1. YAZARLAR

  2. Sena Coşkun

  3. Toplum Ve Medya
Sena Coşkun

Sena Coşkun

Yazarın Tüm Yazıları >

Toplum Ve Medya

A+A-

[reklam1]

Dr. Sena Coşkun

 

Görsel-İşitsel Medya Denetlenmeli Mi?

 

İçinde bulunduğumuz 2017 yılının ilk günlerinde de, hayatımızın en önemli unsurlarından biri olma niteliğini koruyan görsel-işitsel medyanın (radyo ve televizyonlar); gelişen yeni medya teknolojileri, sosyal medya ile beraberindeki ticari marka ve uygulamalarla birlikte toplum üzerindeki etkilerini arttırarak sürdürdüğünü görüyoruz. Radyo yayınlarının bugün çoğunlukla birer müzik kutusu ve reklam yapma mecrası olarak kullanıldığı, televizyon yayınlarının ise, kamu yararına uygun yayın yapmak yerine maalesef daha fazla izlenme oranı ve reklam geliri elde etme kaygısıyla görece niteliksiz yayınlara imza attıkları bir dönemden geçiyoruz.

 

Söz konusu medya hizmet sağlayıcıların temel işlevlerine baktığımızda, bunları “haber verme ve bilgilendirme, eğitme, eğlendirme, eleştiri ve denetim, kamuoyu oluşturma” şeklinde sıralamamız mümkün. Bu işlevlerin yerine gelmesi esnasında en önemli rol ise elbette izleyicilerin. Uzun yıllar izleyicilerden gelen geribildirimleri, gerçekleştirdikleri canlı telefon bağlantılarının yanı sıra izleyicilerden gelen mektup ve faksların kendilerine ulaşmasıyla aktaran radyo ve televizyonlar, bugün çok daha farklı bir konumdalar.

Gelinen noktada McLuhan’ın deyimiyle, “global bir köy” haline gelerek küreselleşen dünyada, anlık e-postaların dahi kullanılmadığı bir ortamda izleyiciler, WhatsApp ve benzeri uygulamalar üzerinden mesaj yollayabilmekte; Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal medya platformlarında paylaşılan yorum ve hashtagler aracılığıyla görüşlerini aktarmaktalar. Beğeni, eleştiri ya da soru içeren bu mesajlar, programları sunan kişi tarafından kimi zaman programların akışını değiştirebilecek düzeyde özenle paylaşılmakta. Bu sayede izleyiciler, ayrı bir alıcı cihaza gerek duymadan masaüstü/dizüstü bilgisayar, tablet bilgisayar veya cep telefonlarından da bulundukları mekândan bağımsız bir şekilde izleme imkânına kavuştukları programlara aktif biçimde katılarak, görüşlerini ifade edebilme imkânı buluyorlar. İletişim teknolojilerindeki bu ve benzeri gelişmeler neticesinde haliyle yayın hizmetleri de daha etkileşimli bir hale dönüşüyor. Teknolojinin bu anlamda radyo ve televizyon izleyicilerine sağladığı fayda ve kolaylıkların, söz konusu teknolojiyi kullanmaya dönük eğilimleri güçlendirdiğini de vurgulamak da yarar var.

 

Öte yandan kimi zaman “kural tanımaz, başına buyruk” bir kimliğe bürünebilen medya hizmet sağlayıcılar, yeterli denetimin olmadığı ortamlarda, egemen erklerin toplum ve bireyler üzerindeki tahakkümünün meşrulaştırılmasına yol açabilirler. Yine, içinde bulundukları ticari kaygıların da etkisiyle, daha fazla reyting uğruna izler kitle üzerinde oluşturmak istedikleri etkiyi arttırmak için, yayınlarında gerçeklik dışı kurgulanmış görüntülere, geleneklerimizi, milli ve manevi değerlerimizi, dilimizi hiçe sayan içeriklere yer vererek çeşitli problemlere neden olma potansiyeline sahiptirler.

 

Kuralların uygulanamaması, ortadan kalkması ya da hukuki boşlukların oluşması neticesinde oluşan bu durum da, görsel-işitsel medya hizmetlerinin düzenlenmesiyle birlikte denetlenmesi ihtiyacını doğurur. Bilhassa çocukların ve ev hanımlarının televizyon izlediği saatlerde yayınlanan, birbirlerinin benzeri belirli bir nitelik ve düzeyden uzak, insanların özel hayatlarını konu edinen programlara gösterilen müsamahanın da artık sonlandırılması gerekir. Nitekim, ister kamu sektörü, ister özel sektör tarafından gerçekleştirilsin, göze ve/veya kulağa hitap eden ve bu itibarla genelde toplum, özelde ise, kişiler ve özellikle korunmaya daha muhtaç durumdaki çocuklar ile gençler üzerinde doğrudan ve kayda değer etkileri olan radyo ve televizyon yayıncılığında kamu yararının gözetilmesi gerekmektedir. Bu gereklilik bağlamında, söz konusu yayın hizmetlerinin yayın sonrası olmak kaydı ile denetiminin elzem bir hal aldığını, bir başka deyişle zorunluluğa dönüştüğünü söyleyebiliriz.

 

Özetle, radyo ve televizyonların kamuoyu oluşturmadaki gücünün toplum ve devlet aleyhine kullanılmasının, toplumun ve devletin moral değerlerine zarar verilmesinin önlenebilmesi amacıyla yayın hizmetlerinin uygun şekilde yerine getirilip getirilmediğini kontrol edecek denetim mekanizmalarının oluşturulmasında büyük yarar bulunmaktadır. Diğer taraftan, medya hizmet sağlayıcılara yöneltilen eleştirilerin de dikte edici bir üsluptan uzak, yapıcı olması gerektiğini unutmamak durumundayız. Zira, “iletişim hürriyeti, düşünce ve kanaat hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” gibi temel hak ve hürriyetleri göz ardı eden bir tutum içerisine girilmesinin de önüne geçilmesi gerekmektedir.

 

Ülkemize baktığımızda ise, görsel-işitsel medyayı düzenleme ve denetleme yetkisinin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu-RTÜK’e verildiğini görüyoruz. İdari ve mali özerkliğe sahip, tarafsız bir kamu tüzel kişiliği niteliğindeki RTÜK tarafından yapılan söz konusu denetimin artı ve eksileri ise bir sonraki yazımızda…

Bu yazı toplam 1538 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.