1. YAZARLAR

  2. Bülent Elitok

  3. Saygıdeğer Cumhurbaşkanım, Hoş Geldiniz, Sefalar Getirdiniz
Bülent Elitok

Bülent Elitok

Yazarın Tüm Yazıları >

Saygıdeğer Cumhurbaşkanım, Hoş Geldiniz, Sefalar Getirdiniz

A+A-

Öncelikle Afyonkarahisarımıza, kurtuluş savaşının kazanıldığı topraklara, mermerin, termalin, lezzetin başkentine, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz!

Zat-ı alinizi-maalesef-görme ihtimalimiz olmasa bile, varlığınızın bizleri son derece memnun ettiğini tüm kalbi duygularımla belirtmek isterim. 

Allah ömrünüze ömür katsın inşallah. Katsın, çünkü daha sizin yapacağınız çok hizmet var bu memleket için, tüm insanlık için. 

Bu haftaki yazımızda, özellikle Saygıdeğer Cumhurbaşkanımın dile getirdikleri, eğitim ve onun bir sonucu olan bilim hususuna,  geçen hafta kaldığım yerden devam etmek istiyorum. 

Hatırlanacağı üzere, geçen haftaki yazımda bilimin ne kadar elzem olduğunu belirtmiştim. Bu haftaki yazıma, bir öncekindeki  "diyalogda" vatandaşın "bilimi biz mi yapacağız, sizin göreviniz değil mi hocam" sorusuna  yanıtla başlamak istiyorum. 

Evet! bilim bir hayalle başlar. Bilim, hayal kurabilenlerin ve hayalinin peşinden koşanların ve inananların, ancak yapabileceği bir şeydir. Kendilerini daha küçük yaşta belli eder bu kişiler. Toplam zekalarının yanında, duygusal zekaları da yüksektir bu kişilerin. Yönlendirilmeleri, önlerinin açılmaları, daha önemlisi yaratıcı güçlerinin ufak tefek ayak oyunları ile engellenmemesi gerekir. Bu bağlamda YÖK'ün yeni bir sistem ile bu tür üstün zeka ile yaratılmış çocuklarımız için yeni bir sistem geliştirmesi, son derece takdire şayandır. Bunlar A grubu bilim insanı adayı olan yavrularımız, çok şey üreteceklerine eminim bu vatan için, insanlık için.

Bir de bunların dışında, mevcut bilim insanlarının büyük bir yekününü oluşturan B grubu bilim insanımız var. Bunların da hayalleri var, en azından büyük bir kesiminin. Bunlar da bir şeyler üretmek istemekle birlikte, mevcut koşullar nedense elvermemektedir. Çoğunluğu oluşturan bu büyük topluluk ise üniversitelerimizde bulunan akademisyenlerimizdir. Hainlerin ayıklanmasından sonra (ki tam ayıklanabildi mi bilemiyoruz elbette), her kurumda olduğu gibi akademik camiada da bilim üretecek akademik personel sayısı azaldı (ki onları zaten bilim adamından saymak zuldür!). Ancak bu vatanını seven, canını verecek pek çok akademisyen şükür ki, görevinin başındadır. Bu ülke için üretmeye, bir şeyler yapmaya çalışmaktadırlar. Buna rağmen, dünya sıralamasında ilk 500 içerisinde bir kaç üniversite dışında giren üniversitelerimizin bulunmaması, bir sorun olduğuna işaret sayılabilecek bir veridir. 

İlk 500'e girecek üniversitelerden, onların akademik personellerinden neyimiz eksik veya bu sıralamada yer almamızın önündeki, yani asıl mesele olan yeterince bilim üretmemenin önündeki nedenlerinin irdelenmesi, saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın dedikleri gibi "öz eleştiri" yapmamızın  zamanı geldi sanıyorum. Çünkü Mars'a uzay aracı gönderen USA, Rusya, hatta Çin ve hatta Hindistan'ın gerisinde kalırsak, Mars üzerinde ileri dönemlerde torunlarımızın hak iddia edemeyecekleri aşikardır. Bu ülkeleri 20 yıl geriden takip etme öğretilmiş çaresizliğine mahkum muyuz:? Bir telefonun bütçesinin canım ülkemizin bütçesini 5-6'ya katladığı bir dünyada bilim önemi, artık yadsınamaz hale gelmiştir. Teknolojik eşlemelerle, katkılarla yakın bir gelecekte yapay zeka ile çok üstün insan-makina bileşimi inanın  "kahramanlık" kavramını bile büyük oranda yeryüzünden silecektir. Bu biyonik insan azda olsa hatalı bir atış yapsa dahi, bu durum bir hesaplama hatası olarak görülecek ve düzeltilecektir! Programlama hatası! Nokta atışı yapacak yapay zeka takviyeli, teknik donanımlı bir biyotronik askerle karşılaşmak yakın gelecekte mümkün olacaktır. Hep birlikte göreceğiz. O yüzden son zamanlarda akademik camiada çok güzel adımlar atılmakla birlikte, büyük yekünü oluşturan üniversiteli akademisyenlerin bilim yapmasında, çağdaş dünyayı yakalamasında önlerinin açılması ve teşvik edilmeleri bu vatan için, hatta ümmet için şarttır. 

Peki ne yapılmalıdır?

İşte önerilerim, ama her şeyden önce kurumlar bizim kurumlarımız, yıpratmak kimsenin haddine değildir. Sadece daha iyi bir bilim üretimi için bazı şahsi tespitlerimi ve önerilerimi siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim, bu ülke bu vatan için. Bu aziz milletin gelecek nesilleri için. 

1. Akademik personelin hangi aşamada olursa olsun, doğasında yükselmesi olan bir yapı söz konusu olduğundan (asistan, doçentlik, profesörlük gibi), yükselme aşamasındaki sınavların objektif olması gerekmektedir. Oluyor mu peki? elbette olan var, ama olmayan da. Sonuçta jüri aynı camiadan birileri olmakta, ola ki sizi veya hocanızı sevmiyorsa, yaptığınız çalışmaları, yeterli olsa dahi, yetersiz diyebiliyor. Tersi de söz konusu. Elbet, mahkemeler var, başvurduğunuz zaman, yine aynı camiadan bilirkişi oluşturuluyor, yine kimin bileği güçlüyse onun dediği oluyor. Neden? Çünkü  her jüri raporunu "Şahsi Rapor" olarak  sunuluyor. Benim gözlemim ve bir çok kişinin düşüncesi böyle.  Davalar uzun sürmekte ve sonuç olumlu bile olsa, manevi olarak konsantrasyonu bozmaktadır. Mamafih, her kayıp bizim kaybımızdır!

ÖNERİ: Bir havuz oluşturulmalı, bu havuzda ülkemizden bilim insanları olduğu gibi, dünyaca tanınmış bilim adamları da jüriye alınmalı ve jüri, jüri havuzundan kura ile belirlenmelidir . Beş kişilik jürinin mesela 2 tanesi kendini kanıtlamış bu yabancı bilim insanlarından oluşturulabilir. Nitekim, halihazırda yurtdışı dergilere milyonlarca yayın göndermekteyiz ve bunların jürileri yabancı bilim insanlarından oluşmaktadır. 

2. İlgili kurumlar yükseltme şartlarını ortaya koymalı (halihazırda şartlar var), ancak asistan olarak işe aldığı kadroların doğası gereği bir gün yükselip doçent olacağını göz önünde bulundurarak yükseltilen kadroyu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bildirdiği gibi "anlının teri kurumadan" verilmelidir. Hak ettiği bu kadrolar onun kendi özlük hakkı olup, aynı zamanda çocuğunun nafakasıdır. Bu şekilde 3-5-7 veya daha fazla bekleyen akademisyenler söz konusudur. Ancak, ülkemizin koşulları göz önüne alındığında kadroların açılması söz konusu olamıyorsa, veya kısıtlı kadro açma imkanı var ise, orada da sırayla ve hakkaniyetle davranılmalıdır. Aksi durumda, kulp bulmak kolay! 

ÖNERİ: Bu olgu üst kurumlar tarafından yakinen takip edilmelidir. Hatta bu işlemler için ulaşımı kolay bir masa oluşturulmalıdır. Bu, hem akademik personelin üzerindeki kadro baskısını azaltacak, hem işlerine konsantre olmayı kolaylaştıracak, hem de kendi işini, yani bilim üretmenin önünü açacaktır. Buna kimsenin şüphesi olmasın! Burada bir istisna var ki, FETÖ/PYD, PKK, DAEŞ gibi bir örgüt üyeliği varsa, ilişkisi varsa veya organik bir bağı var ise, bir an bile gözünün yaşına bakılmasın! Bu vatana, Saygıdeğer Cumhurbaşkanımıza, dolayısıyla bu millete suikast düzenleme hainliğini gösterenler asla af edilmemelidir ve bunlar devletimizin yapısından tamamen uzaklaştırılmalıdır. Aynı şekilde konulan kriteri yerine getirmemiş (yayın açısından) bunların da hak talebi karşılanmasın, ancak getirmişse sıra ve hakkaniyet gözetilmeli, ataması hemen yapılmalıdır. 

3. Kendini kadro baskısı altında hissetmeyen bir akademisyenin şimdi tek büyük sorunu kalıyor; o da proje yapmak için, bilim üretmek için kaynak. Bu konuda son 15 yıldır atılan adımlar takdire şayandır. Ar-Ge'ye toplam bütçeden ayrılan pay kat be kat artırılmıştır. Patent ücretleri dahil pek çok alanda devletimizin teşvikleri söz konusudur. Ancak, proje kaynaklarının bulunduğu birimlerde, doğru veya yanlış benim şahsi gözlemimdir, dağıtım sorunu vardır ve sorun yine beşeri kaynaklıdır. Bu demek değildir ki, yapılan-edilen projeler haksız destekleniyor. Benim vurgulamak istediğim, geçmeyen pek çok değerli proje (basında çok sayıda haberi hep birlikte okuyoruz; şurada kabul edilmeyen proje Amerika'da ödül aldı diye!) var. Şimdi bilim kaçtı mı? Kaçtı. Beyin göçü gibi. 

Mamafih, tıpkı akademik yükseltmelerde olduğu gibi  bilim projeleri de belli bir jüri tarafından incelenmekte, bazen çok güzel bir proje şahsi nedenlerden dolayı ret edilebilmektedir (işini hakkaniyetle yapanları tenzih ediyorum). Fikri olan, hayali olan akademisyen, maddi destek almadan yapamayacağı çalışmasını rafa kaldırıyor böylece, veya kaldırmak zorunda kalıyor. 

ÖNERİ: Yükseltmelerde olduğu gibi bilim kurullarında da çoğunluk bizde olmak kaydı ile, yabancı, saygın ve objektif bilim insanlarının proje değerlendirmeleri jürilerine alınması ve jüri havuzundan kura ile jürilerin belirlenmesi. Bu hem akademisyenlerin kendi kendilerine "ne yapalım demek ki projem iyi değilmiş, eksiklerimi görmemi sağladı, durmak yok çalışmaya devam" düşünmesine sevk edecek, hem de yurtdışından saygın bilim insanları ve kurumlarla ikili ilişkiyi geliştirecektir. 

4. Bunlar sağlandıktan sonra adam hala bir şey üretmiyorsa, devlet hesabını soracak, verecek cevabı yoksa, diğerlerinin önünü açmak üzere, başka bir iş bulması tavsiye edilmelidir. Akademisyene "maaşına şu kadar ilave zam yaptım demek", kanımca uygun bir yaklaşım değildir. Akademisyenin performansına bakılmalı, objektif ölçme ve değerlendirme ile verdiği proje uygun ise desteklenmeli, şu anda olduğu gibi, proje devam ettiği sürece projeden personel teşviki devam etmelidir. Ne kadar köfte, o kadar para! Gelişmiş ülkelerde sistem bu şekilde işlemektedir ve sonucu hepimizin malumudur!

Daha çok söylenecek şey olmasına rağmen, ülkemizdeki akademisyenlerin ana sorunları budur! Bilim üretememenin önündeki sorunlar. 

Objektivite "in", şahsi metotlar (yalakalık gib, adamını bulma gibi) "out"!

Yan odasındaki ile bile küslük yaşanan bir ortamda, kavganın ve ayak oyunlarının almış başını gittiği bir ortamda bilimden bahsetmek pek kolay olmasa gerek. Akademik barış sağlayacak bir ortam, bilim için iyi bir vasat oluşturacaktır. Nitekim, Saygıdeğer  Cumhurbaşkanımızın önderliğinde, Rektörlük seçimlerinin kaldırılması bu barışa tarihi bir katkı sağlamıştır. 

Bir kaç not: Akademik hayatın birinci basamağında olan Araştırma Görevlilerinin bazı kurumlara kendi başlarına proje verememeleri olgusunun da bir an önce düzeltilmesi, önlerinin açılması ve proje bazında yeterli tecrübelerinin olmaması hususunun, observer (gözlemci), yürütücü değil, bir hoca ile yürütmesine imkan tanınması, akademik hayata çok önemli katkı sağlayacaktır bu genç ve dinamik beyinler için, diye düşünüyorum. 

Birilerinin dokunulmayan bu yaraya dokunması gerekiyordu, ben vatanım için, devletim için ve geleceğimiz için bir nebze dokunmaya çalıştım. Kurumlarımızı, hele bu dönemde eleştirmek, asla amacımız olamaz. Daha iyiye, daha güzel ve daha bilimsel bir geleceğe uzanabilmek için, karınca kararınca bir katkı sağlamak istedim. 

Çünkü Bilim gelecektir!

"Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?!

"Ancak çalıştığının karşılığı vardır"!

"Oku yaratan Rabbinin  adıyla oku"!

Allaha emanet olun, görüşmek dileğiyle!
 

Bu yazı toplam 119 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.