1. YAZARLAR

  2. Derviş Makas

  3. Muharrem Ayı ve Aşure
Derviş Makas

Derviş Makas

Evciler İlçe Müftüsü
Yazarın Tüm Yazıları >

Muharrem Ayı ve Aşure

A+A-

Allah’ın ayetlerinden biri olan zaman mutlak anlamda değerlidir. Böyle olmakla birlikte geneline kıyasla zamanın bazı anları onun akışı içerisinde kimi önemli hadiselere ev sahipliği yapmasından ötürü daha da kıymetlidir.

Allah’ın varlığını ve birliğini kabul edenlerin, O’nun varlığını ve birliğini reddedenlere karşı verdiği mücadele (Tevhid-Küfür Mücadelesi), ilk Peygamber Hz. Âdem (a.s)’dan Peygamberimiz (s.a.v)’e kadar süregelmiş ve kıyamete dek sürecek bir mücadeledir. Bu mücadelenin tarihi seyrinde Allah’ın varlığını ve birliğini kabul edenler için dönüm, diğerleri içinse bir kırılma noktası sayılabilecek anlar olmuştur. Bu anlar, din dilinde  “Allah’ın günleri” veya “Allah’ın ayı” gibi tamlamalarla övgüye mazhar olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v)’in “Allah’ın Ayı” diye nitelendirdiği Muharrem Ayı ve onun onuncu günü olan âşûra günü için de durum tam olarak böyledir. Zira rivayetlere göre Hz. İbrahim (a.s), tanrılık iddiasında bulunan Nemrud’un kendisini attırdığı ateşten bu günde kurtulmuş, Hz. Nuh ve inananları, küfrü gark eden tufandan bu günde kurtulup sahil-i selamete ulaşmış ve erzak çıkınlarında kalan yiyecekleri bir kazanda pişirerek Allah’a şükür amacıyla birbirleriyle paylaşmış ve aşure aşını ilk pişirenler olmuş; Mısır’da esaret hayatı yaşayan bugünkü Yahudilerin ataları olan İsrailoğulları, Hz. Musa önderliğinde Firavun’un zulmünden bu günde kurtarılarak kendilerine vaat edilen topraklara göçebilmiş ve çağdaşlarına üstün kılınmış…

Medine’ye hicret ettiklerinde Yahudilerin Muharrem ayının onuncu günü olan âşûra gününde oruç tuttuklarını gören Hz. Peygamber, bunun sebebini kendilerine sorarak onlardan:  “Bu gün büyük bir gündür. Bu gün, Allah’ın Hz. Musa ve İsrail oğullarını Firavun’un zulmünden kurtardığı, firavun ve kavmini denizde boğduğu gündür. Hz. Musa Allah’a şükretmek için bu günde oruç tuttu. Bizler de bunun için bu günde oruç tutuyoruz” bilgisini alınca “Biz Musa’ya tazim ve saygı duymaya sizden daha layığız.” (Buhârî) buyurarak onlar gibi bu günde oruç tutmuş ve ahir ömründe bu günde oruç tutmak için olağan üstü istek duymuştur. Abdullah ibn Abbas (r.a) bu konuda şöyle demiştir: “Rasûlüllah’ın -Ramazan hariç- âşûra gününde oruç tutmaya istekli olduğu kadar başka bir günde oruç tutmaya istekli olduğunu bilmiyorum.” (Buhârî)

Kendisine “Ramazan orucu dışında tutulan en faziletli oruç hangisidir?” diye sorulması üzerine  “…Allah’ın ayı olan muharrem ayında tutulan oruçtur…” (Müslim) cevabını veren Hz. Peygamber (s.a.v),  “Âşûra orucunun bir önceki senenin günahlarına kefaret olacağını Allah’tan umuyorum.” (Müslim) temennisiyle ümmetini Muharrem ayında ve âşura gününde oruç tutmaya teşvik etmiştir. Ancak ibadetler konusunda Yahudilerle benzeşmekten sakınmak için de muharrem ayının âşûra günüyle birlikte bir gün öncesinde veya bir gün sonrasında da oruç tutmayı tavsiye etmiştir.

Muharrem ayının onuncu günü olan âşûre günü tevhit-küfür mücadelesi açısından olmasa da İslâm ümmetinin birlik ve beraberliği açısından da bir kırılma noktasıdır. Zira İslâm tarihinde Milâdi 680 yılında Emevî hükümdarı Yezid’in emriyle kendisine karşı hilafet mücadelesi veren Hz. Hüseyin ile 72 kişiden oluşan ehl-i beyti, Kûfe valisi Ubeydullah İbn-u Ziyâd’ın gönderdiği 4000 kişilik bir ordu tarafından Kerbelâ’da günlerce süren kuşatmanın ardından hunharca katledilmişlerdir.

Bu elim ve talihsiz olay, inananların yüreklerinde asırlarca kapanmamış belki asırlarca da kapanmayacak derin bir yara açmış ve İslâm ümmeti vahdetini; birlik ve beraberliğini kaybetmiştir. Her hicrî yılbaşında ve muharrem ayında bir kere daha yarayı kanatarak bu elim hadiseyi asırlar sonra hala şiî-sünni veya alevî-sünnî gibi yapay ayrışmalara, müminler arasında kin, nefret ve husumet duygularının derinleşmesine gerekçe saymaktan vazgeçmeliyiz. Aksine bu talihsiz olaydan gereken dersleri çıkararak şahsî ihtiraslar, kişisel veya zümresel çıkarlar uğruna birlik ve beraberliği bozmanın koca bir ümmetin başına hangi gaileleri açacağı, hangi değerlerimizi aşındıracağı, ne gibi kıymetlerimizi ve kıymetlilerimizi yitirmemize sebep olacağı noktasında ön görü ve basiret sahibi olmamıza vesile kılmalıyız.

Hz. Nuh’tan kaldığı rivayet edilen ve güzel bir adet olan âşûra aşına bakarak onun sahip olduğu bütün güzelliği ve herkesin damak zevkine hitap eden eşsiz lezzetini içeriğinde yer alan farklılıklara ve bu farklılıkların emsalsiz uyumuna borçlu olduğunu fark etmemiz dilek ve temennisiyle yeni hicrî yılınız, Muharrem ayınız ve âşûra gününüz hayırlara vesile olsun! 
 

Bu yazı toplam 431 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.