1. YAZARLAR

  2. Fevzi Nuri Kara

  3. Sanat Ve Matematik
Fevzi Nuri Kara

Fevzi Nuri Kara

Yazarın Tüm Yazıları >

Sanat Ve Matematik

A+A-

Matematik ölçülebilen nicelikler biliminin genel adı olup Yunanca bilgi anlamına gelen “mathema” sözcüğünden türetilmiştir. Tüm bilimlerin temeli ve kaynağı olan matematik aynı zamanda zihinsel kavramsal dil olarak insanlığın ortak evrensel düşünce aracıdır. Bu bağlamda matematiksel ifadeler duyusal kavranan nesne veya olguların adı değil, duyusal kavrayışın altındaki evrensel ilkeleri ortaya koyan zihinsel kavramlardır. Kavramsal bir disiplin olan matematiği emprik bilimlerden farklı kılan ve özellikle modern sanata yaklaştıran özelliği de hiç kuşkusuz ki nesneler arasındaki soyut, kavramsal ilişkilerin ön plana geçmesidir. Matematik zihni bilgide temellenir, bu durum modern sanatı da büyük ölçüde etkiler ve soyutlamalarda büyük rol oynar. Yani sanat da matematik gibi nesnelerin duyusal görünüşünü aşarak, nesneler arası soyut ilişkilere ve kavrama yönelmektedir.

Bu kavram özde evreni anlama ve tanımlama çabasıdır. Her iki alan da doğanın soyutlaması, yorumu hatta yeniden sunumudur. Sayılar denklemler bu halleriyle doğada yokturlar ama resimler ve heykeller gibi doğayı betimler ve düşüncemize yeniden sunarlar.

Matematik ve sanat, estetikte, dolayısıyla güzel olanda buluşurlar. Estetik tarihinde Pythagoras, Herakleitos ve Aristotales, Platon gibi düşünürlerin güzeli matematik olarak belirlemek istedikleri görülmektedir. Örneğin harmoni düşüncesi ilk kez Pythagoras öğretisinde temellenir. Pythagoras öğretisi “kozmosu harmonik bir bütün olarak kavrar ve bu evren harmonisinin temelinde aritmetiğin sayısını bulur. Evrene egemen olan ve evren uyumunu sağlayan şey sayıdır, sayılar arası orantıdır.”

Estetik biliminin temel sorunlarından biri olan güzel sorununa felsefi bir problem olarak değinen Platon ise güzeli bir ‘idea’ olarak anlamakta ve sayıları bu ‘idea’ dediği yetkin formlar olarak tanımlamaktadır. Kozmosu bir harmoni, olarak kavrayan Platon formların güzelliğini, formel-geometrik olarak kavramaktadır. Yani, form güzelliği sayı ve sayıların orantısından doğan matematik bir güzellik olup düzeni ifade eder. İşte bu düzen harmonidir. Yine Platon’a göre “Bunlar (yani bu düzeyler ve çemberler), bir başka şeye göre güzel olmayıp, kendi başlarına özleri gereği güzeldirler...” Yani formel-geometrik güzellik, zaman ve uzayca aşkın olup daha çok bir nesneyi güzel kılan prensiplerdir. İşte bu açıdan yaklaşıldığında, sanatta artık sadece doğanın bir ayna gibi yansıtılması değil, doğanın arkasındaki prensiplerin ve kavramların tinle işlenmesi, nesneyi güzel kılan prensiplerin araştırılarak doğal olanın iyileştirilmesi ve yetkinleştirilmesi çabasıdır.

Bu düzen arayışına antikçağın sanat anlayışından itibaren rastlanmaktadır. Örneğin ünlü heykeltıraş Polykleitos sayı ve sayı ilgileri, oran ve orantı, simetri ve proporsiyon ilgileri içinde görünüşün arkasındaki prensiplere yönelerek eserlerini biçimlendirmiş ve buna kanon adını vermiştir. Daha sonraki süreçte de sanatçılar düzen, proporsiyon, uygunluk (biçim-içerik uygunluğu, renk - form uygunluğu, nesnelerin bir biriyle uygunluğu...) sorunsallarıyla uğraşmışlardır. “Bir tablonun düzeni sayılar arasındaki orandan ve uyumlu alanların yan yana getirilmesinden doğar” diyen Alberti örneğinde olduğu gibi, Rönesans’ın ünlü sanatçıları eserlerinde figür ve nesneleri evrensel düzene göre, tablo alanlarını altın orana göre tasarlayarak yerleştirmişlerdir.

Matematiği sanatla, eski antik çağdan günümüze kadar altın oran, oran-orantı, geometri, franktalarla, vb. ilişkilendirmek mümkündür. Bunların dışında günümüzde birçok sanatçı, matematik dünyasının ortaya koyduğu soyut evren dünyasını, sanatın etki alanına taşımaktadırlar. Örneğin, matematikçi Fomenko, bize matematik dünyasından enstantaneler taşırken, Ferguson heykelleriyle matematiksel düşünceyi yüceltmekte, M.C. Escher ise matematiksel düşünceden yararlanarak eserlerinde matematiğin görselleşmesini sağlamaktadır.

Ayrıca, modern sanatta nesne geometrik düzen içinde anlaşılmış, Cezanne, Picasso ve Braque, Klee, Miro ve Mondrian... gibi çağın öncü sanatçıları altın sayı, geometri, oran orantı kavramlarıyla eserlerini ilişkilendirerek evrensel bir harmoniye, dolayısıyla doğa yasalarıyla ilgiye dayalı, yani doğadaki dengeyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilintisi olan geometrik düzene yönelmişlerdir.

Matematikte her yeni aşama, gerçeğe yeni bir yakınlaşma, doğadaki uyumun daha bir derinine inme anlamı taşımaktadır. Doğadaki uyumun daha derinine gitme isteğine, 1968’lerde en ideal organik formları temsil ettiğini düşündüğü Igloo’larını (Eskimo kulübesi) inşa eden Merz örneğinde olduğu gibi Arte povera akımında da rastlamaktayız.

Yine Pop sanatçılardan Jasper Johns, Tine Dine, Indiana Hamilton ise çağdaş, bilimsel, teknik ve endüstriyel gerçekleri, yazı, rakam, geometrik şekil gibi matematiksel ifadelerle aktarmak istemişlerdir.

1950’lerde Post informel sanatçılar eserlerine elektroniği de katarak kinetik sanatın öncülüğünü yapmışlardır. Uzay - zaman - ışık - hareket ve ses boyutlarının girdiği kinetik sanattan, hava akımıyla ve belirli bir matematiksel sistemle hareket eden Calder’in mobilleri, ses etkisiyle titreşip birbirine değip sesler çıkartan Yacov Agam’ın metal tuvalleri, Le Parc’ın aynaları ile sanatçılığının yanında ciddi bir teorisyen olan Tınguely, “Matematik-Automobil-Odorlante et Sonore” adlı eseri önemli örnekleridir.

1960’larda Op Art sanatçılarından Victor Vasarely ise kare, üçgen ve dörtgenlerle geleneksel tablo boyutları içinde uzay zaman sürekliliği gerçeğinden faydalanarak yüzeysel “uzay mimarlığı” kurmuştur. Vasarely ünlü matematik teoremi olan Gestald teorisinden de faydalanarak, resimlerine matematik kurgular sokmuş ve eserlerinde fonu sınırsız bir düzen olarak kılmıştır. Birçok Op Art sanatçısı da Moire motiflerini ve mantığını kendine malzeme alarak, sanat nesnesine yeni düzenler ve ifade olanakları kazandırmıştır.

Dünyayı yaratıcı bir yönden kavramanın biçimi olan matematikte de sanatta olduğu gibi estetik bir kaygı vardır. Matematikteki bu estetik kaygı, matematiğin sanatla olan iletişimini, ilişkisini kolaylaştırmakta, matematikle sanatı birbirine yakınlaştırmakta, yukarıda da vurguladığımız gibi, çıkış noktası, düşüncesi ve yolu matematiksel tekniği ve ürünü sanatsal olan eserlerin doğmasına temel olmaktadır.




KAYNAKÇA:

TUNALI, İsmail. Estetik, Cem Yayınları, İstanbul, 1984.

YILDIRIM, Cemal. Matematiksel Düşünme, Remzi Kitabevi, 2. Basım, İstanbul, 1996. 

ÖZGÜÇ, Bülent. Sanatta Bilgisayarla Çizim ve Sayısal Görüntü İşleme, Çağdaş Teknoloji ve Sanat, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yayınları, 1998. 

REİSOĞLU, N. Şeyma. 1960’dan Günümüze Sanat-Kavram İlişkisi ve Bu Bağlamda Yapıtlarımın Temellendirilmesi, M.Ü.Güzel Sanatlar Enstitüsü Sanatta Yeterlilik Tezi, İstanbul, 1999.
 

Bu yazı toplam 1566 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.