1. YAZARLAR

  2. Ramazan Şimşek

  3. Yeniden Dirilişin İlk Şartı
Ramazan Şimşek

Ramazan Şimşek

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeniden Dirilişin İlk Şartı

A+A-

YENİDEN DİRİLİŞİN İLK ŞARTI: TÖVBE-İ NASUH (*)

“Ey inananlar! Yürekten tövbe ederek Allah'a dönün...” (Tahrim, 66/8.)

Bugün için Müslümanların en önemli sorunlarından biri, gerek fert olarak, gerekse toplum olarak geçmişte işlemiş olduklarını düşündükleri günahların ağırlığı altında ezilerek içinde bulundukları kötü durumdan kurtuluş için Allah’tan ümitlerini büyük ölçüde kesmiş olmalarıdır. Bunun en tipik göstergesi, hemen her gün işittiğimiz şu gibi ifadelerdir: “Hocam boşuna uğraşma, bizden adam olmaz.” Maalesef bu tür sözler, çoğu zaman başlanacak nice güzel ve hayırlı işin önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır. Hâlbuki bu yaklaşım tarzı, Kur’an’da açık bir dille yasaklanıp haram kılınmıştır: “De ki: Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.” (Zümer, 39/53) Allah Teala, âlemlerin Rabbidir; melekler, cinler, hayvanlar, bitkiler, vb. âlemler. O, bir âlem yaratmıştır ki onun merkezinde insan vardır. İnsan, diğer varlıklardan farklı olarak cüzi irade; yani özgürlük ve sorumluluk sahibidir. Bunun gereği olarak o, hata ve kusura açık bir varlıktır. Hz. Peygamber (s.a.v), bu hususu şöyle ifade etmiştir: “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” (Müslim, Tevbe, 9.)

Bu noktada önemli olan husus, hatasız ve kusursuz bir kimse olma veya bulma arayışına girmek değil, bilakis hata ve kusurlarımızı tespit edip bunları derhal düzeltme yönelişi içinde olmaktır ki; İslam’da bunun adı tövbedir. Hz. Peygamber (s.a.v), bu hususu çok güzel dile getirmiştir: “Bütün âdemoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” (İbn Mace, Zühd, 30) Esasen Hz. Âdem (a.s.) kıssasında bize verilmek istenen temel mesaj budur; yani hatasız ve günahsız kimse olmaz. Şayet tövbe ederseniz, hayatınıza tıpkı başlangıçtaki gibi tertemiz olarak devam edebilirsiniz. Nitekim Hz. Âdem (a.s.) cennette işlediği günaha rağmen samimi bir şekilde pişman olup tövbe ettiği için Allah Teâlâ tarafından peygamber olarak seçilmiş ve kendisine ilahî vahiyler bahşedilmiştir: “Âdem, Rabbinden birtakım buyruklar aldı; onları yerine getirdi. Rabbi de bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz o tövbeleri daima kabul edendir, merhametli olandır.” (Bakara, 2/37)

Günah, insan vücuduna giren zararlı mikrop ve bakteriler gibidir. Şayet zamanında tedbir alınıp tedavi edilmezse önce sahibini, ardından da diğer insanlara yayılarak bütün bir toplumu hem dünya, hem de ahirette hüsrana uğratır: “Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.” (Bakara, 2/81)

Kur’an’a göre kişilerin ve toplumların işlemiş oldukları günahların maddi ve manevi yükünden tam olarak kurtulmalarının yegâne şartı, “tövbe-i nasuh”tur: “Ey inananlar! Yürekten tövbe ederek Allah'a dönün ki, Rabbiniz kötülüklerinizi örtsün, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koysun.” (Tahrim, 66/8) “Tövbe-i Nasuh” insanın işlediği bir günahı fark ettikten sonra gerçekten büyük pişmanlık duyması ve bir daha onu işlememek üzere Allah’a söz vererek bu sözün gereğini layığınca yerine getirmesidir. Bu durumda o kimse, işlediği günahın türü ve büyüklüğü ne olursa olsun bütünüyle affedilir. Nitekim Hz. Peygamber, (s.a.v), bizlere bu müjdeyi şöyle vermiştir: “Günahtan tam dönen ve tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gibidir.” (İbn Mace, Zühd, 30)

Tövbe, bir kimsenin kendisiyle Rabbi huzurunda samimi bir şekilde yüzleşmesidir; onda yalan, riya ve gösteriş olmaz; olmamalıdır da. Şayet tövbeye bu tür şeyler karışırsa, bu durumda o, gerçek; dolayısıyla makbul bir tövbe olmaktan çıkar. Kur’an’da bu husus, münafıkların tavırları üzerinden anlatılmakta ve kınanmaktadır: “Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.” (Bakara, 2/9) Şayet belli bir günah için yapılan tövbe, sık sık bozulmak suretiyle tekrarlanırsa, bir müddet sonra fayda ve fonksiyonunu kaybederek tam tersine nifaka; yani sahibinde kişilik bozukluğuna yol açar. Şöyle ki gün içinde haksız kazanç, yalan, gıybet vb. günahlara bulaşan bir kimse her akşam namazdan sonra bunlardan tövbe ediyor, fakat ertesi gün onları yine işliyorsa, zaman içinde bu durum kanıksanmaya, dolayısıyla hastalıklı bir Müslüman tipolojisinin oluşmasına neden olur. Bir yanda namaz, oruç ve hac; diğer yanda türlü türlü haram ve günah. İşte Maun suresinde ifade edilen husus, tam da bu olsa gerek: “Vay o namaz kılanların hâline ki: Onlar kıldıkları namazdan gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar. Onlar basit şeyleri dahi vermezler.” (Maun, 107/4-7)

Tövbe, aynı zamanda geçmişte işlenen hata ve kusurlara dair bir tür itiraftır. Artık o günahlar işlenmiştir; bir daha geri dönüp onları ve zararlarını tümüyle bertaraf etme şansı yoktur. Bunların Allah’a taalluk eden yönleri bir şekilde affedilecektir; fakat kullara taalluk eden yönleri, maddi ve manevi olarak hâlâ ortada durmaktadır. Onları mümkün olduğunca telafi etmeye çalışmak gerekir; çünkü İslam’da en önemli şey, kul hakkıdır: “Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz hâlde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hâkimlere aktarmayın.” (Bakara, 2/188) Samimi bir şekilde tövbe eden kimseye düşen görev ve sorumluluk, öncelikle hakkına girdiğini düşündüğü kimseleri bulup onlardan özür dilemesi, haklarını onlara eksiksiz bir şekilde tazmin etmesi ve kendileriyle rızalarını alacak şekilde helalleşmesidir. Zira ahiret âlemine götüreceğimiz en tehlikeli şey kul hakkıdır: “Ey inananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz ki size merhamet eder.” (Nisa, 4/29)

Bütün bunlar dışında hata ve kusura açık bir varlık olan insanoğlunun gerek Rabbine, gerek insanlara, gerekse diğer varlıklara karşı bilerek-bilmeden, isteyerek-istemeden işlediği pek çok hata ve kusur olabilir. Bunları tek tek tespit edip maddi-manevi kefaretlerini tam olarak ödemek mümkün değildir. İşte bu noktada onların bütün günah ve vebalinden kurtulmanın en önemli yolu, ortaya çıkarmış oldukları zararları fazlasıyla bertaraf edecek şekilde iyiliklerde bulunmaktır. Zira tıpkı vitaminlerin vücuda giren mikropları zararsız hâle getirdikleri gibi, iyilikler de kişiye bulaşan günahları temizleyip etkisiz hâle getirirler: “Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt kabul edenlere bir öğüttür.” (Hud, 11/114)

Cenab-ı Allah, bütün hata, kusur ve günahlarımızı affetsin.

Ramazan ŞİMŞEK

Afyonkarahisar İl Müftülüğü

Hac ve Umre Hizmetleri Şube Müdürü

* Balıkesir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muammer Erbaş’ın Makalesinden yararlanarak hazırlanmıştır.

Bu yazı toplam 10102 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.