1. YAZARLAR

  2. Ayşegül Müftüoğlu

  3. Yeryüzünü Gönülleriyle Isıtanlar
Ayşegül Müftüoğlu

Ayşegül Müftüoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeryüzünü Gönülleriyle Isıtanlar

A+A-

            Ne ateşin, ne suyun, ne de başka bir şeyin sıcaklığı, ruhun sıcaklığıyla boy ölçüşemez. Yeryüzünü ısıtan gönüller için “Aman yerküre ısınıyor ne yapsak” endişesine kapılmaya gerek yoktur. İbrahimî, Muhammedî sıcaklıktır çünkü.

            Buz kesen yürekleri, bir nebze ölümden kurtarıp, âb-u hayat içirerek iklim değişikliğine yol açma sevdasıdır. Kimi buzunu eritir sadece, kimi mana derisi ince olan yanar da kül olur.

            Ne diyelim, bir kere daha yeniden ve hiç eskimeyecek bir selamla selam olsun yeryüzünü gönülleriyle ısıtanlara…

            DÜNYA

           Ölümüne bir seçimdir ceylanınki susuzluktan ölmekle su içerken vurulmak arasında. O susuzluktan ölmek yerine su içerken ölmeyi tercih eder”. (N. Bekiroğlu)

            Gönlü kırık bir mazlumun bakışıyla baktım sana bugün ey dünya. Gülümsedim haline. Kimi gün güneşinle, kimi gün karınla, yağmur ve soğuğunla yararlı olmaya çalışır ama yaranamazsın kimseye. Halinden razı olan pek azdır. Sevenini sevmeyenini, ölüyü diriyi, ekmeğini aşını, kahrını lütfunu, hepsini taşırsın, yük edinirsin sinende. Bağrında koca bir ömür geçirirler sana yalan diye diye ve şikayet ede ede. Ses etmezsin. Vazifen belli. İyi kötü ne ederlerse etsinler, sen süren dolana dek hep aynı hızla kendince döner durursun. Sana yalan da deseler, oyun da eğlence de olsan, pek çoğuna kendini sevdirmeyi başarmışsındır. Onca çektikleri acıya rağmen senden ayrılmak istemezler.

            KARAHİSAR KALESİNDE BAYRAK OLMAK

            Afyon kalesi, Frigyalılar zamanından kalma, şehrin adeta simgesi çok önemli bir eser. Biz Afyonlular ona “Karahisar Kalesi” demişiz. Kalenin kara olmasının güzelliği; adeta acılara bürünmesinde,  olgunlaşmasında ve dahi sıkıntıları özümseyerek dimdik kalmasında saklı. Bir de 15 Temmuz’un akabinde onun üstüne bir bayrak dikildi. Bayrağın kendi manevi anlamlarına ilaveten,  başı dik, kaypak olmayan bir zeminde, sapasağlam, dimdik bir duruşu simgeleyen hali, münafık ve kafire adeta meydan okuyan bir müminin duruşuna benziyor.

            Ey mümin! Nasıl ki o bayrak kalenin zirvesindeyse sen de insanlığın zirvesindesin. “Vela tehinu, vela tahzenu ve entümül e’levne in küntüm müminin (Gevşemeyin, üzülmeyin, müminseniz en üstünsünüz)” mealindeki ayeti hatırlatıyor.

            Rüzgarda her daim dalgalanırken, özgürlüğü hatırlatıyor. Ayakları ise hep sabit vatanının toprağında.

            Ve işte en acısı yalnızlığı.  Zirvelerin yalnızlığını öyle güzel anlatıyor ki; hem kalenin tepesinde ulaşılmaz bir seviye, ancak çok emek verip tırmanabilenlerin harcı ona ulaşmak ki bu herkese nasip olmuyor. Hem de tepeden adeta bütün şehri kucaklayarak bakıyor, sanki benim gölgem altında rahat yaşayın dercesine.

            Hey Bayrak! Benim Bayrağım, uğruna gözümü kırpmadan öleceğim Bayrağım! Ne dizeler söylendi sana, ne cümleler yazıldı, ne besteler yapıldı. Yetmedi, yetmeyecek. Çünkü sen gönüllere yazıldın, atalarımızdan en büyük yadigar ve Mevla’dan belki dünyalık en büyük hediye olarak. Ben sana ne desem az gelecek ama yine de bir şey söyleyeyim mi?

            SEN BİZİM KALEMİZİN EN TEPESİNE ÇOK YAKIŞTIN ÇOK…

            NEFSİN ANTİBİYOTİĞİ

            Yalnızlığın muhteşem zenginliğinde yahut çıldırtan ızdırabında Seninle olmak.

            Sıkıntıların bitmez sanılan girdabında ya da sabrın kıyaslanmaz gücünde Seninle olmak.

            Bilinmez geleceklerin acı sarmalında ve her an hemen geliverecekmiş gibi beklenen müjdelerin umudunda Seninle olmak.

            Ömre bedel anlık mutlulukları yaşarken, rahmetinin hoşnutluğuyla eriyip, azametinin zerre tecellisinde teselli olmak.

            Bir elimiz yağda bir elimiz balda ve dost görünenlerin yanımızda olduğu zamanlarda, tek vazgeçilmezimizin Sen olduğunun farkında olmak ve tek çaremizin Kitabın olduğunu unutmamak.

            EBEDİ SENİNLE KALMAK İÇİN

            Medine’m.. Gözüm yaşlanır, gönlüm telaşlanır, resmini görünce. Hasret yüreğimi örünce, yetişemez hiç bir şey gönül hızıma. Suçluyum ama ne olur kızma. Kendimi Sende bulurum birden. Sende olmadığım an, yaşamadım ki zaten! Medinemmmm!

            Adını anmaya layık değil dilim. Derdime çaresiz kalır bilim. Kuyudayım, çıkamadım. Şeytanımı yıkamadım. Ama sevdası seyyar olanlardan değilim! Seni sevdim seveli yüreğim kan ağlıyor.

            Ne yanında kalabildim, ne gelebildim, ne getirebildim... Aslında hep benimleydin. İçimdeki sevgiliye, görünemedim, çirkinim diye.

            Hediyem yok ki verecek! Kaçtım, yüreğim yanarken, eller Seni anarken; göz yaşımla seslendim, hatıralarla hislendim, umudunla beslendim. En yakınında, gönlündekine, ellerle selam göndermek nasıldır bilir misin?

            Onlara anlattım Seni. Sevdanla yansın içleri. Belki önce kendilerinin, sonra benim ateşimi söndürürler.

            Günahkar ellerim temizlenirse, müznip gözlerim paklanıp, kara alnım aklanıp, bir gün kavuşursa Sana; yine misafir niyetine mi ağırlarsın? Ev sahibi olmak için, Sana sevdamı ispat için, yüreğimin kefaleti yeter mi bir gün? Aşkımın sefaleti biter mi bir gün?

            Ebedi seninle kalmak için, Ebu Bekir mi, Ömer mi olmak gerek? Cennetü'l-Baki'de mi; Uhud'da mı kalmak gerek?

            Ya da, ya da gönlünü nasıl almak gerek? Seni yaşatan yüz bin Muhammedler olmak gerek!

            Karga gülü, gece gündüzü çaldı. / Zehir yâre, bal ağyare kaldı…

Bu yazı toplam 13732 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.