Bankacılık sektöründe kredi kullanan milyonlarca vatandaşı yakından ilgilendiren oldukça kritik bir hukuki gelişme yaşandı. Antalya'da bir tüketicinin özel bir bankadan farklı dönemlerde kullandığı 6 ayrı kredi sonrasında yaşanan anlaşmazlık, Türk yargı sisteminin en üst mercilerinden birine taşındı. Banka tarafından yapılan vergi kesintilerini geri almak isteyen vatandaşın başlattığı hukuk mücadelesi, finans dünyasındaki sözleşme şartlarının ve yasal yükümlülüklerin yeniden tartışılmasına yol açtı.
Söz konusu olayda ilgili banka, tüketicinin çektiği krediler üzerinden yaklaşık 5000 TL tutarında Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi kesintisi yaptı. Yapılan bu kesintinin haksız olduğunu değerlendiren kredi kullanıcısı, parasını geri alabilmek amacıyla icra takibi başlattı. Bankanın bu icra takibine itiraz etmesi ve sürecin durması üzerine, tüketici hakkını aramak için tüketici mahkemesinin yolunu tuttu. Antalya 3. Tüketici Mahkemesi nezdinde görülen davada ilk derece mahkemesi, tüketiciyi haklı bularak bankanın itirazını geçersiz saydı ve icra takibinin devam etmesine hükmetti.
Adalet Bakanlığının Müdahalesi Ve Yargıtayın Emsal Kararı
Yerel mahkeme tarafından verilen kararın kesinleşmesinin ardından Adalet Bakanlığı sürece dahil olarak dosya hakkında kanun yararına bozma talebinde bulundu. Bakanlık, yerel mahkemenin vermiş olduğu iade kararının mevcut mevzuat ve yasal düzenlemelerle çeliştiğini, dolayısıyla hukuka aykırılık taşıdığını belirtti. Bu talep üzerine dosya, detaylı bir temyiz incelemesi yapılması amacıyla Yargıtay 3. Hukuk Dairesine gönderildi. Yüksek mahkeme, yapılan incelemeler sonucunda sonuca etkili olmamak kaydıyla yerel mahkemenin kararını kanun yararına bozdu.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından açıklanan kararda, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu hükümlerine dikkat çekildi. İlgili kanun uyarınca, finansal kiralama işlemleri haricinde kalan tüm bankacılık ve sigortacılık faaliyetlerinin Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisine tabi olduğu vurgulandı. Yüksek mahkeme, bankaların sunduğu finansal hizmetlerde bu verginin doğmasının yasal bir zorunluluk olduğunu ve bu yükümlülüğün finansal sistemin temel işleyiş kurallarından biri sayıldığını hatırlattı.
Sözleşme Hükümlerinin Geçerliliği Ve Haksız Şart Değerlendirmesi
Yüksek mahkemenin detaylı gerekçesinde Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun maddelerine de geniş yer ayrıldı. Bir sözleşme maddesinin haksız şart sayılabilmesi için tüketiciyle müzakere edilmeden metne eklenmesi ve dürüstlük kuralına aykırı bir dengesizlik yaratması gerektiği ifade edildi. Kredi veren finans kuruluşlarının, tüketicilere karar vermeleri için makul bir süre öncesinde sözleşme taslağını sunması gerektiği vurgulanarak, somut olayda bu kurallara uyulup uyulmadığı titizlikle incelendi.
Yapılan incelemelerde, davaya konu olan kredilerin kullanımı öncesinde taraflar arasında imzalanan sözleşmede, doğacak vergi ve masrafların tüketici tarafından ödeneceğinin açıkça belirtildiği tespit edildi. Yargıtay, tarafların serbest iradeleriyle imzaladıkları bu maddelerin haksız şart niteliği taşımadığını belirterek, BSMV kesintisinin tüketiciye yansıtılmasının hukuka uygun olduğu sonucuna vardı. Bu doğrultuda yerel mahkemenin davayı reddetmesi gerekirken kabul etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu kaydedildi.
Kredi Kullanıcıları Ve Bankacılık Sektörü Açısından Sonuçlar
Alınan bu karar, gelecekte benzer taleplerle yargıya başvurmayı düşünen milyonlarca kredi kullanıcısı için bağlayıcı ve yol gösterici bir nitelik taşıyor. Yargıtay, sözleşmede açık hüküm bulunduğu sürece bankaların yasal vergileri müşterilerine yansıtmasının hukuka uygun olduğunu tescillemiş oldu. Bu durum, kredilerde sözleşme öncesi bilgilendirme formlarının ve imzalanan metinlerin ne kadar büyük bir hayati önem taşıdığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Karar doğrultusunda, bankaların müşterilerinden tahsil ettiği %5 veya %15 oranındaki BSMV kesintilerinin, sözleşmede aksine bir madde bulunmadığı sürece iade edilmesinin önü kapatılmış oldu. Yargı organları, yasal mevzuattan kaynaklanan vergi yükümlülüklerinin sözleşme serbestisi çerçevesinde tüketicilere aktarılabileceğini net bir şekilde ortaya koydu. Böylece finans sektöründe uzun süredir belirsizliğini koruyan ve emsal teşkil eden önemli bir hukuki tartışma noktalanmış oldu.
Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım