1. YAZARLAR

  2. Orhan Eser

  3. Nasıl Dirileceğiz ?
Orhan Eser

Orhan Eser

Yazarın Tüm Yazıları >

Nasıl Dirileceğiz ?

A+A-

Özal uyutulmaya çalışılan medeniyeti tekrardan uyandırmış, söndüğü sanılan ocağa üfürmüş, küllerini savurup kor ateşi meydana çıkarmıştı.

Yeniden canlanan ateşi gördüklerinde Dünya birden ürktü!  “Hemen ateşi söndürmemiz gerek” dediler.

1993 yılında Özal’ı şehit ettiler. Ve o dönemde Özal’la birlikte bir sürü vatan evladını da…  Hala daha aydınlatılamayan faili meçhuller ile…

Ama o ateş bir kere yanmıştı. Artık söndürmek imkânsızdı. Hani büyük ateşlere söndürmek için su sıktıklarında su da alevlenir, ateş daha da büyür ya…

İşte tamda böyle oluyordu.

Özal’ı şehit ettikten sonra inşa ettiği her şey yıkılmalıydı onlar için.

Pekte zor olmadı tabi…

Mevcut sistemde iş yapmak o kadar zorken, yıkmak ise bir o kadar kolaydı. Koalisyonlar;  basın, yargı, askeri vesayetler gücünü göstererek 10 yılda inşa edilen ne varsa yerle bir ettiler. Finali de 28 Şubatla yaptılar. Yaptıklarından o kadar emindiler ki 28 Şubat 1000 yıl sürecek dediler.

Biraz önce de dedim ya! Su sıkarak söndüreceklerini sandılar ama yaptıkları tam tersinde bir etti doğurdu. Özal ile halk uyanmıştı. Gözleri açılmıştı. Tekrardan böyle bir lider arıyorlardı.

Zaten bu topraklarda yiğitler biter mi hiç?

14 Ağustosta bir YİĞİT çıktı ortaya…

Dedi, “ Ey benim aziz milletim! Bu kutlu Medeniyeti yeniden diriltmeye var mısınız?”

Millet yine hemen fark etmişti. Bu bizden birisi dediler. Ve sonuna kadar arkasında durdular.

Şimdilerde milletle dalga geçiyorlar ya. Ya manyağın birisini Başkan seçerlerse diye. Bu millet kimin ne olduğunu bir bakışta anlar, siz hiç merak etmeyin!

Kaldığımız yerden devam edelim.

Erdoğan’ın bu hareketleri, dik duruşu, kararlılığı, boyun eğmemesi yine aynı kişileri rahatsız etti. Ama bu sefer karşılarında çok başka birisini göreceklerdi.

Durdurmak için ilerlememize ket vurabilmek için birçok şey denediler. Bu yaptıklarını eskiden yapsalardı, anında koltuğundan indirirlerdi. Erdoğan şapkasını bırakıp gidenlerden değildi çünkü…

Ve Erdoğan şunu da çok iyi başardı. Halkıyla ilişkisi çok sıkıydı. Erdoğan; halka her şeyi anlatıyor, halkın gözünü açıyor, ihtiyacı olduğunda da hemen halkına sarılıyordu. Böyle olunca hiçbir güç odağı Erdoğan’a bir şey yapamadı.  O yüzden hep bir olalım, iri olalım, diri olalım diyordu.

Peki bizim güçlenmemiz neden istenmiyordu?

Çünkü ; Türkiye’nin süper güç olma potansiyeli var. Hem jeopolitik konum itibari ile hem de geçmiş devlet tecrübesi ve milletin an’anesi ile tam bir süper devlet olma potansiyeline sahip.

Bu yüzden Erdoğan’ın gitmesi isteniyordu. Bunu da sıradan operasyonlarla başaramayacaklarını anladılar. Çok farklı operasyonlarla üzerimize geldiler. İlk önce 30-40 ağacı bahane edip,  ne kadar eşkıya ruhlu çapulcu varsa topladılar. Devlete isyan ettiler.

 Sonra dediler ki, “ kardeşim sizin derdiniz ne?”

Bir de ne desinler?  3. Hava alanı yapılmasın, 3. Köprü yapılmasın, Marmaray yapılmasın, falan filan… Yani dertleri bizim gelişmemizmiş. Allah’ın yardımı ile bu olay atlatıldı. Sonra baktılar, başarılı olabilmek için daha büyük bir operasyonla yapmaları gerekiyordu.

 Bu sefer öyle emindiler ki devletin savcısı sandığımız terörist,  İstanbul Adalet Sarayı’nda haykırarak, meydan okurcasına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakan’ına hakaretler edip.

“Senin koluna kelepçeleri bizzat ben takacağım” demeye kadar gitmişti.

Peki ne oldu? Allah Azimüşşan bunlara fırsat vermedi.

Bu başarısızlıkları arttıkça çıldırıyorlardı. Tıpkı Niğbolu’da, Kosova’da, Varna’da, Mohaç’ta birleşip tüm güçleriyle saldırıp yine de başarılı olamıyorlardı ya! işte şimdi yine aynısı oluyordu.

Çünkü kader rüzgarı artık bizden yana esmeye başlamıştı. Onlar ne yaparsa yapsınlar ne tuzaklar kurarsa kursunlar Allah ne derse o olur. Bundan sonra her saldırdıklarında daha da büyük bir yenilgiye uğrayacaklar. Biz ise her seferinde daha da büyük zafer sahibi olarak çıkacağız.

NASIL DİRİLECEĞİZ?

Tıpkı bir nehir gibiyiz…

15 Temmuz’dan sonra artık başka bir döneme girildi. Bu zamana kadar düz ovada akarken şimdi farklı bir sapağa girdik ve artık eğimli bir yoldayız. Bundan sonra her şey daha hızlı gelişecek, gelişmek zorundadır da.

Kıbrıs Harekatın’dan sonra akmaya başlayan devlet. Her geçen gün debisi artarak ilerliyordu. 15 Temmuz’dan sonra başka bir sapağa girilince, eğim iyice artınca, debi iyice yükselince devlet olarak engellenemez bir sel halini aldık. Bu sel olmuş akan devletin önündeki en büyük set ise elbette ki darbecilerin kurmuş olduğu mevcut sistemdir. Ama ne çare bu yıkılmaya mahkumdur.

Şuan tıpkı İstiklal Marşı’mızın şu iki satırı gibiyiz.

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Şimdi yine rahatsızlar, o ülkeler.

Neden rahatsızlar?

Onları tek rahatsız eden şey bizim ilerlememizdir. İşte bunu hiç istemiyorlar. Niğbolu’da, Kosova’da, Varna’da, Mohaç’ta nasıl birleşip saldırdıysalar, şimdi yine aynısını yapıyorlar.

Ey benim necip milletim! Oynanan oyunu gör!

Ve 16 Nisan’da bu oyunu boz!

Bu yazı toplam 815 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.