1. YAZARLAR

  2. Fevzi Nuri Kara

  3. Sanat Üzerine Eğitim - II
Fevzi Nuri Kara

Fevzi Nuri Kara

Yazarın Tüm Yazıları >

Sanat Üzerine Eğitim - II

A+A-

“Her çocuk bir sanatçıdır, sorun büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir.”

Pablo Picasso

 

Gelişmiş toplumlarda sanat eğitimi, bilim, teknoloji ve düşün alanlarındaki gelişmeler paralelinde gittikçe önem kazanırken, gelişmekte olan toplumlarda ise sanat eğitiminin gerekliliği halen tartışmalı bir konudur.

            Bunun başlıca nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Sanatın salt yetenekle ilgili olduğu yargısı: Günümüzde birçok eğitim kuramcısı, yeteneksiz insan olmadığını, asıl sorunun her insanda doğuştan var olan yeteneğin ortaya çıkarılamaması sorunu olduğunu söylemektedirler.
  • Sanatı ussal alanın dışına çıkararak sadece el işçiliği olarak görme eğilimi: Sanata karşı böyle bir ön yargı, sanat eğitiminin bireye kazanımlarını gölgelediği gibi, sanatın düşsel, düşünsel, tasarımsal boyutunu, dolayısıyla kültürel kazanımlarını da tehlikeye sokmaktadır.
  • Sanat eğitiminin sadece sanatçı yetiştirmeye yönelik olduğu yargısı: Sanat eğitimi, salt mesleki bir amaca yönelik değil, bireyin estetik bir sujeye dönüştürülmesi sürecidir. Maddi kültürü, insanoğlunun duygu, imge, tasarı ve düşüncelerinin fonksiyonel ve estetik nesneler olarak varlık kazanması diye tanımlarsak, sanat eğitiminin süs eşyalarından, günlük kullandığımız araç gerece, yaşadığımız binalardan, mobilyalara ve hatta makinelere kadar bizi çepeçevre saran tüm insan ürünü nesneler dünyasıyla ilgi içinde olduğunu görürüz. Çünkü tüm maddi kültür öğeleri, işlevsel/fonksiyonel amaca sahip nesneler oldukları gibi, aynı zamanda estetik amaca sahip tasarım nesneleridir. Yani ister figür, ister mobilya, ister makine çizelim, ister kalemle çizelim, ister bilgisayarda, hangi aracı kullanırsak kullanalım, öncelikle zihinde beliren tasarıların fonksiyonel ve estetik amaçlar çerçevesinde varlık kazanması gerekir. Burada kendimize şu soruyu da sorabiliriz. Bizim ortaya koyduğumuz ürün, çevremizde ve hatta uluslararası arenada ne kadar tercih ediliyor? İşte bu sorunun cevabı, o toplumda sanat eğitimine verilen değer ve niteliği, adeta aynası gibi yansıtır.
  • Bir diğer neden, eğitim-öğretim sürecinde sayısal-sözel alanlarda başarının hedef alınması ve bu alanlarda başarılı olanların zeki olarak kabul edilmesidir. Dolayısıyla bireysel başarı değerlendirmelerinin sayısal (matematiksel) ve sözel (dilsel) kriterlerle yapılmasıdır. Örneğin; bugün mesleki kariyerlerinde sanat insanlarının da Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavı (ALES) gibi sayısal-sözel ağırlıklı sınavlarla değerlendirildiklerini görüyoruz.

Bu değerlendirmelerin temeli ise 1904 yılına kadar uzanmaktadır. 1904 yılında Fransız Milli Eğitim Bakanlığı, Alfred Binet adlı psikologdan Paris okullarında başarısız olma riski taşıyan öğrencileri önceden belirlemesini istemiştir. Bunun üzerine Binet, bugün hepimizin IQ seviyesi/puanı olarak bildiği “zekâ testi”ni geliştirmiştir. Günümüzde birçok uygulama örneklerine rastladığımız zekâ testleri, eğitim sürecinde bireyin yeterliğini ölçen sözel-sayısal ölçme sınav sistemlerinin de kanımca kaynağını teşkil etmektedir.

Fakat zekânın doğuştan sabit olmadığını, büyüyen bir yapısının olduğunu ve birçok faktörü içerdiğini belirleyen psikolog-eğitim profesörü Howard Gardner’ın, geçen yüzyılın son çeyreğinde geleneksel eğitim sisteminde kabul gören sayısal-sözel zekâ alanının yerine, zekânın sekiz türünü belirleyerek (Sözel Zekâ, Matematiksel Zekâ, Bedensel Zekâ, Müziksel Zekâ, Sosyal Zekâ, İçsel Zekâ, Doğa Zekâsı, Görsel-Uzamsal Zekâ), “Çoklu Zeka Kuramı”nı ortaya koyması, eğitim alanında da adeta bir devrim niteliğindedir.

“Çoklu Zekâ Kuramı”; bireyin doğuştan tüm zekâ alanlarına sahip olduğunu, bulunduğu ortam, eğitim ve kültürleşme sürecine göre bu zekâ alanlarından bazılarının gelişebileceğini ortaya koymaktadır. Bu kuramın diğer önemli yanı ise, bireyi sadece sayısal ve sözel iki yönüyle değil, sahip olduğu yetenekleri, potansiyelleri dikkate alarak tümden değerlendirmeye yönelmesidir.

Yani “Çoklu Zekâ Kuramıyla” öğrenme süreci, sadece bilgilenme, cevapları bilinen soruları doğru cevaplama süreci olarak değil, sorular üretme, keşfetme, tasarlama, yorumlama, inşa etme ve bilgi üretme süreci olarak tanımlanmaktadır.

Bu yazı toplam 1120 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.