1. YAZARLAR

  2. Sena Coşkun

  3. Yeni Medya ve Gençlik
Sena Coşkun

Sena Coşkun

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Medya ve Gençlik

A+A-

Yeni iletişim teknolojileri ile birlikte artık düşüncelerimizi, ürünlerimizi paylaşmamıza olanak sağlayan, kimi zaman tartışmaların da yapılabildiği bir medyaya sahibiz. “Yeni medya” olarak adlandırabileceğimiz bu sanal ortam, kullanıcı tabanlı olmasının yanı sıra, kitleleri ve insanları bir araya getirmesi ve gerek kullanıcılar arasında, gerekse de kullanıcılarla paylaşılan enformasyon arasındaki etkileşimi arttırması bakımından önem taşıyor.

Kitle iletişim araçlarındaki bu gelişim ve değişimin, toplum içerisinde özellikle genç nüfusu daha fazla etki altına aldığını görüyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yapılan çalışmalarda, bilgisayar ve internet kullanım oranlarının en yüksek olduğu yaş grubunun 16-24 yaş grubu şeklinde tespit edildiğinden yola çıkacak olursak, gençlerin bu anlamda internet ve yeni medya araçlarının kullanımına öncülük eden bir kuşak olduklarını söyleyebiliriz.

Zira, gençler, sosyal yapı içerisinde yaşanan kültürel değişimlerden en üst düzeyde etkilenen ve söz konusu değişimlere en hızlı uyum sağlayan kesimdir. İçinde bulunduğumuz haz ve hız çağında, bir taraftan medyanın etkisi ile tüketim toplumunun birer nesnesi olan gençler, diğer taraftan ebeveynlerinin ve öğretmenlerinin önerdiği ahlak anlayışıyla yetiştirilmektedirler. Bu anlamda kimi zaman birbirine karışan, çoğul bir kimliğe sahip oldukları söylenebilir.

Dijital kültürün içine doğduklarından dolayı haber ve bilgi alma, eğlenme, sosyalleşme ihtiyaçlarını internet erişimi olan yeni medya araçlarından karşılamaktadırlar. Sahip oldukları kimliklerini, hayat tarzlarını ve tüketim alışkanlıklarını hem arkadaşları hem de akranlarıyla bu şekilde paylaşmaktadırlar. Özellikle gençler arasında kullanım sıklığı bakımından hızlı bir yükseliş gösteren başta sosyal ağlar olmak üzere yeni medya uygulamaları, geleneksel medyaya rakip olmakta, hatta bazen geleneksel medyayı tehdit altına alabilmektedir. Bu bağlamda, günümüz gençliğinin sık sık internete giren, sosyal ağlarda uzun zaman geçiren, gereksinimlerinin büyük bir bölümünü internet aracılığıyla gideren bir kuşak olduğu görülmektedir. 

Şöyle ki, doğdukları andan itibaren hayatları boyunca dijital teknolojilerle çevrili olan günümüz gençliğine “Milenyum Gençliği, Net Jenerasyonu, Y Jenerasyonu, Dijital Yerliler” şeklinde farklı isimler atfedilmiştir. Söz konusu gençler, önceki jenerasyonların daha önceden sahip olamadıkları günlük deneyimlere sahip olmaları bakımından da benzersizdirler. 

Günümüzde dijital kültürün içine doğan söz konusu gençler ile dijital kültüre yabancı olan fakat ayak uydurmaya çaba gösteren kuşak arasındaki farklılaşma ise giderek artmaktadır.

Marc Prensky, kuşaklar arasında yaşanan bu farklılaşmayı; dijital medya araçlarına aşina olanlar (dijital yerliler) ve aşina olmayanlar (dijital göçmenler) olarak açıklamıştır. Dijital yerliler olarak adlandırılan kuşak, 1980 ve sonrasında doğan kuşaktan oluşmaktadır. 1980 öncesinde doğmuş olan dijital göçmenler ise, internet ve yeni medya teknolojilerini önceleri “yabancı ve korkulması gereken araçlar” olarak görseler de, bugün sanal gerçekliğe ve yeni medya araçlarına uyum sağlamaya çalışmaktadırlar.

Prensky’e göre, çevrimiçi ortamlar, internet, anlık mesajlaşma ortamları, cep telefonları, dijital müzik çalarlar, bilgisayar oyunları ve sosyal ağlar gibi dijital çağın pek çok aracı, dijital yerlilerin hayatlarının merkezini oluşturmaktadır. Bilgisayar, internet ve video oyunlarının dijital dilini ana dilleri gibi konuşan dijital yerliler, bilgiye de hızlı bir şekilde ulaşmak isterler. 

Dijital yerliler olarak ifade ettiğimiz gençler, yeni teknolojiyi “profesyonel çalışmalarının niteliğini arttırma; sosyal iletişim kurma; kişisel ilgi veya eğlence gereksinimini giderme; ders çalışma ve bilgiye erişme” şeklinde amaçlarla kullandıkları takdirde hayatlarını da kolaylaştırabilmektedirler.

Öte yandan, yeni medya ortamlarını kullanmaya daha eğilimli olan gençlerimizin kullanım düzeylerini ayarlayamıyor olmaları nedeniyle birtakım sorunlarla karşı karşıya kalabildiklerini de göz ardı etmememiz gerekir. Yapılan bilimsel çalışmalar, gençlerin, ev içi serbest zamanlarda ebeveynlerinden yeterli ilgiyi göremediklerinde yeni medya teknolojilerine daha çok bağlandıklarını aktarmaktadır. 

Nitekim, aile içinde aradıkları huzuru, ilgiyi ve yakınlığı bulamayan gençler, sanal ortam ve ağlarda kendilerini dinleyecek birilerini aramaktadırlar. Hatta kendilerini söz konusu sanallığın tutsağı ettiklerinin, hızla akıp giden zaman içerisinde kaybolduklarının farkına bile varamadan, telefon, tablet veya bilgisayarlar aracılığıyla yeni medya teknolojileri ile meşgul oldukları görülmektedir.

Bunun önüne geçmek için, medya okuryazarlığı eğitiminin etkin bir şekilde verilmesinin yanı sıra ebeveynlerin de söz konusu gençlerle iyi bir diyalog içinde olmaları, “eşlik edilme, sosyal ve psikolojik yakınlık” gibi ihtiyaçlarının yeni medya kullanımı ile doyurulması yerine, aile birlikteliğinin, aile içi iletişimin ön plana çıkması gerekir. 

Burada maksat, gençlere söz konusu teknolojileri ve sosyal medyanın sağladığı imkânları keskin, sert bir üslupla yasaklamak değil, ölçülü ve ihtiyaca cevap verecek şekilde kullanabilme becerisi kazandırmak olmalıdır. Bu sayede gençlerin bu teknolojilerle körü körüne bir bağımlılık ilişkisi oluşturmasının da önüne geçilebilir.
 

Bu yazı toplam 639 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.