1. YAZARLAR

  2. Turgay Şahin

  3. Rejim Mi Demiştiniz?
Turgay Şahin

Turgay Şahin

Yazarın Tüm Yazıları >

Rejim Mi Demiştiniz?

A+A-

Anayasa değişikliği konusundaki halk oylaması öncesinde en güçlü itirazın “rejim değişikliği” konusunda yapıldığını hatırlarsınız.

“Referanduma Beş Kala” yazı dizimizde bunun bir rejim değişikliği olmayacağını sanırım açıklıkla ortaya koyduk. Yazılarımızı okuyanlar hatırlayacaktır

Anayasal rejimimizin “ Demokratik, Laik ve Sosyal bir Hukuk Devleti” ilkelerine göre kurulmuş bir Cumhuriyet” olduğunu biliyoruz. Bu nitelikler değişmediği sürece rejim değişikliğinden söz edilemez.

Rejim endişesinde samimi olanların, kuşkusuz birinci öncelikleri “Demokratik Cumhuriyet” olmalı… Zira Anayasamızda demokrasi, Cumhuriyetin niteliklerinin başında sayılıyor. Demokrasinin en kısa tarifi herhalde  “milli iradenin ortaya çıkmasını sağlayan seçimlere dayanan yönetim biçimi”  olabilir.

Anayasamızda temel vurgu Demokratik Cumhuriyet olduğu gibi , “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” denilmekle bu ifade güçlendirilmektedir.

Anayasamızın tek bir amacı varsa işte bu demokratik Cumhuriyeti tesis etmektir ; yine anayasamızın bir ruhu varsa “milli egemenlik” tir diyebiliriz.

Kalan tüm hükümleri bir teferruat ve asıl amacı ve ruhu gerçekleştirecek yardımcı hükümler gibi okumak gerekir.
Anayasanın kalan madde ve hükümleri için bunu söyleyebileceğimiz gibi, kanun ve sair mevzuat için de aynı şeyi pekala söyleyebiliriz.

O halde toparlayalım : Anayasal rejimimizin en önemli unsuru demokrasi ve bu rejimin ruhu da egemenliğin milletin olması ilkesidir. Anayasa ile sınırları çizilen devletin ve kamu görevlilerinin temel görevi budur.

16 Nisan 2017 gününde halk oylamasını yaptık ve sonuçlar açıklandı. Evet ve Hayır oylarının birbirine yakın olması sebebi ile de kazanan taraftaki sevince bir buruk tat hakim oldu, kaybeden tarafta ise sonuçları kabullenememe hali…

“Referanduma Beş Kala” yazı dizimizde anlatmıştık, mevcut anayasanın belirlediği usullere göre yapılacak halk oylamasında oylar sayılır, bir fazla oy alan taraf kazanmış olur... Halk oylaması usulünde aranan mutabakat budur. Anayasa, halk oylamasının kabulü için nitelikli bir çoğunluk öngörmediğine göre (örneğin oyların en az yüzde atmışını alan taraf kazanır gibi) oylamanın neticesini salt çoğunluk belirler. Halk oylaması yarışına giren tüm taraflar bu kuralı biliyor olmalılar.

“Geniş Mutabakat” vs ise anayasa değişikliği meclise gelmeden önce aranması gereken veya mecliste görüşülürken aranacak bir şeydir. 367 Milletvekilinin kabul ettiği bir anayasa değişikliği halk oylamasına gerek kalmaksızın yürürlüğe girmektedir. Yani anayasanın kendi tarif  ettiği mutabakat mecliste 367 sayısıdır. Mecliste bu sayı aşılamazsa bu durumda mutabakat için millete başvurulur yani hak oylamasına gidilir. Çıkan netice ise hiç kuşkusuz mutabakattır.

Gelelim ikinci konuya, yani halk oylamasında kullanılan oy ve oy pusulalarına ilişkin itiraza… 
Kural arkası sandık kurullarınca mühürlenmemiş oy pusulalarının ve zarflarının geçersiz sayılacağı yönündedir. Ancak YSK 1961 tarihinden bu yana yürürlükte olan Seçim Kanunundaki bu kuralı yukarıda açıklamaya çalıştığımız DEMOKRASİ ve EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR ilkelerine göre yani ANAYASAYA göre yorumlamıştır. Malum kanunlar anayasaya aykırı olamazlar. Buna göre YSK kadimden beri Anayasal ilkeleri gözeterek bu kurala bir yorum getirmiştir. 

YSK ne demektedir : “ haricen getirildiği ispat olunmadığı sürece salt mühürsüz oldukları için oy pusulaları geçersiz sayılamaz, sandık kurullarının kabahati vatandaşa yüklenemez”  Yani içerisinde iktidarı ile muhalefeti ile tüm siyasi partilerin temsil edildiği ve görevlerinden birisi de vatandaşa verdikleri oy pusulalarının mühürlemek olan sandık kurullarının bu ihmali, aymazlığı, vurdumduymazlığı, vazifesini yapmaması veya adına ne derseniz deyin kusurunu, suçunu mevzuatı bilmeyen ve vatandaşlık görevini yapmak için sandık başına koşan vatandaşa yüklenemez. NOKTA….

Bu kararı 1984 yılında vermiş, sonraki her seçimde de yapılan itirazlar üzerine tıpkısının aynısı a olmak üzere bu kararı tekrarlamış.

Özetle “dışarıdan getirildiği –yani sahte olarak sokulduğu- ispat  edilmedikçe sadece üzerindeki mühür eksik diye bu oyu geçersiz sayamazsınız!!

Zaman zaman iktidar partisi temsilcileri itiraz etmişler bu karar çıkmış.
Zaman zaman muhalefet partileri itiraz etmişler yine bu karar çıkmış. Yani YSK 30 küsür yıldır bu kararında sabit ve istikrarlı. YSK kısaca ben Anayasaya bakarım, anayasadaki demokrasi ilkesine bakarım, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir hükmüne bakarım ve sandık görevlilerinin ihmalinden dolayı vatandaşın oyunu yedirmem diyor…

Aksi olsaydı ne olurdu? Bir kere mühürsüz kaç oy pusulası olduğunu bilmiyoruz. Herkes, seçimi kazanmak için ne kadar oya ihtiyacı varsa o kadar mühürsüz oy bulunduğunu iddia ediyor. Bu sayıyı kesinlikle bilmiyoruz. Bilebilmek için YSK nın tüm ülkede kullanılan oyların yeniden sayılmasına karar vermesi gerekir.

Diyelim ki bu karar verildi ve oylar yeniden sayıldı. Ve örneğin 1 milyon oy pusulasında mühür olmadığı anlaşıldı. YSK yine farazi olarak bu 1 milyon oyu iptal etse ne olur?

Birincisi bu pusulalar ile oy kullanan vatandaşa ayıp olur, iradesini hiçe saymak olur…
Peki sonuca nasıl etkisi olur? Örnek olarak verdiğimiz bu 1 Milyon oyun tamamı EVET veya tamamı HAYIR olmayacak, bunda anlaştık sanırım?

Genel dağılıma göre bu 1 Milyon oy pusulasında  EVET ve HAYIR oylarının  birbirine yakın olması gerekir. Tabi, EVET oyunu veren veya HAYIR oyunu veren kesimden birisi diğerine göre daha zeki, IQ’su daha yüksek, haklarını daha iyi bilen “SEÇKİN/ELİT” bir topluluk değilse.

Aslında mühürsüz oy pusulalarına itiraz edenler, örtülü olarak kendi taraftarlarının mühürsüz oy pusulasını kullanmayacak kadar bilgili, donanımlı ve seçkin olduğunu savunuyorlar. Yoksa sonucu değiştirmeyecek bir konuda niye ısrar etsinler?

Bence bu itiraz kabul edilse bile seçim sonucu kesinlikle değişmez, sadece geçerli oy sayısında düşüş olur ama oranlar aynı kalır. Ama, seçmene; dünyada en yüksek katılımı sağlayan ve duyarlığını gösteren milletimize büyük bir haksızlık olur ve bunun adını tarih adalet olarak koymaz…

BİR SANDIK GÖREVLİSİNİN DİLİYLE DURUMUN İZAHI : 
YÜKSEK SEÇİM KURULU'NUN MÜHÜRSÜZ YA DA ÇİFT MÜHÜR OLMAYAN ZARFLARIN GEÇERLİ OLDUĞUNA DAİR KARARI HAKKINDA...

Bu seçimde de daha önceki seçimlerde (yani milletvekili genel seçimleri ve mahalli idareler seçimlerinde) olduğu gibi oy kullanmaya gittiğimizde şu manzara şu idi:

Oy kullanacağımız sandıkta; sandık kurulu başkanı ile bir önceki genel seçimde en çok oy olan beş siyasi partinin isimlerini bildirdiği sandık kurulu üyeleri bizi karşıladı. 

Halk oylamasında sadece tek bir oy pusulası ile bir adet zarf ile üzerinde tercih yahut evet yazan bir mührü verdiler ve kapalı oy kullanma yerine gittik. Oyumuzu kullandık. Yani evet ve hayır yazan oy pusulasına tercih ettiğimiz şekilde mührü vurup, zarfa yerleştirdikten sonra sandığın içerisine attık. 

Dikkat etmemiş olabilirsiniz ama size verilen oy pusulasının arka tarafında sandık kurulu mührü ile zarfın üzerinde YSK amblemli bir baskı, ilçe seçim kurulu mührü ile sandık kurulu mühürleri de vurulmuştu. 

Bu seçimde YSK'nın hazırladığı (ki her seçim için bir kısmı ortak hükümleri ihtiva eden kısmen ilave maddeleri olan ayrı bir) 135 sayılı genelgeye göre iş ve işlemler yapıldı. 

Bugün yani 16.04.2017 günü yapılan halk oylamasında sandıklar açılmaya başlandığında, Yüksek Seçim Kurulu'nun, oy pusulalarının içerisine konulduğu zarfların mühürsüz ya da tek mühürlü olmasının kullanılan oyun geçersiz kılmayacağı yönünde karar verdiği medya organlarından duyuldu. 

Öncelikle seçimle ilgili kanunun ilgili maddesine bakalım. Ülkemizdeki tüm seçimler 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun'un (ki bu kanunun 26.04.1961 tarihinde yürürlüğe girmiştir) 98 maddesi uyarınca oy pusulalarının konulacağı zarfların üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührünün bulunması zorunludur. 

Yalnız dikkat çekeceğim ve bugün oy kullanırken sizinde karşılaştığınız uygulama; sandığın bulunduğu sınıfa girip seçmen bilgi kağıdı ile kimliğinizi ibraz ettiğinizde size hemen bir oy pusulası, zarf ve mühür verilmesidir. Eğer önceden konuyu özel olarak araştırmadıysanız yahut ayrıntılı bilmiyor iseniz, size verilen zarfın üzerinde mühür var mı kaç adet mühür var, mühürler zarfın ön yüzünde mi yoksa arka yüzünde mi, ayrıca zarfta YSK fligranı var mı bilemezsiniz. 

Bu durumda doğal olarak siz aldığınız zarfa oy pusulası üzerindeki evet ya da hayır bölümünü mühürleyip yerleştirdikten sonra sandığa atarsınız değil mi? Elbette dediğiniz duyar gibi oluyorum. 

İşte tam bu gibi durumlar için 1984 yılından bu yana (belki daha eski tarihlisi de vardır bakmak lazım) Yüksek Seçim Kurulu şikayet üzerine konu kendi önüne geldiğinde (ki bu durumda yüksek mahkeme sıfatıyla yargılama yapıp kesin olarak karar verir) seçmenin iradesi dışında gerçekleşen ve sandık kurulunun tecrübesizliği yahut eğitimsizliği nedeniyle zarf üzerine hiç mühür vurulmaması ya da tek mühür vurulması halinin o oy pusulasını geçersiz olarak kabul etme sonucunu doğurmamasını ve böyle bir zarftaki oy pusulasının geçerli olması gerektiği yönünde kararları bulunmaktadır. 

İşin tuhafı bu kabil şikayetler milletvekili seçimleri yahut büyükşehir ya da il belediye başkanlığı seçimlerinde neticeyi değiştirmeyecek şekilde az sayıda olan zarflarla ilgili olduğu zaman zaten başlangıçta, hakimin başkanlığında toplanan ilçe seçim ya da il seçim kurullarında reddedilebilmektedir. 

Öte yandan bir ya da iki zarfın neticeyi değiştirdiği belki de küçük ilçe ya da beldelerde yapılan seçimlerle ilgili olarak Yüksek Seçim Kurulu önüne bu şekilde bir şikayet dosyas geldiğinde ise ilgili zarfın geçerli dolayısıyla da böyle bir zarftaki oyun, zarfın mühürsüz yahut tek mühürlü olması sebebiyle geçersizliğine dair kararı iptal edip böyle bir oy pusulasının kabul edildiği görülmektedir. 

Konu; Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı’nın, ysk.gov.tr adlı internet sitesinde duyuru olarak yayımlanmış henüz gerekçesi yazılı olarak kararlar içerisinde yer almamaktadır. 

YSK kanunun temel hukuk ilkelerine aykırılığı sebebiyle kanuna aykırı gibi gözüken kararlarının seçmenin iradesinin sandığına yansımasını engelleyen tutum takınmayıp, bilakis seçmen iradesinin önünü açan nitelikte ve adil bir karar olduğu düşüncesindeyim. 

Peki 1961 yılından bu yana yürürlükte olan ve benim tespit edebildiğim kadarıyla da 1984 yılından bu yana aynı mahiyette karar veren YSK'nu sanki konuyla ilgili ilk kez karar veriyor gibi tv ekranlarından eleştirmek doğru mudur? Muhalefet partisindeki hukukçular bunu hiç bir incelememişlerdir onu bilemem. 

Ayrıca bu kabil zarfların içerisindeki oyların tamamının evet yahut hayır olduğunu kim bilebilir. Bu zarflarda her iki türden oy kullanılmış olabileceği gibi, geçersiz oy da olabilir. Sanki bu kabil zarflarda bulunan oyların tamamı evet idi ve YSK kasten ve hukuka aykırı olarak bu zarfları geçerli kabul ederek seçimlerin sonucunu etkileyecek bir değişiklik yaptı. 

Oysa bu tür oy pusulalarının (mesela benim görev yaptığım okul ve bulunduğu yaklaşık 250.000 seçmeni olan …………… ilçesinde tahminen 100 sayısının bile altında olduğu düşünülürse) ülke genelindeki bu şekilde olan zarfların bin de bir bile olmadığı dikkate alınırsa, kopartılan gürültünün asıl amacının başka olduğu net olarak anlaşılabilecektir. 

Bilmem anlatabildim mi ?  ”
 

Bu yazı toplam 885 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.