1. YAZARLAR

  2. Turgay Şahin

  3. Referanduma Beş Kala - VI
Turgay Şahin

Turgay Şahin

Yazarın Tüm Yazıları >

Referanduma Beş Kala - VI

A+A-

Bir önceki yazımız “Gelecek yazımızda hükümet-yargı ilişkileri ve özelde HSYK üyelerinin seçimi üzerinde duracağız…” cümlesi ile bitiyordu…

Bu konuyu açmadan önce 12 Eylül 2010 referandumu öncesine bir bakmamız gerekiyor:

12 Eylül Referandumu öncesinde YARGI:

a)Tek sesliydi,

b)İdeolojik bir düşüncenin sözcüsü ve icra organı haline gelmişti,

c)Siyasete doğrudan müdahil oluyor ve askeri vesayetin cübbeli yedeği olarak vesayet sistemini sürdürüyordu,

d)Yargı gücünü kendi amacı doğrultusunda bir sopa gibi kullanıyordu,

e)Demokratik değildi,

f)Gücünü sınırlayacak ve denetleyecek bir mekanizma olmadığı için diğer erkler üzerinde sınırsız ve orantısız bir etkisi bulunmaktaydı…

Aslında 12 Eylül 2010 Referandumu ile işte yukarıda sayılan olumsuzlukların giderilmesi amaçlanmıştır. (Dönemin Anayasa Mahkemesinin müdahalesi ile ne yazık ki yargı bu kez de FETÖ hegemonyasına teslim edildi) 12 Eylül Referandumu ile yargıdaki hakim oligarşik yapının el değiştirmesi veya tek sesliliğe devam amaçlanmamış; hakim ve savcıların kendi aralarında yapacağı seçimin yargıya demokrasinin ve milli iradenin elinin değmesini sağlayacağı ve böylece tek sesliliğinde kalkacağı “varsayılmıştır” Gerçekten de getirilen yeni yapı demokrasi değil, demokrasi varsayımı idi!

Neden mi? Çünkü çözümü kendi içinde üreten ve arayan bir sistemin adı demokrasi değil olsa olsa "kooptasyon" olabilirdi. Görüntüde bir seçim olması tek başına demokratik meşruiyet  anlamına gelmemektedir. Zira bu seçim yönteminde, halkın iradesi, istekleri, beklentisi, suç ve ceza algısı ve kısaca milli iradenin sandığa yansıması ihtimali sıfırdır! (Zira oy kullananlar sadece hakim ve savcılardır)

Böylece referandum sonrasında yeni bir HSYK oluştu.

grafik-001.pngGörüldüğü gibi 12 Eylül 2010 Referandumu ile oluşan yeni HSYK yapısında üyelerin büyük ve ezici çoğunluğu yani 22 üyenin 16’sı hâkim ve savcı oyları ile seçilmektedir.

Adliyeye yolu sıklıkla düşen bir millet olduğumuz için eminim okurlarımızın hemen hepsinin elinde şu veya bu mahkemenin bir kararı mevcut olmalıdır. Bu kararlardan herhangi birisine bakalım: Kararda dikkatimizi çeken cümle hangisidir?

“TÜRK MİLLETİ ADINA”

Evet! tüm mahkeme kararları böyle başlar. İddialı bir giriştir bu! Bu cümle ile mahkeme hakimi, gücünü Türk Milletinden aldığını, yine Türk milletinden aldığı bir yetkiye dayanarak söz konusu kararın altına imza attığını söylemektedir.

Peki gerçekten böyle bir yetki devri var mıdır? Daha somutlaştırırsak biz Türk Milleti olarak bu hakimlere, mahkemelere bir yetki verdiğimizi hatırlıyor muyuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisine bir yetki verdiğimiz doğrudur. Genel seçimlerde verdiğimiz oylarla oluşan meclisimiz yetki ve gücünü doğrudan bizden almaktadır.

Yürütme yani hükümet ise TBMM tarafından seçilerek doğrudan olmasa da dolaylı olarak güç ve yetkiyi milletten almaktadır. Üstelik mevcut sistemde Cumhurbaşkanı doğrudan halkoylaması ile seçildiğinden yürütmenin Cumhurbaşkanı cephesinin demokratik meşruluğu dolaylı değil doğrudandır.Yani burada da yetkiyi bir şekilde biz verdik diyebiliriz.

Peki ya Yargı? Milli iradeyi temsil ettiği varsayılan, kuvvetler ayrılığı sisteminin üç erkinden biri olan yargı?  TBMM ve hükümet belirli aralıklarla yapılan seçimlerle doğrudan veya dolaylı olarak milli iradeye bağlı olduğu halde yargıyı kim belirlemektedir?

Doğrudan Türk Milleti mi?

Dolaylı olarak TBMM mi?

Cevap: Hiçbirisi….

Yargı mensuplarını veya yargı mensuplarını seçip denetleyecek HSYK üyelerinin hiçbirisi kendisine demokratik meşruluk sağlayacak bir metotla seçilmemektedir!

Okurlarımız hemen şunu sorabilir: “Ne yani, yargı mensuplarını halk mi seçmeli?”

Evet! Bunu yapan ve yıllardır başarı ile uygulayan ülkeler vardır!

Şayet böyle bir seçim, sosyolojik yapımıza, bünyemize uymaz diyorsak bu durumda yapılması gereken şey derhal TBMM ni devreye sokmak ve belirleyici yapmaktır.

Yukarıda da belirttik :Şu anki seçim yönteminde, halkın iradesi, istekleri, beklentisi, suç ve ceza algısı ve kısaca milli iradenin sandığa yansıması ihtimali sıfırdır! Bunun sağlanması için şu veya bu şekilde milli  iradenin yargıya teması sağlanmak zorundadır.

Önerilen ve referandumda oylanacak  teklif HSYK için şöyle bir yapı getirmektedir:

 

grafik2.png Burada HSYK üye sayısının 22’den 13’e düşürüldüğünü ve bunun 7 sinin TBMM tarafından seçilmesi esasının getirildiğini görmekteyiz.

Yukarıda belirttiğimiz demokratik meşruiyetin bu şekilde sağlanabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Sadece, keşke kürsü hakimlerinin HSYK da temsilini sağlayacak örneğin 3 üyenin eski yöntemle hakim ve savcılar tarafından seçilmesi de mümkün olabilseydi diyoruz.

Ancak seçim yönteminin hakimlerin tarafsızlığını ciddi biçimde zedelediği, yargının güvenirliğine gölge düşürdüğü ve yargının ideolojik olarak ayrıştırdığı eleştirilerini de dikkate almak faydalı olabilir. Keşke demokrasi kültürü barış ve hoşgörü ile bir seçim yapılabilmesini mümkün kılabilseydi.

Bir sonraki yazımızda hükümet-yargı ilişkileri ve özelde Anayasa Mahkemesinin yeni yapısı ve üyelerinin seçimi üzerinde duracağız…

Bu yazı toplam 2034 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.