1. YAZARLAR

  2. Turgay Şahin

  3. Referanduma Beş Kala IX
Turgay Şahin

Turgay Şahin

Yazarın Tüm Yazıları >

Referanduma Beş Kala IX

A+A-

Dün Halkbank Genel Müdür Yardımcısı ABD ziyareti sırasında gözaltına alındı,  bildiğimiz kadarı ile isnad olunan suç Rıza ZERRAB üzerinden İran ambargosunun delinmesi.

Sosyal medyada bir takım şahıslar neredeyse zil takıp oynayacaklar. Hayır! Bunlar Amerikalı değil, isimlerinden anlaşıldığı kadarı ilme Türk. İsimlerinden Türk olduğu anlaşılıyor ama yazdıklarından pek de öyle olmadıkları izlenimini ediniyorsunuz. 

Aynı pespaye ruh haline 17-25 Aralık sürecinde de şahit olduk. Halkbankası hisselerinin ciddi düşüşüne yol açan bir takım bilgileri büyük bir iştahla servis eden ve sevincini gizleyemeyenleri not ettik. Şimdi anlıyoruz ki 17-25 Aralıktaki Halkbankası operasyonu aslında emperyalist çevrelerin, küreselci güçlerin marifetiymiş. 

Peki niye isminden Türk olduğu anlaşılan (yahut zannedilen) kişiler bu operasyonlara seviniyorlar? 
Niçin Türkiye’yi zora sokma ihtimali olan her habere, her operasyona gönüllü destek çıkıyorlar?

Aslında sebep basit, neredeyse ikiyüz yıldır devam eden bir yabancılaştırma projesinin günümüzdeki sonuçları bu şahıslar.

MİT tırları hadisesi patlak verdiğinde büyük bir zevkle haberini basan, bu haberi çarpıtan, Batıdaki efendilerine servis eden de aynı şahıslar.

Bu girizgahı elbette haftalardır devam eden “Referanduma Beş Kala” dizisinin son yazısı için yaptım. Yazı dizisini takip edenler bilirler, genel olarak bilgilendirme amaçlı şeyler kaleme alındı. Günlük siyasi tartışmalar ekseninde kalmamaya özen gösterildi. Eleştirmekten ziyade açıklama ve tanım getirmeye gayret edildi ama bu yazıda bir parça eleştiri yapmak istiyorum.

EVET veya HAYIR’ı savunabilirsiniz. Sonsuz saygı duyarım. Bir şartla : bunu vatanın ve milletin hayrını, selametini düşünerek yapmalısınız. Yerli bir duruşla, milli bir çizgide kalarak her iki görüş de savunulabilir. Ama her iki görüşü de başkasının bakış açısından, Batının penceresinden dillendirdiyseniz bunun savunulur yanı kalmamış demektir.
Şimdi şuna bir cevap arıyorum: Niçin anayasa değişikliklerinde önerilen sistemlere “Türkiye’ye özgü” diyerek burun kıvırıyorsunuz? Doğrusu böyle değil midir? İster güçlendirilmiş parlamenter sistemi isterse başkanlık sisteminin Türkiye modeli olan Cumhurbaşkanlığı modelini getirmeye çalışın, bu toprağın tarihini, bu milletin değerlerini, sosyolojisini hesaba katmanız gerekmiyor mu? Almanya’dan parlamenter sistem, Fransa’dan yarı başkanlık sistemi veya Amerika’dan başkanlık sistemini ithal etmek mi gerekiyor? 1960 Anayası ile hiçbir alt yapısı olmadığı halde, ikinci meclis olan Senato kuruldu da ne oldu? Senato’nun başarı ile çalıştığı ülkelerden yaptığınız ithalat buraya uydu mu? Tercüme kanunlarla ve ithal kurumlarla bir yere gidilemeyeceği görülmedi mi?

Elbette doğrusu ister parlamenter sistem isterse başkanlık sistemi üzerinde çalışılsın, ülkemize göre , milletimize uygun bir yerli sistem geliştirmektir.

Doğrularımızı Almanya’nın, Hollanda’nın, Belçika’nın yahut Fransa’nın bakış açılarıyla bulamayız ve  ifade edemeyiz. Bu kompleksten kurtulmak için çok geç kalmadık mı? Hala “Avrupa ne der?” noktasında mıyız? 

Avrupa Birliği’nin bizi referandum neticesi ile tehdit etmesine niçin sevinelim veya onlardan yana duralım? 16 Temmuz günü millet ne derse bizim başımız gözümüz üzerine, A.B. gerçekten dost ve müttefik ise onların da bu tavırda olması gerekir. Yok, ülkemizi talimatla idare edebileceklerini ve sonsuza kadar oyalayabileceklerini düşünüyorlarsa bizim safımızın da belli olması elzemdir : Güçlü, bağımsız ve demokratik bir Türkiye…

1963 Ankara Anlaşması ile ucu açık ve belirsiz bir sürece bizi çeken ve her fırsatta aşağılama hakkını kendinde gören A.B. ile yollar ayrılacaksa da öyle olsun. Zaten Bulgaristan’ın, Romanya’nın kabul edildiği standartlara bizim rıza göstermememiz icap eder.

Referandum sonrası sonuç ne olursa olsun şu acayip A.B. sürecimizi masaya yatırmak zorunlu hale gelmiştir. Ama tüm karar süreçlerinde çıkış noktası milli menfaatlerimiz olan siyasi yapılar, STK’la ve kadrolarla yürünmelidir. Almanya’nın adamları, ABD’nin adamları, İsrail’in adamları ile bir yere gidilemeyeceğini acı tecrübelerle gördük, yaşadık.

Sağcısı, solcusu; sünnisi, alevisi; Türkü , Kürdü ile büyük bir millet olarak biz bunun üstesinden geliriz. Yeter ki saydığımız tüm unsurlar yerli ve milli  çizgide buluşsunlar, şunun bunun değil yalnızca milletin adamı olsunlar
 

Bu yazı toplam 750 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.