1. YAZARLAR

  2. Davut Çalışkan

  3. Ramazan Ayına Girerken
Davut Çalışkan

Davut Çalışkan

Sandıklı Müftüsü
Yazarın Tüm Yazıları >

Ramazan Ayına Girerken

A+A-

"Gün misafirinizdir. Ona iyi davranın ki, gidince iyiliğinizden bahsetsin." 
                                Hasan Basri

Ömür günleri gittikçe azalmakta, ölümün bizi beklediği noktaya doğru yol almakta iken Rabbimize sonsuz hamd-ü senâlar olsun ki bizleri Rahmet, bereket ve hidayet kaynağı Kur’an ayı olan bir Ramazan’a daha kavuşturdu.

Ramazan ayı Kur’an’ın nazil olmaya başlandığı aydır. Kur’an-ı Kerim Ramazan ayını bize şöyle tanıtır: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.” (Bakara,2/185) Demek ki Ramazan Kur’an’ın doğum ayıdır ve bizden bu ayı oruç tutarak değerlendirmemiz istenmektedir. 

Evet. 26 Mayıs Cum’a akşamı ilk teravihi kılacak, 27 Mayıs Cumartesi ilk sahura kalkmış olacağız inşaallah.
Ramazan ilahi bir çağrıdır. Dirilişe çağrı, tevbeye çağrı, silkinmeye çağrı, kulluğa çağrı, arınmaya çağrı.... Ramazanın gölgesinin üzerimize düştüğü şu günlerde bu çağrının ne kadar farkındayız acaba?

Ramazan zamanlardan bir zaman elbette. Ancak yağmur yüklü bulutlar gibi rahmet yüklü bir zaman. O rahmete öylesine muhtacız ki sanki tam zamanında imdadımıza yetişti Ramazan. 

Ümmet olarak vahdeti kaybetmişiz, kardeşliği unutmuşuz, dünyevileşmenin içerisinde birbirimize cephe almışız.  Ümmet-i Muhammed bölük-pörçük bir vaziyette fitnenin her çeşidinin esareti altına girmiş. Hayatımızın İslam’la kesişen noktaları öylesine azalmış. Hayatımızı dinimizin koyduğu ilahi ilkeler değil anlık arzu ve heveslerimiz belirler hale gelmiş. Ahiret, ölüm, hesap sanki çok uzağımızda ve dünya hiç bitmeyecekmiş gibi bir hayat kurmuşuz kendimize. Bize hayat veren kavramlarımız hayatımızdan uzaklaşmış tamamen. Samimiyet, vefa, sadakat, sabır, hoşgörü, bağışlama, adalet, takva, sevgi vs günümüz insanının dünyasında içi boş kavramlar haline geldi. İşte tam da bu halde iken buldu bizleri Ramazan.

Engin merhamet sahibi bir Rabbimiz var. O bizi bu dünyaya tertemiz göndermişti hani. Elimiz temiz, gözümüz temiz, dilimiz temiz, kalbimiz temiz, velhasıl tertemiz gelmiştik dünyaya. Ama insanız ve bu halimizi muhafaza edemedik. Tekrar Rabbimize döneceğiz. Ve O bizim temiz olmamızı, temiz yaşamamızı, huzuruna tertemiz varmamızı istiyor. Ve o bizi temizlemek ve günahlardan arındırmak istiyor. Hayat yolculuğunda günahlar ağır gelir insana. İnsan günahlarla yol alamaz. Peki nasıl arınacak, bu günah yükünden nasıl kurtulacak insan?

İşte Ramazan bunun için geldi ve girdi hayatımıza. Ramazan senede bir defa gelir ve 11 ayın üzerimizde biriktirdiği ne kadar günah tortusu varsa hepsini temizler, arındırır bizi. Tıpkı dünyaya gözümüzü ilk açtığımız andaki gibi. Nasıl olur bu? Ramazan’ı bulmakla! Ramazanın farkında olmakla! Ramazan’ı ihya etmek ve Ramazan’la ihya olmak/hayat bulmakla.

Dostlar! Ramazan her şeyden önce bir Kur’an ayı’dır. Kur’an bir Kadir gecesinde indirilmiş, indirildiği geceye bin -1000- ayın bereketi yüklenmiş. İndildiği geceyi içinde barındıran ayı “Ayların Sultanı” yapmış. O Kur’an’ı okuyup rehber edinen İslam’ın ilk nesli olan Sahabe-i Kirâm’ı isimleri özlemle anılan kimseler haline getirmiş. O Kur’an aynı bizim elimizdeki Kur’an. Bu Ramazan, Kur’an’ı elimize alacağımız, gönlümüze koyacağımız, hayatımıza indireceğimiz bir  Ramazan olmalı.

Oruç, Ramazan’a mahsus en gizemli kulluk araçlarından birisi. Midemizin orucu bedenimizdeki toksinleri temizlediği gibi, nefsimizin orucu da ruhumuzda birikmiş günah toksinlerini temizliyor. Oruç nasıl tanıtılıyor bizler Kur’an’ımızda: “Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de korunasınız diye farz kılındı.” (Bakara,2/183) 
Rabbimiz buyuruyor ki “oruç sizi korur.” Biz oruç tuttuğumuzu zannederiz, farkında olmayız ki aslında “oruç bizi tutmaktadır.” 

Oruç öyle bir ibadet ki orucun hakkını verenleri Rabbimizin ahirette farklı bir muameleye tabi tutacağını haber verir Efendimiz SAV: “Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde yalnız oruç tutanlar girer. Ondan oruç tutanlardan başka kimse girmez. (Kıyamet gününde) ‘Oruç tutanlar nerede?’ denilir. Oruç tutanlar kalkarlar ve o kapıdan girerler. Onlar girdiği zaman kapı kapatılır.” (Buharî, Müslim)

Her ânı altın değerinde olan mübarek Ramazan ayı, sahurunun bereketi, iftar ânının letafeti, teravihinin fazileti ile kaçırılmaması gereken fırsatlar sunmaktadır bizlere. Ramazan’da tevbe ve istiğfara da yoğunlaşmak gerekir. Yapılan dua, tevbe ve istiğfarların kabul edildiği bir zaman dilimidir bu ay. Allah’ın mağfiretinin kullara en yakın olduğu zamandır Ramazan. Adetâ kullarını arındırmak için fırsat içinde fırsatlar sunmaktadır Mevlây-ı Müteâl.. Efendimiz SAV’in şu hadisi ne kadar anlamlıdır: “Ramazan’ı idrak edip de Allah’ın mağfiretini kazanamayan kimseye yazıklar olsun!” Cebrail as’ın böyle ettiğini ve kendisinin de “Amîn” dediğini ifade eder Kâinâtın Efendisi. Bu nokta da şu soru ne kadar anlamlıdır değil mi: “Allah’ın rızası ve mağfireti bu Ramazan’da da kazanılamazsa ne zaman kazanılabilir?!.. Ya bu Ramazan son Ramazanımızsa?!.. 

Ramazan bizi değiştirmek için geliyor. Kişiliğimizde aşınan, pörsüyen, zayıflayan yanlarımızı tamir etmek için geliyor. Ramazan, Kur’an’la irtibatımızı güçlendirmek için geliyor. Ramazan, bizi insan yapmak için geliyor. Ramazan, bizi nefsimizin boyunduruğundan kurtarıp, ruhumuzu özgürleştirmek için geliyor. Ramazan, varımızı yoksullarla paylaştırmak için geliyor. Ramazan, yoksullaşmış yanlarımızı zengileştirmek için geliyor. Ramazan bizi kurtarmak için geliyor. Şu soruyu tekrar soralım mı kendimize. Bu Ramazan değilse ne zaman?

Ramazanımız mübarek olsun!...
 

Bu yazı toplam 734 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.