1. YAZARLAR

  2. Sena Coşkun

  3. Telif Hakkı Bağlamında Eser ve Eser Sahipliği
Sena Coşkun

Sena Coşkun

Yazarın Tüm Yazıları >

Telif Hakkı Bağlamında Eser ve Eser Sahipliği

A+A-

Fikri üretim, insanlık tarihi kadar eskidir. Eski çağlarda mağara duvarlarına, çanak ve çömlek gibi eşyalar üzerine bir takım işaretlerin konulduğu bilindiği gibi, yine insanoğlu eski çağlardan bu yana hikâyeler anlatmakta, şarkılar söylemektedir.

Farklı ürünlerin hukuken korunması ise insanlık tarihiyle kıyaslandığında daha yenidir. Dünyada ilk fikri mülkiyet koruması, 1443 yılında Venedik’te yayınevlerine tanınan birtakım imtiyazlar ile ortaya çıkmış; ilk patent kanunu da 1474 yılında yine Venedik’te kabul edilmiştir. Telif hakkını yayınevinden yazara iade eden ilk düzenleme, 1709 tarihli İngiliz Kanunu’dur. Bunu 1791 tarihli Fransız Kanunu izlemiştir. 

Ülkemizdeki yasal düzenlemeler ise, batılılaşmanın etkiyle birlikte 1857 yılında yayınlanan “Telif Nizamnamesi” ile başlamıştır. Ancak pek çok hükmün uygulanması oldukça uzun zaman almıştır. Zira, gerçek anlamda ilk fikir ve sanat eserleri kanunu olan 1910 tarihli “Hakkı Telif Kanunu”, 41 yıl yürürlükte kalmasına rağmen, neredeyse hiç uygulanmamıştır. Bunun nedeninin, hak sahiplerinin haklarına kayıtsız kalışı olduğu söylenebilir.

O kadar ki, eser sahiplerinin haklarını takibe yetkili meslek birliklerinin kurulması dahi, 1952 yılında yürürlüğe giren 5846 sayılı “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” (FSEK) ile kabul edilmiştir. İlk meslek birliği ise ancak 1986 yılında kurulabilmiştir.

Kişinin her türlü fikri emeği ile meydana getirdiği ürünler üzerinde hukuken sağlanan haklar şeklinde tanımlayabileceğimiz “telif hakkı” (copyright), Latincede kopya (copia) ve İngilizcede çokluk, çoğaltma, bol olma (plenty) anlamlarından türetilmiştir. 

Eser kavramına baktığımızda ise; eseri, bilineni veya var olanı tekrarlayan değil, ancak yaratıcı bir zihnin ürünü olarak ortaya konan, yani sahibinin hususiyetini taşıyan şeyler olarak tanımlayabiliriz. FSEK 1/B maddesine göre de eser; “sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim-edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve sinema eserlerinden birine dâhil olan her çeşit fikir ve sanat ürünüdür”. 

Yalnızca eser sayılabilen fikri emek ürünleri üzerindeki haklar korunduğu için, eserden doğan mali ve manevi haklar da bu süreçte oluşmaktadır. Bir fikir ürününün “eser” niteliği taşıyabilmesi için ise 3 şartın varlığı gereklidir. 

Bunlar; FSEK 1/B’de belirtilen gruplardan birine dâhil olma (şekli şart), sahibinin hususiyetini taşıma (subjektif şart), tasarrufa elverişli ve üçüncü kişilerce algılanabilir nitelikte olma (objektif şart) şeklinde sıralanabilir. 

Sıralanan şartlara kısaca değinecek olursak; anılan eser grupları arasında yer almayan bir fikri ürün, Kanun kapsamında koruma görmez. Herkes için farklı bir değer olan “hususiyet” şartı, her fikri ürünün, FSEK kapsamında korunmamasını ve eserlerin diğer fikri ürünlerden ayırt edilebilmesini sağlar. Nitekim eser, herkes tarafından meydana getirilemeyen bir ürün olmalıdır. Aksi takdirde “taklit ürün” olma riski bulunmaktadır. 

“İçerik, anlatım, üslup” taşıyan her fikri ürün koruma görmez; “hususiyet”, bunlardan çok daha fazlasını ifade eder. Kompozisyonda, materyalin seçiminde, kullanım ve düzenleme tarzında, eserin içeriğinde veya şekillendirilişinde görülebilir. Yine, bir fikri ürünün eser sayılabilmesi için doğrudan veya dolaylı yoldan algılanabilmesi gerekli ve yeterlidir.

Bir eserin sahibi ise, o eseri meydana getirendir. Eser sahipliği için tescile gerek yoktur. Eser meydana getirmek bir maddi fiil olup, eserin oluşturulmasıyla eser sahipliği otomatik olarak elde edilir. Bu nedenle fiil ehliyeti bulunmayanlar ile eser yapma amacıyla hareket etmeksizin eser meydana getirenler de eser sahibi olabilir. 

Eser sahibinin gerek ekonomik varlığı gerekse de toplumun gelişimine katkısı açısından güvence sağlayan hakları ise, sınırsız bir süre korumaya sahip değildir; belirli bir süre korunmaktadır. Bu, pek çok diğer ülkede olduğu gibi Ülkemizde de, eser sahibinin hayatı boyunca ve ölümünden sonra 70 yıl olarak belirlenmiştir. 

Öte yandan, herkese karşı ileri sürülebilmesi mümkün olan telif haklarına, toplum menfaatinin korunması gibi nedenlerle birtakım sınırlamalar getirilmiştir. Söz konusu sınırlamalar; kamu düzeni, genel ahlak, kamu yararı gibi sebeplerle getirilen sınırlamalar ve hususi menfaat (şahsi kullanım vb.) yararına getirilen istisnalardan oluşmaktadır. Örneğin, bir eserin kâr amacı güdülmeksizin, şahsi kullanım amacıyla çoğaltılabilmesi mümkündür.

Telif hukukunda var olan söz konusu koruma mekanizması sayesinde, eser sahipleri üretime teşvik edilmekte ve her geçen yıl sayıları artmaktadır. Bunun akabinde, toplumda erişilebilen eserler çoğalmakta ve bunların güvenli bir ortamda, belirli bir düzen içerisinde yayılması mümkün hale gelmektedir. 

Eserlerin üretilmesi ve yayınlanmasıyla da araştırma, esere erişme, kaydetme ve üretilen eserleri koruma ortamı yaratan mecraların bu süreçten olumlu etkilenmesiyle birlikte, düşünce ve ifade hürriyetinin gelişimine de olumlu katkılar sağlandığını söyleyebiliriz.
 

Bu yazı toplam 853 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.