1. YAZARLAR

  2. Sena Coşkun

  3. Medyada Ombudsman Denetimi
Sena Coşkun

Sena Coşkun

Yazarın Tüm Yazıları >

Medyada Ombudsman Denetimi

A+A-

Ombudsman, bir kurumla halk arasında, yani hizmet üretenle talep eden arasında uzlaşmayı sağlayan, yargı dışı denetim yapan, saydamlığı ve işlerliği getiren, işini layıkıyla yaptığı takdirde onurlu işlevlere sahip bir kişidir. 

Ombudsmanlık müessesi, ilk olarak İsveç’te ortaya çıkmıştır. İsveç Kralı XII. Karl, 1709’da Ruslar tarafından Poltava savaşında bozguna uğrayınca, Osmanlı topraklarına sığınmak durumunda kalır. Burada halkın yönetimle olan ilişkilerini düzenleyen ahilik sistemini yakından inceleyen Kral, bu sistemden etkilenerek kendisi uzaktayken görevlileri denetleyecek, gözü kulağı olacak, doğru bilgi verecek güvenilir bir kişiyi gözlemci olarak atar. Bu kişiyi tarihteki ilk ombudsman olarak nitelendirebiliriz.

Bürokrasinin bürokratizme dönüştüğü, yargı yoluyla hak aramanın yıllar aldığı, idarî yollardan hak aranmak istendiğinde idarenin tarafsız davranmadığı, hatta kendisini haklı çıkarmaya çalıştığı, siyasî denetimin yeterli olmadığı zamanlarda bir çıkış noktası olarak algılanan “ombudsmanlık”, ülkelerin kendi yapılarına uygun olarak farklı biçim ve işlevlerdedir.

Bu farklılıkların ombudsman kurumlarının isimlerine de yansıdığı görülmektedir. Kurum, Türkiye’de “Kamu Denetçisi”, İngiltere’de “Yönetim İçin Parlamento Komiseri”, Fransa’da “Arabulucu”, Kanada’da “Yurttaş Koruyucusu”, İtalya’da “Sivil Haklar Savunucusu”, Polonya’da “Yurttaş Hakları Savunucusu”, Avusturya’da “Halk Avukatı”, İsrail’de “Devlet Müfettişi” gibi değişik adlarla ortaya çıkmaktadır.

Medyaya dönecek olursak, basın-yayın hürriyeti yıpratılmadan, sorumlu yayıncılık bilincinin yerleşmesi amacıyla yararlanılan özdenetimin uygulama alanlarından biri olan “ombudsman modeli” (okur/izleyici temsilciliği), 1969’da yine İsveç’te kuruluyor. 

Söz konusu model ile medya kuruluşlarının haber verme işlevinin yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkan yanlışlık, yanlılık, eksiklik ve kusurların, deneyimli ve tarafsız bir gazeteci tarafından takip edilerek, düzeltilmesi ve yinelenmemesi amaçlanıyor.

Ombudsmanın yaptığı iş, en basit deyişle okur ve/veya izleyicilerle posta, telefon, e-posta ya da bloglar aracılığıyla iletişim kurmak şeklinde. Kurulan söz konusu iletişim kapsamında editörlere temel meslekî sorumlulukları olduğunu hatırlatmak da yine ombudsmanın görevi. Thom Meens’e göre, “Ombudsmanın editoryal kadro içinde dostu yoktur; olması da gerekmez. Tek gerekli olan haber müdürünün, alabileceği tüm eleştirilere karşın ombudsmana koşulsuz inanç duymasıdır”. 

Bu noktada, ombudsmanların basın kuruluşlarında çalışanlar tarafından pek de sevilmediklerini söyleyebiliriz. Ki, sevilmemeleri de gerekiyor işin doğası gereği. Nitekim, birilerini rahatsız etmiyorsanız, bu, işinizi pek de iyi yapmadığınız anlamına gelir. 

Ombudsmanlığa karşı olan diğer görüşlerde ise genelde, bu kurumun masraflı olduğuna, bürokrasiye yol açtığına ve editörlerle okurlar arasındaki doğrudan iletişimi engellediklerine dikkat çekiliyor. Ombudsmanlığı savunanlar ise tam aksine, ombudsmanın editöre giden yolu açtığını ifade ediyorlar.

Kanaatimizce de, çalıştığı basın kuruluşuna eleştirel bakabilen bir ombudsmanın varlığı son derece önemlidir. Zira, okur temsilcisi yani ombudsmanı olan bir gazetenin, zaman içinde, daha adil, habercilikte daha özenli ve dikkatli bir kimliğe büründüğü görülmektedir.

İngiltere’de okurlar arasında yapılan bir araştırmada da, “Hatalarını kabul eden bir gazete mi yoksa hata yapmış ama inkâr edip, onu hasıraltı eden bir gazete mi sizin için daha güvenilirdir?” diye sorulduğunda, büyük bir çoğunluk tarafından hatalarını afişe eden, inkâr etmeyen gazetelerin daha güvenilir bulunduğu sonucu ortaya çıkıyor. Demek ki, “Evet, burada hata yaptık” demek, okurlar nezdinde daha onurlu bir tavır olarak kabul ediliyor.

Prof. Dr. Ruhdan Uzun’a göre ise, ombudsman modelinin etkinliği, söz konusu yayın kuruluşunun örgüt kültürünün demokratik özelliklerine, eleştirilere açık olup olmamasına, kendini düzeltme yönündeki esnekliğine bağlı. Bu bağlamda, okur ve/veya izleyici ile basın-yayın organları arasında köprü işlevi gören mekanizma, izleyicilerin yine izleyiciler adına yaptıkları bir nevi “kalite kontrolü” olarak da nitelendirilebilir.

Öte yandan, ombudsmanlar, maaşlarını çalıştıkları medya hizmet sağlayıcıdan alıyor olsalar da yöneticilerine karşı tarafsızlıklarını korumak durumundadırlar. Bu da ancak, meslekî etik ilkelere bağlı, sorumluluk sahibi ve çalıştığı kuruluşun vereceği maaşa ihtiyaç duymayacak kimselerin ombudsman olarak tercih edilmesiyle gerçekleşebilir. 

Mutlak anlamda mümkün olmasa da tarafsızlığın ciddi ölçüde sağlanabilmesi amacıyla ombudsmanlık yapacak kişinin meslektaşları tarafından saygı duyulan, olaylara geniş bir bakış açısıyla yaklaşabilen, mesleki deneyimin yanı sıra dengeleri tutabilme yetisine sahip, üstlerinden beklentisi olmayan biri olmasında ve yaşam boyu seçilmesinde yarar bulunduğunu söyleyebiliriz.

Sonsöz olarak, evvelsi gün gerçekleşen “Basında Sansürün Kaldırılışının 109. Yıldönümü” vesilesiyle, toplumsal değerlere, kişi hak ve hürriyetlerine saygılı, tarafsız, objektif, hür fakat sorumlu bir yayıncılık anlayışı güden, zor koşullarda büyük bir özveriyle görevlerini yerine getiren tüm basın mensubu arkadaşların “24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı”nı bir kez daha kutluyor, sansürsüz yıllar diliyorum...
 

Bu yazı toplam 562 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.