1. YAZARLAR

  2. Bülent Elitok

  3. Nedir Milliyetçilik?
Bülent Elitok

Bülent Elitok

Yazarın Tüm Yazıları >

Nedir Milliyetçilik?

A+A-

Fransız ihtilali....diye başlayan bir cümle kurmayacağım.

İnkılap tarihinden klişe sözler de kullanmayacağım.

Belli zamanlarda, belli meydanlarda çağrı üzerine, boy göstermek amacıyla bulunan, meydan dağıldıktan sonra bayrakları gömen milliyetçilikten de bahsetmeyeceğim.

Herhangi bir siyasi partiye mensup olup, ara sıra o partinin merdivenlerini aşındıran milliyetçilik anlayışından da.

Milliyetçiliği bir araç, bir kaldıraç gibi gören anlayıştan da.

Milliyetçiliği kisvesine bürünüp, konjonktüre hatta bulunduğu platformdaki vatan haini şahıslara göre  pozisyon alan anlayıştan da.

Milliyetçiliği rahat dolaşım aracı gören zihniyetten de.

Maskot, kolye, künye, araç yazısı gibi tabela milliyetçiliğinden de.

 Facebook, Twitter gibi sosyal medya milliyetçiliğinden hele hiç bahsetmeye niyetim yok.

,Olması gerektiği şekliyle bahsedeceğim milliyetçiliğin ne olduğundan!

Güncel ve kendini katlaması gereken, kenetleyen, objektif olan milliyetçilikten bahsedeceğim.

Çok uzağa gitmeyelim!

Yanı başımızda neler oluyor bir bakalım.

Bakalım, ama lütfen  iyi bakalım!

Bir bebenizin kucağınızda ölmek üzere can çekiştiğini (Allah kimseye böyle bir şey yaşatmasın) ve sizin onu yaşatmak için elinizden bir şey gelmediğini düşünün bir. Bakın yanı başınızda duran çocuğunuza da, öyle hayal edin lütfen. O kollarınızda, bir kolu kopmuş, kafası kanıyor, baba-anne! diye bağırıyor, sizden yardım istiyor, istiyor ama Allah kahretsin! hiç bir şey yapamıyorsunuz! Allahım yardım et bana! Önceki gün diğer yavrunuz, şimdi küçüğü! Yavrumu bana bağışla! ambulans yok, doktor yok, kan bile yok! Bırak bunları derdini dinleyen, sana bakan bile yok! kendi başınasın, çünkü onların senden farkı yok! Herkes çaresiz, herkes kucağında çocuğuyla!

Oysa böyle miydi geçen yıl?

Pazar sabahı ne güzeldi o yaptığınız kahvaltılar! Kim hayal edebilirdi ki böyle bir durumu?  Şu anda kollarında olan küçüğün  sabah kahvaltısında mızmızlanmasını, ama sonra yanaklarını şişirerek yemek yiyişini, hatırladın mı? Ya bir daha sonsuza dek senden ayrılacak olmasını tevessül edebiliyor musun? Aklın durduğu yerdesin! Böyle bir acıya hangi yürek dayanabilir? Her şeyin gitti işte! Her şey bitti! Varsın dünya malı senin olsa ne yazar!

Peki bu duruma gelinmesinde cüzi iradenin bir suçu yok mu? Bu durum külli iradenin bir tecellisi mi? Şunu net ortaya koymak lazım gelir ki; her şey külli iradenin bir sonucudur. Yüce Rabbim her şeyi bilir, o her şeyi görendir. Ancak, ve lakin, cüzi iradenin bir rolü yok mu yaşadığımız olaylarda? Başımıza gelenlerde? Ha! işte mesele bunu fark edebilmekte!  Külli irade her şeyi bilir, ama cüzi iradeye, seçenekler bırakacak adalete sahiptir. Bunu bir örnek ile somutlaştıralım: Trafiğin çok yoğun olduğu bir caddede karşıdan karşıya geçmek üzere yol kenarına geldiğinizde; külli irade birazdan nasıl hareket edeceğinizi bilir, ama siz cüzi irade sahibi hala karar aşamasındasınız. Geçsem mi, geçmesem mi? çok hızlı mı geçsem, çok daha daha hızlı mı geçsem? Üst geçidi kullansam mı, kullanmasam mı? bir sırık alsam da yüksek atlayabilir miyim acaba? Ya da teleferik ipi gibi bir ip kullansam mı ki? gibi bir olgu karşısında bazen binlerce seçenek vardır önümüzde, binlerce! İşte külli iradenin adaleti budur! Karnınız aç, bir şeyler yemek istiyorsunuz mecburen, ama cebinizde paranız yok! Külli irade ne yapacağınız sizden önce bilir, ama seçenekleri nasıl değerlendireceğinize göre, yani cüzi iradenize göre sizi değerlendirir. Sizin ise çok sayıda seçeneğiniz var:  Bir markete girip çalabilirsiniz, ya da bir lokantaya girip "3 gündür bir şey yemedim" diyebilirsiniz. Yahut, bir caminin önüne gidip dilenebilir veya açlıktan ölmeyi tercih edebilirsiniz. Bu sizin seçiminiz, sizin cüzi iradeniz. Ben din adamı değilim, ama bu iş böyle!

Tercihlerimiz bizim kaderimizdir. Vatan söz konusu olduğunda, tercihlerimiz bin kat daha önem arz etmektedir. Günümüz konjonktüründe, hele bizim gibi bir coğrafyada, ise bu konunun önemini kat be kat artırmaktadır. Bu vatan yok ise, biz de yokuz! bu çok net bir olgudur. Çünkü Türk Milleti köle olarak yaşayamaz. Buradan hareketle,  bu vatana kastedecek davranışlar olduğunda (ki her zaman olacaktır, bu da doğaldır, maddi dünyanın gözü doymuyor) önce top yekun millet olarak, sonra bireysel cüzi irademiz ile yaptığımız tercih, geleceğimizi belirlemektedir.  Bu gün hükmedilenler ile, hükmedenler arasındaki en önemli ayrım bilim ve bir işi yapmaktaki dürüstlüktür. Bu iki şeydir. Bilim ve dürüstlük. Bir toplum bunun önünü ne kadar açarsa, o toplum o kadar gelişmektedir. Gelişen toplum kendini savunacak (hem ekonomik, hem sosyal vb) yapıyı geliştirebileceği gibi, niyetine veya başarısına göre saldırı pozisyonuna veya bir başkasını koruma pozisyonu yetisine de sahip olur. Din bizi elde ettiğimiz başarıları saldırgan pozisyonda değil de, insanlık için kullanmamızı temin eder.  Hem dindar hem bilimle uğraşan olursak, sonuçlar daha insancıl olur. Ancak, dindar olmasak da, bilimsel yönden çok ileri gidebilinir. Fransa'da inananların sayısı toplam nüfusun %15'ine tekabül etmektedir. Bu %85'inin cüzi iradesinin, dinden yana kullanılmadığı anlamına gelmektedir. Ancak bu %85'lik kesimin önemli bir kısmı akıl ve bilim çerçevesinde eğitim almakta, bunların büyük bir çoğunluğu cüzi iradesiyle tercih yapmak zorunda kaldığında doğruluğu ve dürüstlüğü seçmektedir, önünde bir sürü seçenek var halbuki. Örneğin, kırmızı ışıkta durmak inançlı olsun veya olmasın hemen hemen her Fransızın kabul ettiği bir şeydir. Öyle ki, bu dürüstlük İsveç'te hükümet tarafından maaşlara %90 zam yapıldığında halkın ekserisi buna itiraz etmiştir, bu parayı hak etmediklerini düşünerek. Yani dürüstlük bir seçenektir, esnetilemez! Bu da başarıyı getiriyor mu? Getiriyor!

Daha mikro düzeye indiğimizde;  birey olarak yaptıklarımız, yani cüzi irademizle tercih ettiğimiz yol yaptığımız iş ne olursa olsun sonucun başarılı ya da başarısız olmasına yol açmaktadır. Bir futbol takımında koşmayan, oynamayan veya yeteneği olmayan  bir futbolcuyu oyunda tutmak ne kadar doğru bir sonuç doğurabilir ki? Bu teknik direktörün cüzi iradesi oyunun kaderini değiştirecektir. Bu külli iradenin işi değildir. o sonuç, o teknik adamın cüzi iradesinin tecellisidir. Burada isyan etmek hakka revamıdır? Hayır!

Kamuya ait  iş yerlerindeki  gibi karanlıkta oynan maçlarda ise, yani kontrol ve denetim mekanizmasından yoksun olması nedeniyle çoğunlukla, eksik oynayan oyuncuların maçta kalmasına, skorun 6-0 bitmesine neden olabilmektedir. Aslında bir futbolcudur oynamayan ama maçı kaybeden tüm dairedir. Maçı kaybeden bu daire "aman altı üstü bir maç, yenmek de var yenilmek de" derse, yanlışı görmemiş, buradaki sistem hatasını karanlıkta bırakmış demektir. Bu zihniyet aynı şeyi, yarın bölge müdürlüğünü başka bir yere kaptırırken de sergileyecektir. Ondan sonraki gün ise tüm daire kapanacak olsa bile "nasılsa emekliliğim geldi" diyerek devam ettirilecektir. Bu ise böyle kalmayacak, hayatı boyunca cüzi iradenin tembelliğinden, vurdum duymazlığına kadar ömrün sonuna dek kıçını kaldıramama gibi bir duruma götürecektir. Aynı zihniyet yaygınlaşacak, tüm cüzi iradelerin bencil tercihlerine sebep olacak bir bulaşmaya yol açacaktır. Öyle bir hal alacak ki, herkes bir gün maç kazanıldığında mutsuz, ne yapacağını bilemeyen bir konuma gelecektir. Bu bakış açısı vatan gibi bir mühim meselde söz konusu olduğunda bile aynı cüzi iradelerin "nasılsa bana sıra gelmez" düşüncesine dönüşmesine engel olamayacaktır. Bir de çapraz bir sorulama, yani aynı düşüncedeki cüzi iradelerin biri birleriyle buluşması noktası var ki, takdire şayandır. Şöyle ki; bunlar, yani kıçlarını yerden kaldırmayanlar, kendi aralarında haklılık paylarını "bir şey olmaz" sözlerini kendi aralarında perçinlerler. Ya da içlerinden öne çıkan birisi veya birileri  bunlara doğru yolda olduklarını söyler ve bunlar bir o kadar daha mutlu olurlar gittikleri yolun doğruluğunun takdir edilmesiyle. Ha bir de bu kıçını yerden kaldırma kapasitesine sahip olmayan cüzi iradelerin dürüstlük ve bilim gelişmemesi ve kendi arlıklarını sürdürebilmeleri için, kendileri gibi olmayanları haritadan silmek gibi bir düşünceleri de söz konusudur. Allah var ki, bu konudaki kenetlenmeleri de takdire şayandır. Elbette becerileri de.

Diyeceğim o ki; bizim bu coğrafyada, bu aziz vatanı sonsuza deke muhafaza ve müdafaa etmemizden başka bir çaremiz yoktur. Tarihi, dini, sosyolojik, coğrafi misyonumuz bunu gerektirmektedir. Doğruluk, dürüstlük cüzi irademizin vazgeçilmez unsuru olmadıkça ve biz bilimi bu çerçevede icra etmedikçe, maçı kaybedince üzülmeyenlerin sayısının artışına, bir gün ihanetine maruz kaldık ve kalmaya devam edeceğiz.

Akıbetimiz külli irade tarafından bilinmekle birlikte, tercih bizlerin, cüzi iradenindir. Her ferdin bunda rolü olacaktır. Artık nanoteknlojik seviyede seyreden bilim camiası baş döndürücü bir hızla ilerlerken, bilimin önündeki engelleri kaldırıp cüzi iradenin doğru dürüst iş yapmasını sağlamaz isek, Allah korusun bir gün en başta hikaye ettiğimiz durumlara düşme ihtimalimiz vardır ve olacaktır. Bu nedenle bu vatanın her ferdi, ancak işini doğru dürüst yaparsa, daha çok çalışırsa, "ölmeyi bayılmak" sanmadığı gün bu vatan şaha kalkar. Bu öyle kolay bir şey değildir. Kral çıplak demek kolay değildir. Ama bu vatanı seviyorsak çevremizden başlayarak, engelleri aşarak (engeller aşılmak içindir) bunu başarmalıyız. Bu bağlamda Milliyetçilik cüzi iradenin vatan ve millet için dürüst bir şekilde kullanılmasıdır. Rol yapmak, süslü laflar ancak tiyatrodur. Milliyetçilik işini doğru yapmaktır. İşini aşkla yapmaktır. Ben böyle yaparsam, benim üstüm böyle yaparsa, onun ve onun üstü böyle yaparsa, bu memleket, bu aziz millet hak ettiği seviyeye ulaşır ve ulaşmak zorundadır. Bizim başka vatanımız yoktur.  Bu vatanı seven işini en iyi yapandır. Bu çarkı bozan, ihanet içindedir. Ayak oyunları ile çarka çomak sokan, milliyetçi olamaz. Gerçekten kılıfına uydurup, bu memleketi geride bırakan, karda yürüyüp ayak izi bırakmayan şeytanlar var elbet. Bize düşen bunların maskelerini düşürüp, bu kutsal vatan toprağını ilelebet yaşatmaktır.

Allaha emanetsiniz.... 

 

 

Bu yazı toplam 960 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.