1. YAZARLAR

  2. Sena Coşkun

  3. Medyada Özdenetim (Oto-Kontrol)
Sena Coşkun

Sena Coşkun

Yazarın Tüm Yazıları >

Medyada Özdenetim (Oto-Kontrol)

A+A-

Özdenetim (oto-kontrol), bir kişinin, kurumun veya bir örgütün kendi kendisini denetlemesi, kontrol etmesidir. Medyada özdenetim ise, Prof. Dr. Aysel Aziz’in deyimiyle “yayıncıların yayın için kullandıkları frekans ve kanalları toplumun malı olduğunun bilincinde olarak, ‘toplumsal sorumluluk’ hissederek yayın yapmalarıdır”. 

Medyada yerli yerinde uygulanan özdenetimin yayın yoluyla herhangi bir suç ya da olay gerçekleşmeden, toplumsal sorumluluk ilkesini dikkate alarak etik yayıncılık yapmayı sağladığını söyleyebiliriz. 

Burada asıl amaç, iletişim hürriyetini ve meslekî itibarı korumak, kişilik haklarını güvence altına almak, izleyicinin medya hizmet sağlayıcılara güven duymasını sağlamak ve bunu sürdürmek, dış müdahalelerden özellikle Devlet ya da siyasî iktidarın denetiminden bağımsız bir sisteme ulaşmaktır. 

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Medya Özgürlüğü Temsilcisi Miklós Haraszti, medya hizmetlerinin sunumunda özdenetimin gerekli olduğunu aşağıda sıralanan beş nedene bağlamaktadır:

Medya özdenetimi, editoryal özgürlüğü korur,

Devlet müdahalesini (hükümetin etkisini) en aza indirmeye yardımcı olur,

Medyanın kalitesini arttırır,

Medyanın hesap verebilirliğine kanıttır,

Okuyucuların medyaya erişimine yardımcı olur. 

Bunların yanı sıra basın-yayın hürriyetinin gelişmesine de katkıda bulunabilecek olan medya özdenetimi, basın mensupları arasında dayanışma da sağlayacaktır.

Kanunlarla uyumlu bir biçimde yapılmak durumunda olan medya özdenetimi, çoğunlukla medya hizmet sağlayıcılar tarafından uygulanmakta olup, medya çalışanlarının gönüllülük esasına dayalı rehber ilkeler oluşturmak ve bu ilkelere uymak amacıyla harcadıkları ortak bir çaba olarak değerlendirilebilir. 

Hukukî bağlayıcılığı olmayan söz konusu etik ilkeler, yayıncıları ve medya mensuplarını sağduyulu bir biçimde hareket etmeye yönlendirseler de, gelişimi ve uygulanması için medya patronları tarafından kararlı ve güçlü bir biçimde desteklenmedikleri takdirde, gönüllülük esasına göre çalışan bir sistem olması nedeniyle çok çabuk biçimde zayıflayabilecek ve anlamını kaybedebilecek bir yapıya sahiptir. 

Öte yandan, izler kitlenin dâhil olmadığı bir özdenetimin etkin olması da mümkün değildir; nitekim izleyicilerin, ihtiyaçlarını doğru bir biçimde yansıtamadıkları takdirde, olası sorunlara da etkin çözümler üretilememiş olacaktır. 

Yine, medya sektörünün her geçen gün artan rekabet ortamında daha fazla izleyiciye ulaşabilme kaygısıyla yaşanabilecek olası yanlışlıkların gerçekleşmeden önce engellenebilmesi de özdenetimle mümkündür.

Öyle ki, ABC, BBC, TRT Kurumu, Doğan Medya Grubu gibi bazı yayın kuruluşları, kendilerine ait kurumsal yayıncılık ilkelerini oluşturmuş durumdalar. Hatta BBC, hukuk normlarının belirleyiciliğinden çok kendi özdenetimi ve ilkeleri çerçevesinde işleyen bir mekanizmayla yayınlarını sürdürmektedir.

Medya hizmet sağlayıcılar kimi zaman da, ayrı yayıncılık ilkeleri bulunsun ya da bulunmasın, kendi iç dinamikleriyle veya oluşturdukları yayın kurullarının kararları doğrultusunda “yayın öncesi tedbirler” alırlar. Örneğin, 2006 yılında şarkıcı Tarkan Erkan’ın “Almam Lâzım” adlı albümünde yer alan “Yaylalar” isimli türküye çektiği klip, Kral TV’nin Yayın Kurulu tarafından, türkünün bazı sözlerinin müstehcen içerikte olduğu gerekçesiyle sakıncalı bulunarak geri çevrilmiştir. Bu tür denetime “kurum içi denetim” ya da “oto-sansür” denilebilir.

Medya hizmet sağlayıcılar açısından en büyük engel ise taşıdıkları ticarî kaygılardan dolayı içinde bulundukları kıyasıya rekabet ortamıdır. Kimi zaman yayıncılık etiğine uymayan “ilkesiz” medya mensupları, diğer meslektaşlarının da kurallara uymamasına sebep olmaktadır. Çoğu zaman vicdanlar bir kenara itilmekte; bu amaçla kurulan meslek örgütleri dahi kendi çıkarlarına öncelik vererek, özeleştiriyi unutmaktadırlar. 

Sendikasız ve iş güvenliğinden yoksun medya mensuplarının özdenetimlerini özgürce gerçekleştirmeleri ise realitede pek mümkün değildir. Zira, işsiz kalma riskiyle karşı karşıya kalan medya mensupları için en önemli belirleyici, maalesef ki işini korumaktır.

Özdenetim, medya hizmet sağlayıcılar ile medya mensuplarının gönüllü bir şekilde bir araya gelerek kendi aralarında kurdukları oluşumlar eliyle de yapılabilmektedir. Basın Şeref Divanı, Basın Konseyi, İletişim Konseyi ve Medya Konseyi bu tarz kuruluşlara örnek verilebilir. Söz konusu kuruluşlar, kanunî bir yaptırım ve zorlama olmadan kendilerini oluşturan kişilerin verdiği yetkileri kullanarak, bir nevi kontrol mekanizması olarak var olmaktadırlar. 

Amaçları, yönetimin (genelde iktidarın), ülke içinde ekonomik güç odaklarının, reklâm veren kesimin baskılarından medyayı korumak, basın hürriyetinin koruyucusu ve basın mensuplarının iletişim hürriyetinden kaynaklanan çeşitli haklarının savunucusu olmaktır. Ancak, yaptırımlarının sınırlı olması ve kanunî bir karşılığı bulunmamasından dolayı etkin bir işlev sergileyemedikleri gibi camianın tamamını kapsayamama ve belli menfaat gruplarının elinde toplanma tehlikesi de söz konusudur. 

Önümüzdeki hafta, aynı minvalde, “Yazılı Basında Özdenetim ve Basın Konseyi” konusu ile yazılarımıza devam edeceğiz…
 

Bu yazı toplam 278 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.