENGELİ ÇALIŞIYOR
Araştırmada dikkat çeken bir başka bulgu da metabolizma ile ilgili proteinlerde ortaya çıktı. Bazı proteinlerin seviyelerinin yaş ilerlemesine rağmen genç bireylerdeki seviyelere oldukça yakın olduğu belirlendi.
Özellikle dokuların dayanıklılığını sağlayan hücre dışı yapı proteinlerinin seviyeleri yüksek kaldı. Ayrıca yağ metabolizmasıyla ilişkili bazı proteinlerin beklenenden daha az arttığı gözlendi.
Bunun yanında DPP-4 adlı protein de araştırmacıların dikkatini çekti. Bu protein, insülin üretimini etkileyen GLP-1 hormonunu parçalayarak metabolizmanın dengede kalmasına katkı sağlıyor. Bu durumun, ileri yaşta kan şekeri dengesinin korunmasına yardımcı olabileceği değerlendiriliyor.
UZUN YAŞAM SADECE GENETİKLE AÇIKLANMIYOR
Bilim insanlarına göre uzun yaşam yalnızca genetik faktörlerle açıklanamaz. Araştırmalar, genetik yapıların insan ömrünün yaklaşık yüzde 25’ini belirlediğini gösteriyor.
Geri kalan büyük bölüm ise yaşam tarzı ile bağlantılı.
Uzmanlara göre düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme, meyve tüketimi ve ideal kilonun korunması gibi faktörler, vücuttaki oksidatif stresi azaltarak hücrelerin daha uzun süre sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor.
Bilim dünyası, uzun yaşamın biyolojik sırlarını çözmeye yönelik çalışmalarını sürdürürken, bu tür araştırmaların gelecekte yaşlanma sürecini yavaşlatabilecek yeni tedavilerin geliştirilmesine kapı aralayabileceği belirtiliyor.



