1. YAZARLAR

  2. Orhan Eser

  3. Yeni Dünya Düzeni
Orhan Eser

Orhan Eser

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Dünya Düzeni

A+A-

2. Abdülhamit Han 20. Yüzyılda ki Dünya düzeni hakkında şu öngörüde bulunmuştur. Demiştir ki, “20. Yüzyılda Dünya’yı tüccarlar yönetecektir”.

20. yüzyılda küresel güce sahip iki tane süper güç görüyoruz. Bunlar ABD ve SSCB. İki kutuplu Dünya düzeninin olduğu bu dönemde bu devletleri milletin veya liderlerin yönetmediğini görüyoruz. ABD’de lobilerin, SSCB’de ise Stalin’den sonra Oligarkların yönettiğini görüyoruz. Sovyetlerin dağılması ve Soğuk savaşın bitmesi ile ABD, Dünya üzerinde tek başına hüküm sahibi olabileceğine inanıp yenilmez bir güçmüş gibi davranmaya başladı. Ama bu hareketler ona pahalıya patladı. Bu güne kadar girdiği her savaşı eline yüzüne bulaştırdı. Girdiği her yerde büyük kayıplara uğradı. Özellikle Sovyetlerin dağılması ile bölgedeki boşalan siyasi alanlarda hakimiyet sağlayabileceğine inandı. Ama buna Dünya üzerindeki hiçbir devlet istemedi ve müsaade etmedi. Amerika’nın bu tutumu kendi sonunu getirdi.

Gelelim günümüze…

Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal 21. Yüzyılın Türk asrı olacağını söyledi. 

Acaba gerçekten de olabilecek mi?

Şu an görüyoruz ki, ABD yaptığı hataların farkında. Artık hayalperestçe bakmamakta (mı acaba?)… Gücünün o kadar büyük olmadığına, her şeye yetemeyeceğine kani olmuş gibi görünüyor. 

Şu an Dünya üzerinde ki güç dengesinin oluştuğu bir dönemdeyiz. Bu dönem de tüccarlardan ziyade milletlerin daha etkin olduğu ve olacağı görünüyor. Geçmişteki tarih yapıcı devletler yeniden bu dengenin içindeler. 2008 krizinden sonra dünyadaki ekonomik sistemin temeli çatırdadı ve yıkılmaya başladı. Siyasi depremden sonra ekonomik deprem değişimin hızını giderek arttırdı.

Dünya, yeni bir siyasi ve ekonomik düzen arayışında… Bu kurulacak yeni düzende ise güç elde edebilmek için devletler gün geçtikçe daha da sert mücadele etmekteler. Devletler, geçmişten bu güne ana kıtada ne kadar güç sahibi olmuşsa Dünya üzerinde de o kadar güç sahibi olmuştur. Bu kaidesi halen geçerlidir. 

Ana kıtaya yani Avrasya ya hükmetmek istiyorsa bir devlet… 3 bölgeye hükmetmesi gerekir. Bunlardan Anadolu, Mezopotamya ve Ceziret-ül Araptır. Çünkü 3 büyük kıtanın kesişim noktası bu bölgelerdir. Tarihte ki kadim medeniyetler bu bölgede yaşamıştır. Yani hem coğrafi hem tarihi hem jeopolitik hem de jeostratejik gücü itibari ile bu bölgeler dünyanın güç dengesini belirlemektedir.

ÖZAL’IN HALEFİ ERDOĞAN

İki kutuplu sistemin yıkılması ile Dünya’nın yeni bir düzene gireceğini gören Özal, Türkiye’nin bu fırsattan en iyi istifade edebilecek ülke olduğunu gördüğü için bu sözlerini söyledi büyük ihtimalle.

Bizim süper güç olabilme kapasitemizi sadece Özal’ın görmediği ortada. Zira son yıllarda ülkemize yapılan saldırılar, 15 Temmuz girişimi ortada. Bu yaşadığımız olaylar diğer güç sahibi, tarih yapıcı devletlerin bunu görüp buna müsaade etmeyeceğinin göstergesidir. Çünkü Türkiye’nin bu coğrafyada dolayısıyla Dünya da neler yapabileceğini çok iyi biliyorlar ve görüyorlar.

Sayın Cumhurbaşkanımızın geçen hafta ki yurt dışı ziyaretleri Türkiye için büyük önem arz etmektedir. Bu ziyaretler ile dış politikamızı bir muhasebe etmiş ve yeni bir yol çizdiğine inanıyorum. Artık Türkiye uluslararası yapıda kendinden emin bir şekilde durmaktadır. 

Cumhurbaşkanımızın karşılanması, ağırlanması, gördüğü ilgi ve alaka şahsına olmakla birlikte esas olarak Türkiye Cumhuriyetinedir.  Sayın Cumhurbaşkanımız ülkemizin sahip olduğu güç potansiyelinin ve şanlı tarihinin farkında olarak, bizi en iyi şekilde temsil ettiğini görüyor ve bundan gurur duyuyorum.

ÇİN VE İPEK YOLU EKONOMİK KUŞAĞI

Yukarıda da bahsettiğim üzere Dünya’nın merkezi kabul edilebilecek bu üç bölgenin öneminin bir sebebi de ticaret yollarının burada kesişmesinden kaynaklanmaktadır. 

Tarihteki en eski ticaret yolları ipek yolu ve baharat yoludur. Zaman ne kadar geçse de bu yollar önemini asla kaybetmeyecektir. Çünkü ne Dünya’nın kara yapısı değişiyor nede milletler yok oluyor. Bu yüzden bu iki varlık devam ettiği sürece bu yolların önemi asla kaybolmayacaktır.

Dünya düzeninin sarsıntıya uğramaya başladığı zamanlarda Çin Devlet Başkanı Deng Xiaping ekonomik politikalarına yeni bir yol çizdi. ÇKP’nin 11. Kongresinde, “Bir sıçrama istiyorsak, ekonomide ideolojik yaklaşımı reddetmeliyiz” sözleri kapitalist dünya düzeniyle Çin’in komünist ekonomik anlayışının baş edemeyeceğini anladıklarını göstermektedir. Ve Çin o günden itibaren önüne geçilemez bir büyüme sergilemiştir. Çünkü Mao Zedong döneminden bu yana farkında oldukları bir stratejik unsurları var, o da nüfuz! 

Mao,  Avrupa’nın nükleer savaş tehdidi karşısında “bu savaşın küllerinden sadece Çinlilerin çıkacağını” söylemiştir.
Bu hızlı kalkınma ve büyüme, sahip oldukları bölgesel nüfuz gücünün Çin’e bir üstünlük kopleksi verdiğini görüyorum. ABD’nin yıllar önce düştüğü hataya düşmekte. 

Şimdi Çin, Dünya üzerinde mutlak güç sahibi olmak istiyor. Kadim tarihi ve devlet geleneği olan Çin, büyük devlet olma potansiyeline sahip ama kendisini mutlak güç sahibi görmemelidir. Çünkü coğrafi konumu itibari ile buna müsait değildir.

Çin’de son yıllarda iki büyük proje var. Bunlar aynı zamanda tarihi geçmişe sahip olan modern ticaret yolları projesi. Çin, tarihi ipek yolunu ve deniz yolu olan baharat yolunu yeniden aktif bir şekilde devreye sokmak istiyor.  

Devamı haftaya…

Allah’a emanet olun. 
 

Bu yazı toplam 612 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.