1. YAZARLAR

  2. Süleyman Şahin

  3. Tevbe - İstiğfar
Süleyman Şahin

Süleyman Şahin

Din Hizmetleri Uzmanı
Yazarın Tüm Yazıları >

Tevbe - İstiğfar

A+A-

“Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tevbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar...(Tahrîm 66/8)

    Zamanın su gibi akıp gittiği şu dünya hayatında insanoğlu zaman zaman hatalar ve kusurlar işlemektedir. Yapmış olduğu bu hata ve kusurların farkına varmadığı, ilâhî rahmetten uzaklaşarak gerçek anlamda kendisine yabancılaştığı zaman; hayatın anlamını kaybeder ve ömrünü beyhûde bir biçimde tüketerek ahirete hazırlıksız olarak gider. Bu durum aynı zamanda beraberinde kalbî bir kirliliği de getirmektedir. Kul bir hata, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer yapmış olduğu hata ve günah sebebiyle tevbe edip, pişmanlık duyarsa kalbi bu siyah noktadan temizlenir. Şayet tevbe edip, pişmanlık duymazsa kalbe düşen o küçücük siyah nokta artar, kalbi istilâ eder ve âdetâ kalp simsiyah bir kömür parçasına dönüşür. Bu kirlilik sadece kalpte kalmaz. Aynı zamanda insanoğlunun davranışlarına ve karakterine de yansır. Bu durumdaki kimse; bencil, şehvetperest, merhametsiz ve çevresine zarar veren bir kimse haline dönüşür.
    Cenâb-ı Hak bizlere: “Ey mü’minler! Hep birlikte tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz (Nur 24/31) buyurmaktadır. Yüce Allah bu âyet-i kerîme ile bizlere; Bütün mü’minlerin tevbe etmesini emrediyor. Günahlardan kurtulmanın yolunun tevbe olduğunu belirtiyor. Tevbesi kabul olan bir kimsenin kurtuluşa erdiğini haber veriyor. Dolayısıyla kusursuz bir kul olmayacağını da aynı zamanda bizlere bildiriyor.
    O halde tevbe; bir kimsenin yapmış olduğu hata, kusur ve işlemiş olduğu günahtan dolayı pişmanlık duyup, bir daha aynı hatayı işlememeye kesin karar verdikten sonra en güzel bir biçimde günahı terk etmesidir. Çünkü suyun kiri temizlediği gibi, samimi tevbe de günahları temizler. Yeter ki insan işlediği günahtan dolayı pişmanlık duysun, onu terk etsin ve onu bir daha yapmamaya karar vermiş olsun.
    Allah Teâlâ’nın kullarına sonsuz merhameti ve şefkati vardır. Kulların huzuruna günahkâr olarak gelmelerini istemez. Bunun için tevbe edip günahlardan arınmalarını ister. “Rabbinizden sizi bağışlamasını isteyiniz; sonra O’na tevbe ediniz (Hûd 11/3) Hangi Tevbe Makbul Olur? sorusuna ise bakınız Cenâb-ı Hak nasıl cevap veriyor: Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle (nasuh bir tevbe ile) tevbe edin(Tahrîm 66/8) Ayet-i kerimede ifade edilen Nasuh tevbe, dille yaptığımız veya alışkanlık haline getirip de günlük dilde kullandığımız tevbeden ziyade yürekten yaptığımız, kalbimizden samimiyetle çıkan bir tevbeyi ifade etmektedir. Rabbimiz bizleri böyle bir tevbeye davet etmektedir. Hz. Peygamber (sav) bir çöl arabının alelacele estağfirullah dediğini duyduğunda bedeviyi ikaz etmiştir. Yapmış olduğu tevbenin yalancı tevbesi olduğunu ifade etmiştir. O halde bu tevbe, nasuh tevbesi değildir. Muaz b. Cebel Hz. Peygamber’e nasuh tevbeyi sorduğunda Rasulullah (s.a.v): “Kulun yapmış olduğu günaha pişmanlık duyup Allah’a özrünü arz edip sonra da sütün memeye geri dönmediği gibi o günaha dönmemesidir” şeklinde tanımlıyor.
    Hz. Ali(r.a.) tevbenin ne olduğu kendisine sorulunca, tevbenin altı özelliğinden bahsediyor:
    - Geçmiş günahlara pişmanlık duymak,
    - Vaktinde ve zamanında yapılmayan farzları, kılınmayan namazları ve oruçları iade etmek,
    - Haksızlık yaptığı kimsenin hakkını vermek,
    - Düşmanlarla helalleşmek,
    - Bir daha işlemiş olduğu günaha dönmemeye azmetmek,
    - Nefsi günahla büyüttüğü gibi Allah’a itaat ettirmek ve ona günahların tadını tattırdığı gibi itaatin hazzını da tattırmak. (Kenzü’l-Ummâl, 2/3808)
    * Devrinin zalimlerinden birisi, hayatının sonuna geldiğinde yapmış olduğu haksızlıklardan, zalimliklerden ve işlemiş olduğu günahlardan dolayı üzerine kara bulutlar çöker, kabus çöker. Yapmış olduğu kötülüklerden nasıl kurtulacağına dair çare ararken, İbrahim Ethem hazretlerine gitmesi kendisine tavsiye edilir. Oda bu tavsiyeye uyarak o büyük velînin huzuruna çıkar ve şöyle der:
    “ Efendi hazretleri, senden nefsimi aydınlatacak öğütler istiyorum. Ne yapmamı tavsiye edersin” demesi üzerine İbrahim Ethem hazretleri: “Sana dört öğüt vereceğim:
    1- İçinden Allah’a karşı gelme düşüncesi geçtikçe, Allah’ın lütfu olan yeryüzü rızıklarını da yememeyi kararlaştır ve azimli ol” demesi üzerine adam irkilir ve der ki: “Peki nasıl yaşayacağım?”
    Bunun üzerine İbrahim Ethem hazretleri: “O halde yaşamana vesile olan rızıkları ihsan eden, sana rızık verene isyan reva mı? Hem vermiş olduğu rızıklardan nimetleneceksin, hem de O’na baş kaldıracaksın” demesi üzerine adam düşünceye dalar ve ikinci öğüdünü sorar.
    2- “Allah’a karşı günah işleyeceğin zaman O’nun yurdunda oturma, kendine başka bir yurt, başka memleket ara” der İbrahim Ethem hazretleri. Adam bunun üzerine daha da irkilir ve der ki: “Nasıl olur. Kainat her şeyi ile birlikte Allah’ın mülkü değil midir? O’nun mülkünden başka bir mülk mü var da gideyim” demesi üzerine İbrahim Ethem hazretleri:
    “ O halde rızkını yediğin, yurdunda barındığın, kudretine sığındığın o Yüce Mevla’ya isyan etmen doğru mu?” der ve üçüncü tavsiyesini söyler:
    3- “Allah’a karşı günah işleyeceğin zaman seni görmeyeceği bir yerde işle” demesi üzerine adam daha da şaşırır ve der ki: “ Bu mümkün mü? O her şeyi görüp gözetendir” demesi üzerine İbrahim Ethem hazretleri: “O halde rızkını yediğin, yurdunda barındığın, sürekli gözetimi altında bulunduğun Allah’a karşı gelip, emirlerini dinlememezlik etmen doğru mu?” der ve İbrahim Ethem hazretleri asıl söylemek istediğini kalbe neşter vururcasına şöyle ifade eder: 
    “ Bak bana geldin, neden? Çünkü ömrünün merdivenlerinin sonuna yaklaştığını anladığın için değil mi? Bir gün her fani gibi sen de son nefesini vermek zorunda kalacaksın. İşte o anda ölüm meleği gelince: ‘bana biraz vakit ver de tevbe edeyim ve salih amellerde bulunayım’ de” demesi üzerine adam gülümseyerek: “Efendi hazretleri ölüm meleğinin aslâ süre vermeyeceğini sen de biliyorsun. Bana niçin bunu söylüyorsun” demesi üzerine İbrahim Ethem hazretleri: “O halde sana dördüncü öğüdümü de söylüyorum.
    4- Hemen Rabbine tevbe et ve O’ndan bağışlanmanı dile. Çünkü Cenâb-ı Hak çokça tevbe eden kullarını sever” der.

    İşte bizler de tıpkı bu kıssa da olduğu gibi ömür merdivenlerinin sonuna gelmeden önce yapıp-ettiklerimizin bir muhasebesini yapalım ve hatalarımız ve kusurlarımızdan dolayı Cenâb-ı Hakk’a çokça tevbe edelim. Çokça tevbe edelim çünkü insanlığın kurtuluşu için gönderilen, ismet sıfatına haiz olan Efendimiz (s.a.v.)’in bir günde defalarca Yüce Allah’a tevbe-istiğfarda bulunduğunu görmekteyiz: “Vallahi ben Allah’a günde yetmiş kez tevbe ve istiğfar ederim. (Riyâzü’s-Sâlihîn I/143) Sadece Efendimiz(s.a.v.) mi Yüce Allah’a tevbe-istiğfarda bulunuyor. Elbette değil. Bakınız Hz. Yunus yapmış olduğu hatadan dolayı nasıl pişmanlık duyuyor da Yüce Allah’a tevbe-istiğfarda bulunuyor: “Nihâyet karanlıklar içinde (kalıp): "Senden başka ilah yoktur. Senin şânın yücedir, ben zâlimlerden oldum!" diye yalvardı (Enbiyâ 21/87)
    O halde, tevbenin belli bir zamanı yoktur. İnsanın ne zaman öleceği belli olmadığı için ilk fırsatta tevbe etmelidir ki, Rabbinin huzuruna günahlarından ve hatalarından arınmış olarak gitsin. Allah Teâlâ’nın tevbe kapısı, yaptıklarından pişmanlık duyup da tevbe istiğfar edenlere her zaman açıktır. Çünkü Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şerifinde: “Bir kul can çekişmeye başlamadığı sürece, Allah Teâlâ onun tevbesini kabul eder” buyurmaktadır. (Riyâzü’s-Sâlihîn I/154)
Sonuç Olarak;
    Yüce Allah’ın “Ey iman edenler! Allah’a samimiyetle tevbe edin” emrini hiçbir zaman unutmayıp samimi, içten ve pişmanlık duyarak Cenâb-ı Hakk’a çokça tevbe etmeliyiz.
    İnsanoğlu her gün kendisini hesaba çekmeli ve yaptığı hatalar ve günahlar sebebiyle Yüce Allah’tan kendisini bağışlamasını dilemelidir.
    İnsan ileride nasıl olsa tevbe ederim diye düşünmemeli, aklı ve şuuru yerinde iken tevbe etmeye bakmalıdır.
    Efendimizin: “Bir kul can çekişmeye başlamadığı sürece, Allah Teâlâ onun tevbesini kabul eder” hadîs-i şerifi gereğince son nefese ve kıyamet koptuğu âna kadar tevbe kapısının açık olduğunu unutmamalıyız.
    Tevbenin Müslüman için yenilenme ve temizlenme imkânı olduğunu da hiçbir zaman unutmamalıyız.

 

Bu yazı toplam 1257 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.