1. YAZARLAR

  2. Fevzi Nuri Kara

  3. Sanat Yapma Hakkı
Fevzi Nuri Kara

Fevzi Nuri Kara

Yazarın Tüm Yazıları >

Sanat Yapma Hakkı

A+A-

Dünya üzerinde kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamdaki yeri “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” kapsamında tıpkı çeyiz sandığının (gerçekte sorun yumağının) açılarak havalandırılması gibi, birkaç güne sığdırılan etkinliklerle gündeme gelmektedir. Realitede ise kadın hakları, insan hakları temelinde toplumun tüm katmanlarına taşınarak toplumsal bilincin yaygınlaşması, yani o sandığının bir daha kapanmayacak şekilde açılarak yaşama katılmasıyla kazanılabilir.

Kadının toplumsal statüsünün bir diğer sacayağı olan sanat yapma hakkı, uzun mücadelelerin tarihidir. Sanat tarihi incelemeleri, yakın çağa kadar kadın sanatçıların sayısının erkeklere oranla adeta yok denecek bir oranı vermektedir. Bu durumun en önemli nedeni, her çağın kadın üzerindeki toplumsal okumaları ve değer yargılarıdır. Düşünce tarihinde ise Miletli Aspasia, İskenderiye’li Hypatia gibi azda olsa kadın filozoflar yer almaktadır. Ne yazıktır ki Hypatia, 415’te taşlanarak öldürülmüş, Orta Çağ’da ise bilge kadın büyücülükle suçlanarak yakılmıştır. Ayrıca, sosyal tarihteki örnekler kadar olmasa bile, düşün tarihinde de Aristotales’ten, Kant’a, Fichte’den, Nietzsche’ye kadar birçok düşünürde kadına karşı olumsuz yaklaşımlarla karşılaşılmaktadır. Bir diğer olumsuz yaklaşım ise kadın kimliğinin düşün alanıyla değil, duygu alanıyla sınırlandırılmasıdır.

Sanat alanında kadının varlık göstermesi, eğitim alanındaki kazanımlarla paralellik göstermektedir. Bilindiği gibi 15-16. yüzyıla kadar sanat ve dolayısıyla sanat eğitimi localarda yürütülmekte ve kadına yer verilmemektedir. Fakat yine de sanat tarihçiliği yazarlığının kurucusu olarak kabul edilen Vasari’nin 1568 tarihli kitabında olmak üzere bazı kaynaklarda az da olsa sanatçı ailesinin bireylerinden olan kadın sanatçıların isimlerine rastlanmaktadır. Örneğin; İtalyan ressam Tintoretto’nun kızı Marietta Robusti, İtalyan ressam P. Fontana’nın kızı Lavinia Fontana, İtalyan ressam O. Gentileschi’nin kızı Artemisia Gentileschi sanat tarihinin gizli kadın kahramanlarıdır.

17. yüzyıldan itibaren Avrupa’da sanat akademilerinin açılması, sanat alanında önemli bir gelişme olsa da bu akademilere kadınlar kabul edilmemekteydi. Geçen haftaki yazımızda belirttiğimiz gibi sanat eğitimi alanında asıl kırılma, 18. yüzyılda gerçekleşen Sanayi Devrimi ile gerçekleşmiştir. 1763’te James Watt’ın buhar gücüyle çalışan makineyi icadıyla başlayan süreçte endüstriyel üretim doğmuş, endüstrileşmeyle birlikte Avrupa’da eğitim alanında da köklü ve kalıcı değişmeler yaşanmıştı. Sanayi Devrimi ile makinelerin yaşama girmesiyle artan üretim nitelikli tasarımcı ihtiyacını doğurmuş, dolayısıyla kadınların sanat eğitimi alabilmelerinin önü açılmıştı. 19. yüzyılın ilk yarısında İngiltere’de “Devlet Tasarım Okulu”, “Kadın Tasarım Okulu” kurulmuştur. Bu okullar içinde J.M. Leigh’ın “Genel Pratik Sanat Okulu” kadınları erkeklerle eşit şartlarda kabul eden ilk sanat okulu olması bakımından önemlidir. Bu dönemlerdeki bir diğer gelişme de desen-resim derslerinin ilkokullarda yer alması, dolayısıyla sanat-tasarım eğitiminin toplumsal yapıya yaygınlaştırılmasıdır.

Osmanlı toplumunda kadının sanatsal üretime katılması ise Batılılaşma hareketiyle başlayan eğitim politikalarının bir sonucudur. 19. yüzyılda modernleşme hamleleriyle birlikte mesleki eğitim kurumları açılmaya başlanmış, 1839 yılında başlayan Tanzimat döneminde kadına eğitim hakkı tanınmıştır.

Dönemin gazete ve dergilerinin kadın konusunu işlemesi, 1869’da kadınlara yönelik ilk yayın olan “Terâkki-i Muhadderât” dergisinin yayınlanması, Ahmed Rıza (1858-1930) gibi aydınların, toplumun geri kalış nedenlerinden biri olarak kadının eğitim meselesini belirlemesi, Şemseddin Sami gibi Osmanlı yazarlarının kadın eğitimine yönelik görüşleri, kadının sosyal yaşama katılmasına yönelik toplumsal bir bilinç oluşturması bakımından önemlidir.

“Erkeklere verilen eğitim yalnız kendi şahıslarında kalır, ölümleriyle yok olur. Kadınlara verilen eğitim ise çocuklarına ve gelecek nesillere de geçer. Erkekleri eğitmek, gölge veren bir ağaç dilmek, kadınlara eğitim vermek ise hem gölge hem de meyve veren bir ağaç dikmektir. Gölge, kendi eğitilmişliğinden topluma yapılacak iyilik, meyve ise yetiştirilecek eğitim görmüş çocuklardır...” (Şemsettin Sami)

Devam edecek…

Bu yazı toplam 1019 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum