1. YAZARLAR

  2. Fevzi Nuri Kara

  3. Sanat Üzerine Eğitim
Fevzi Nuri Kara

Fevzi Nuri Kara

Yazarın Tüm Yazıları >

Sanat Üzerine Eğitim

A+A-

Eğitim, gözlerimizi yaşama açtığımız ilk günden itibaren hayatımıza giren ve tüm yaşamımız boyunca devam eden bir süreçtir. Bu sürecin başlangıcında ise, görme eylemi öne çıkmaktadır. Varoluşçu felsefenin de belirlediği gibi, her ne kadar biyolojik varlığımız önceden gelse de, kültür varlığımızı kendimiz oluştururuz ve bu varlığın niteliksel oluşumunda eğitimin yaşamsal bir önemi bulunmaktadır. Çünkü, eğitim süreci sadece bireyi değil, sosyal, kültürel ve politik boyutlarıyla tüm toplumsal yapı ve kültür katmanlarını temelden etkileyen bir özelliğe sahiptir.

            Günümüzde eğitim bilimciler ve sanat kuramcıları, çocukların ilk dönemlerinden itibaren gerek bedensel, gerekse zihinsel gelişiminde sanat-estetik eğitimini dolayısıyla görsel eğitimi önemsemektedirler. Zira; sanat eğitimi öncelikle görme, duyma, kavrama, tanımlama, çözümleme ve anlamlandırma eğitimidir. Yani, Moissej Kagan’ın ifadesiyle “Bilincin bütün mekanizmalarının açılıp çalışmasını sağlar”. 

            Platon'a göre ruh (kişilik), iki atın iki ayrı yöne çektiği ve bir sürücüsünün bulunduğu arabaya benzer. Yağız at duygulardır. Beyaz at ise irade gücüdür. Sürücü ise atları dizginleyip, arabayı dengeleyen, arabanın yönünü belirleyerek onu yürüten akıl yani bilinçtir.

            Platon'un öğrencisi Aristoteles ise, akıl ile duyguyu iki farklı özellik olarak ele almış, insanda akıl ve duygunun uyumlu bir şekilde işlediğini belirtmiştir. Bu bağlamda akıl ve duygular birbirlerine sürtünen bıçaklar gibi birbirlerini keskinleştirirler. Aklın egemenliğini bilim ve felsefeye, sanatın egemenliğini duygulara bağlayabiliriz. Tüm bunlar bile bizi, akıl-beyin eğitiminde duygunun dolayısıyla sanat eğitimin önemine götürür.

            Prof. İsmail Tunalı, “Her insanın belli bir görmesi olduğu gibi, her döneminde belirli bir görmesi, belli bir varlık yorumlaması olduğunu yazmaktadır. Görme, insanın dünya ile bağlılığını gösterir. İnsan, dünya karşısında nasıl duruyorsa, dünyayı o şekilde görür”. O halde, bilginin üretiminde anaokullarından başlayarak tüm yaşama yayılan görme eylemine yönelik eğitim, bireylerin varlık-nesne karşısındaki tavrının ve nesneyi anlamlandırmasının ilk etkeni olarak belirlenebilir. İnsanoğlunun dünyayı duyusal kavrayışının düşünsel kavrayışla devamı dili doğurmuştur. Bu nedenle dil, aslında gördüklerimiz, duyduklarımız ve zihinsel faaliyetlerimizin varlık kazanmasıdır. Yani dilimizin imkânları kadar biliriz, bilgisel sınırımız ise dilimizin sınırlarını oluşturur. Duyusal kavrama, algılama ve düşünsel kavrama yani bilme eylemi sonrasında ortaya çıkan her yeni düşünce ve bilgi ise dili zenginleştirerek yeni düşünce biçimlerinin oluşumuna etki eder. O halde görmek; yalnız duyusal/fiziksel bir olay değil, aynı zamanda varlığın yorumunu taşıyan zihinsel bir eylemdir. Bilgilerin, algıların değişimi görme biçimimizi, görme biçimimizin değişimi ise kültürel farklılıklarımızı doğurmaktadır.

Günümüzde eğitim kuramcılarının çoğunluğu, zekânın genlerle ilişkisini, doğuştan gelen sabit zihin yapısını reddederek, zekânın doğru bir mücadeleyle-eğitimle geliştiğine yönelik büyüyen zihin yapılarını kabul etmektedir. Zihinsel eğitimde de yukarıda belirlediğimiz gibi sanat eğitimi önemsenmektedir. Özellikle anaokulundan itibaren çocukların görme ve kavrama etkinliklerine oyunlarla katılarak, problemi aktif bir şekilde çözmeye yönlendirilmesi, hazır kalıplarla değil, çocuğun mücadelesine (problemi keşfetme, çözüm önerisi geliştirme) dayalı bir öğrenme sürecinin aktif kılınması da kanımca son derece önemlidir.

            Estetik eğitimi; geceleyin kenti aydınlatan ışıklar gibi, sosyal-kültürel yaşama ihtiyacı olan ışıkları yine toplumun kendi içinden alarak geleceğe taşır. Bu ışıkları; aydınlanma kavramını sorgulayan Kant’tan yola çıkarak insanın kendi aklını kullanma cesareti olarak tanımlarsak, geleceğimizin şekillenmesinde bireye kazandırmış olduğu vasıfların önemi daha da anlaşılacaktır.

            Eğer eğitimi geleceğin şekillendirilmesi olarak kabul edersek; sanat eğitimine vereceğimiz önemle kültür-sanat ormanımıza bir ağaç da biz dikebiliriz. Önceleri küçücük fidelerin oluşturduğu bu orman, zaman içinde tüm ulusların gıpta ile baktığı, ussal düşüncenin estetik algı ile buluşarak toprağı-kültürü beslediği kültürel varlığımıza derin katkılar sunabilir.

Bu yazı toplam 1030 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.