1. YAZARLAR

  2. Sena Coşkun

  3. Yazılı Basında Özdenetim ve Basın Konseyi
Sena Coşkun

Sena Coşkun

Yazarın Tüm Yazıları >

Yazılı Basında Özdenetim ve Basın Konseyi

A+A-

Sansür ve oto-sansürden farklı bir denetim türü olan özdenetim, kuruluşların kendi kendine yaptığı veya benzer kuruluşların bir çatı altında temerküz etmelerinden doğan örgütlenmelerin gerçekleştirdiği denetimdir. Medyada yerli yerinde yapılacak bir özdenetim, medyanın siyasî sansür, ekonomik bağımlılık ve ağır sonuçlar getiren mahkeme davalarından korunmasında önemli rol oynar.

Medya mensuplarının en başta gelen sorumluluğu, haberi veya bilgiyi gerçeğe en yakın ve en doğru biçimde kamuoyuna aktarmaktır. Ticarî kaygıların had safhaya ulaştığı sektörde, diğer medya kuruluşlarından daha fazla ilgi çekme ve haber atlatma maksadıyla, bilgilerin sunulması esnasında kimi zaman doğruluktan verilen ödünler, yalan haberlerin yapılmasına kadar varmaktadır. Bu nedenle, medyada görülmesi muhtemel yanlışlıkları denetleyebilecek, basın hürriyetini savunabilecek, toplum önünde medyanın saygınlığını koruyabilecek düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. 

Söz konusu düzenlemelerden biri ve en yaygını ise “Basın Konseyleri”dir. Basın konseyleri, basın hürriyetini korumak ve geliştirmek maksadıyla hareket eden, basın mensuplarının haklarını müdafaa eden ve kişilik haklarının basın yoluyla çiğnendiği durumlarda, adeta yargısal bir kimliğe bürünerek, gazete ve gazetecilerin savunmalarını almak suretiyle sorunların çözümü yolunda harekete geçen kuruluşlardır. 

Ülkelerin kendilerine has tarihi ve medyası nedeniyle her basın konseyi de kendine özgüdür. Aralarında İsviçre’nin de bulunduğu bazı ülkelerde basın konseyleri, medya mensupları veya medya sahiplerinin desteği olmaksızın oluşturulmuşlardır. Bununla birlikte, deneyimler göstermektedir ki, medya mensupları ve medya sahiplerinin aktif katılımıyla oluşturulan basın konseyleri daha yüksek meslekî itibara ve kamuoyu saygısına sahiptirler.

İlk Basın Konseyi, 1916'da İsveç'te kurulmuştur. Ülkemizde ise 1960 yılına gelinceye kadar, basının kendi kendini kontrolü konusunda bir girişimde bulunulmamış; 27 Mayıs 1960 tarihinden sonraki gelişmeler, basının kendi kendini kontrol etmesi gerekliliğini doğurmuştur. Basın kuruluşları, 24 Temmuz 1960 tarihinde kurulan “Basın Şeref Divanı” tarafından hazırlanan “Basın Ahlâk Yasası”na uyma taahhüdünde bulunmuş olsalar da sistem, çeşitli nedenlerle istenen başarıya ulaşamamıştır. 

Tıpkı 27 Mayıs gibi 12 Eylül 1980 ihtilâlinden sonraki dönem de basında magazinleşmenin ve sorumsuzluğun had safhaya ulaştığı bir dönem olmuştur. Özdenetim konusunun böylece bir kere daha basın camiasının gündemine girmesi ve Türk basınının önde gelen isimlerinin yaptıkları çalışmalar sonucunda, mevcut sistemin revize edilmesiyle 6 Şubat 1988 tarihinde “Basın Konseyi” kurulmuştur. 

Önceleri sadece Basın Konseyi sözleşmesini imzalayan basın organları hakkında karar verebilen Konsey, sözleşmesinde yaptığı bir değişiklikle “Basın meslek ilkelerine uymaya söz verdiğini kamuoyuna kendiliğinden beyan eden” basın organlarını da karar verme kapsamına almıştır. 

Konsey tarafından belirlenen ve Türk Basınının kendi kendine denetim bağlamında Anayasası olarak nitelendirebileceğimiz “Basın Meslek İlkeleri” şu şekilde sıralanmaktadır:

1.    Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.

2.    Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlâk anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz.

3.    Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlâka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.

4.    Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan ve iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.

5.    Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz.

6.    Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz.

7.    Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler, kamu yararı ciddi bir biçimde gerektirmedikçe yayınlanamaz.

8.    Bir basın organının dağıtım süreci tamamlanmadan o basın organının özel çabalarla gerçekleştirdiği ürün, bir başka basın organı tarafından kendi ürünüymüş gibi kamuoyuna sunulamaz. Ajanslardan alınan özel ürünlerin kaynağının belirtilmesine özen gösterilir.

9.    Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse “suçlu” ilan edilemez.

10.    Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.

11.    Gazeteci, kaynaklarının gizliliğini korur. Kaynağın kamuoyunu kişisel, siyasal, ekonomik ve benzeri nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır.

12.    Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır.

13.    Şiddet ve zorbalığı özendirici yayın yapmaktan kaçınılır.

14.    İlan ve reklâm niteliğindeki yayınların bu nitelikleri, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir.

15.    Yayın tarihi için konan zaman kaydına saygı gösterilir.

16.    Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar.

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, söz konusu ilkelere aykırı hareket edildiği iddiasıyla ve usulüne uygun şekilde şikâyette bulunmuş basın mensupları ile yazılı, görsel ve işitsel medya hizmet sağlayıcıların uygulamalarını değerlendirerek karara bağlar. Konseyin yaptırımları manevidir. Kurul, yapılan başvurular nedeniyle “şikâyeti yersiz bulma”, “uyarma” ve “kınama” kararlarından birini verebilir. Bu kararlar, kimse için borç doğurmaz; tazminat talebinde dayanak olarak kullanılamaz; bir akdin feshi için gerekçe teşkil etmez. Yaptırımların basın organlarında yayınlanması esas olmakla beraber, bu durumu “teşhir” yaptırımı olarak algılamak da mümkündür. 

Öte yandan Basın Konseyleri, bir kamu hizmeti yürütücüsü sorumluluğuyla çeşitli kamu hizmetlerinin adil bir biçimde görülmesinde katkısı bulunan basın-yayın mesleğinin belli bir düzen içinde faaliyet sürdürmesi adına kuşkusuz çok yararlı kuruluşlardır. Ancak suiistimale açık yanları olduğu da bir gerçektir. Tekelleşen ve büyüyen medya kuruluşları, korporatif yapıdaki basın konseylerini finanse ederek, kolaylıkla etki altına alabilirler. Bu yüzden, basın konseylerinin sürekli olarak bilinçli bir kamuoyu denetimine tabi olmaları gerekmektedir. 
 

Bu yazı toplam 504 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.