1. YAZARLAR

  2. Sena Coşkun

  3. Yeni Medya ve Etkileşimsellik
Sena Coşkun

Sena Coşkun

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Medya ve Etkileşimsellik

A+A-

Teknolojinin ilerlemesi ve internetin ortaya çıkması ile birlikte, insanlar arasındaki mesafelerin her geçen gün daha da yakınlaşmaya başladığı söylenebilir. Bu yakınlık, bir taraftan iletişim biçimlerimizi ve sosyal hayatımızı değişikliğe uğratmakta, diğer taraftan ise “yeni medya” kavramını ortaya çıkarmaktadır.

Bilgi iletişim teknolojilerinde görülen baş döndürücü gelişmeler sonucu oluşan “yeni medya ortamları”, bugün hayatımızın tüm alanlarını kaplamakta ve dönüştürmektedir. İnternet kullanımının yaygınlaşmaya başlaması ile birlikte bireyler arasında yeni medyalar (bilgisayar, bilgisayar ağları, internet, web 2.0, çevrimiçi habercilik, çevrim içi sohbet odaları, e-ticaret, e-imza, dijital medya, dijital oyun, cep telefonları, Ipod, avuç içi bilgisayarlar) aracılığıyla gerçekleşen eylemlerin etki ve kapsama alanı da genişlemiştir.

Geleneksel medya unsurları olarak bahsedebileceğimiz “gazete, dergi yayıncılığı, radyo ve televizyon yayınları ve sinema filmleri”, bugün yerlerini korumakla birlikte, izleyicinin ilgisinin hızlı bir biçimde yeni medya tarafından yaratılan içeriğe doğru kaydığı görülmektedir. 

Tek taraflı mesaj iletmeye programlı geleneksel kitle iletişim araçlarından, bugün eşzamanlı ve çift yönlü haberleşme imkânı sağlayan yeni medya ve iletişim ortamlarına geçiş olduğu yönünde bir eğilim olduğunu söyleyebiliriz.

Enformasyonların toplanmasında, saklanmasında, işlenmesinde ve aktarımında mikroişlemci ya da bilgisayar sistemlerinden yararlanan, kullanıcılar arasında etkileşime olanak tanıyan yeni medya ortamlarını geleneksel medyadan ayıran/farklılaştıran birtakım özellikler de, yine Binark ve Löker’e göre “dijitallik, etkileşimsellik, hipermetinsellik, multimedya biçimselliği ve kullanıcı türevli içerik üretimi, yayılım ve sanallık” şeklinde sıralanmaktadır.

Söz konusu özelliklerden biri olan “etkileşimsellik” özelliği, dijital ortamda birden çok gerçek veya sanal kullanıcının karşılıklı olarak etkileşime geçmesidir. Örneğin; bir haber sitesinde yer alan bir habere yazılan bir okur yorumuna bir başka kullanıcı/okuyucu tarafından yorum yazılabilir; ya da Facebook’ta yüklenen bir videoya veya görsel malzemeye yorum eklenebilir. 

Kullanıcılar, kendilerine sunulan yalnızca sınırlı sayıdaki seçenek arasından değil, neredeyse sınırsız sayıdaki seçenek ve kaynak arasından diledikleri gibi seçim yapabilirler. Sahip oldukları bilgi ve deneyimi istedikleri an paylaşarak alenileştirebilirler. Bu sayede de başkaları tarafından rahatlıkla erişilebilen birer bilgi kaynağına dönüşmüş olurlar.

Söz konusu etkileşimsellik, kullanıcıların farklı metinlere veya imgelere ulaşabilmelerine ve bunları istedikleri takdirde değiştirebilmelerine de olanak tanır. 

Beth Coleman da, özellikle internet aracılığıyla bireylerin birbirleri ile etkileşime girdiklerine ve bu etkileşimin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldiğine dikkat çekerek, “Bugün en önemli dönüşüm alanı insan-bilgisayar ilişkisi değil, insan-insan ilişkisidir” saptamasında bulunmaktadır.

Yeni medyanın etkileşimsellik özelliği, bir taraftan da bireysellik duygusunun ön plana çıkmasına yol açar. Bu bağlamda, kullanıcıların bir yandan bireyselleştiklerini, öte yandan da sanal uzamda yeniden toplumsallaşmakta olduklarını söyleyebiliriz. Bakardjeva, bu toplumsallaşma biçimini “hareketsiz toplumsallaşma” olarak ifade etmektedir.

Yeni medya aracılığıyla karşılıklı etkileşime giren kullanıcılar, bulundukları mecraları kamusal bir alana dönüştürürler. Gerçek hayatta bir araya gelmesi mümkün olmayan kişi ve gruplar, bu mecralarda sosyalleşerek paylaşımlarda bulunurlar. Tabi tüm bu paylaşımların da sorumluluk bilinci içerisinde, amacına uygun şekilde yapılması gerekmektedir.

Geleneksel medya araçlarında sunulan enformasyonun, tek kaynaktan çok kullanıcıya ulaştığı sürecin yerini, kişinin topluluktan ayrı olarak bilgiye ulaşabilmesine bıraktığı görülmektedir. 

Zira, yeni medyanın etkileşimsellik özelliği ile birlikte daha önce edilgin birer “tüketici” olarak konumlandırılan kullanıcıların, çevrimiçi ortamın etkin bir “üreticisi” konumuna dönüştüklerini de söyleyebiliriz. 

Böylesi bir durum, kullanıcıların çok farklı dış gerçeklik alanlarına (politik, dini, sosyal ve benzeri) ilişkin olguları tartışmaya açmasını ve dolayısıyla çok farklı görüşlerin karşılıklı etkileşime girmesine olanak sağlar.

Öte yandan, yeni medya, kullanıcılarına fikirlerini empoze edebilmek için en uygun ortamlardan biri olmasının yanı sıra sınırsız bir ifade hürriyeti de sunmaktadır. Bu noktada, Prof. Dr. Mutlu Binark’ın da belirttiği üzere, ifade özgürlüğü ile nefret söyleminin birbirine karıştırılmaması gerekiyor. 

Özellikle Türkiye’de nefret söylemi, üstelik sanki ifade özgürlüğü gibiymiş görülebilmekte, farklı siyasi görüşlere, dini inanç ve etnik köken sahiplerine yönelik tahammülsüz bir bakış açısı üretilebilmekte, hatta kimi zaman dolaşıma sokulmakta ve yaygın kılınmaktadır. Bunun da sebebi, Ülkemizde maalesef eleştiri kültürünün yeterli düzeyde gelişememiş olmasıdır.
 

Bu yazı toplam 1476 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.