1. YAZARLAR

  2. Murat Çay

  3. KUR’ÂNÎ BİR KAVRAM OLARAK ŞİRK
Murat Çay

Murat Çay

Din Hizmetleri Uzmanı
Yazarın Tüm Yazıları >

KUR’ÂNÎ BİR KAVRAM OLARAK ŞİRK

A+A-

 

Şirk; ortak koşmak demektir. Müşrik; ortak koşan kişi demektir. Kur’an-ı kerimde ‘Müşrikûn’ şekliyle çok sık kullanılan bir kelimedir. Her kullanıldığı yerde de ortak, artaklık, ortaklar anlamlarında kullanılır. İki ayette ‘Müşterikûn’ şeklinde gelir,  ortak olanlar demektir.( Saffat: 33, Zuhruf:39).

Yukarıda ‘şirk’ kavramının Kur’ân-ı Kerimde çok sık kullanıldığını belirtmiştim.  Hatta ‘küfür’  kavramından daha çok kullanılmıştır. Acaba neden şirk konusu Kur’ân-ı Kerimde daha çok geçmektedir? Çünkü Kur’ân-ı Kerimin ilk muhatapları olan Mekke toplumunun, inanç noktasında en büyük problemi ‘şirk’ idi. Genel bir yanlış kanı vardır. Mekkeli müşrikler inançsız, Allahsız insanlarmış gibi tanınır veya tanıtılır. Halbuki bu çok yanlıştır. Mekkeli müşrikler, peygamber efendimizin peygamber olarak gelişine kadar, Mekke ve çevresinin en iyi dindarlarıdır. Kendi kabulleri doğrultusunda, kurdukları sistemlerini devam ettiriyorlardı.  Müşriklerin hepsi Allaha inanıyorlardı. Zaten müşriklik ateistlik değildir. En büyük güç olarak Allaha inançları vardı ve bununla birlikte küçük tanrıcıklar edinmişlerdi. İşte bu yüzden müşrik (ortak koşan)  olarak adlandırılmışlardı. Müşriklerin bu durumuna, yani Allaha inandıklarına Kur’ân-ı Kerimden birkaç örnek vermek gerekirse; Ankebut suresi 61inci ayette şöyle buyrulur: Andolsun, eğer onlara, (Mekkeli müşriklere) "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?" diye soracak olsan mutlaka, "Allah" diyeceklerdir. O halde nasıl(haktan) döndürülüyorlar?  Lokman suresi 25inci ayette de: Andolsun, eğer onlara,(Mekkeli müşriklere) "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka "Allah" derler. De ki, "Hamd Allah'a mahsustur." Fakat onların çoğu bilmezler, buyrulur. Yunus suresinin 31inci ayetinde de: (Mekkeli müşriklere) De ki: "Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da işitme ve görme yetisi üzerinde kim mutlak hâkimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşleri kim yürütüyor?" "Allah" diyecekler. De ki: "O halde Allah'a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?"  buyrulur.  Bu ayetlerden açıkça anlaşılıyor ki, Mekkeli müşrikler Allahü Teâlâyı biliyor ve ona inanıyorlar. Buna yaşantılarından da bir örnek vermek gerekirse: Hacca yada umreye gidenler veya gidecekler bilirler ki, Telbiye diye bir duamız vardır. “Lebbeyk Allahümme lebbeyk!, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk!, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîke lek” şeklinde okunur. Anlamı da şöyledir: “Buyur Allahım buyur! Emrindeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur! Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur”. Mekkeli müşriklerin de telbiyesi vardı ve kabeyi tavaflarında söylerlerdi. Hem de kabileden kabileye değişen birçok telbiyeleri vardı. İşte hem Allahı bilip hem de ona şirk koştuklarının en bariz örneği olan müşrik telbiyelerinden birisi şöyle idi. “Lebbeyk Allahümme lebbeyk!, lebbeyke lâ şerîke lek. İlle şerikün hüve lek. Temlikühû vemâ melek.” Manası da şudur: ‘Buyur Allahım buyur. Emrindeyim buyur. Senin hiçbir ortağın yoktur. Ancak bir tane vardır ve o sana aittir. Ona da onun sahip olduğu her şeye de sen sahipsin.’ Sahih-i Müslim’in, kitâbül hacc bölümünün 22. Hadisinde İbn-i Abbas (r.a)’ın anlattığına göre, müşrikler yukarıda verdiğim telbiyelerine başlarmış.  ‘Lebbeyke lâ şerîke lek’ sözünü söyleyince, bundan sonra şirk sözlerinin geleceğini bilen efendimiz (s.a.v) Yazık size! Yeter, yeter! Buyururmuş. Ama müşrikler, şirk telbiyelerine devam edermiş.

Mekkeli müşrikler, ne yaptılar,  neyi nasıl düşündüler de müşrik oldular veya kuran onları böyle tanımladı?  Mekkeli müşrikler iki şey yaptılar ve müşrik oldular. Birincisi; Fahrettin Râzi’nin tefsirinde anlatıldığına göre,  müşrikler diyorlarmış ki: “Biz kim oluyoruz da Allaha kulluk yapacağız! Biz nasıl olur da Allahın karşısına çıkarız? Biz kimiz ki, bir varlık iddiasıyla Allahın karşısına çıkalım? Biz böyle demeyelim yapmayalım, bu edepsizlik olur. Biz, Allahın sevdiği bazı varlıklar vardır onlara kulluk yapalım, onlar bu kulluğumuzu Allaha ulaştırsınlar ve sunsunlar.” Hiçbir Mekkeli müşrik, puta put olduğu için tapmamıştır. Arkasında bir güç bildiği için, onları aracı olarak kabul etmişlerdir. Bu noktada hemen aklımıza şöyle bir soru geliyor. Neyin putunu yaptılar ve putun içinde düşündükleri güç ne idi? Putlar hakkındaki düşünceleri, algıları ve kabulleri şöyle idi.  ‘Allahın kızları vardır ve bunlar meleklerdir. Melek olduğu için de kanatları vardır.’ Bu şekilde düşündüler ve kanatlı olarak düşündükleri melekleri kuğu kuşu gibi yaptılar. Kuğu kuşu şeklinde put yaptıklarının bir delili de Garânik olayıdır. Merak eden kardeşlerim, Garânik olayını araştırırsa, bu bilgileri de pekiştirmiş olurlar. Müşriklerin bu kabullerini, yani meleklerin Allahın kızları şeklindeki kabullerini, Kur’ân-ı Kerim bir çok ayette reddeder. Bir örnek vermek gerekirse, Zuhruf suresinin 19. Ayetinde şöyle buyurulur. “Onlar, Rahmân'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır.” Müşriklerin şirk şeklinin birincisi olarak anlatmaya çalıştığım şekli böyledir. Yani melekleri Allahın kızları kabul ederek, onları ibadetlerinin aracısı görüp, melekler üzerinden Allaha yaklaşmak.

Müşriklerin ikinci şirk şekli ise, cinler üzerinden Allah ile bir nesep bağı isnadında bulunmalarıdır. Sâffât suresinin 119. Ayetinde şöyle buyrulur. “Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler.”  En’âm suresinin 100 ve 101. Ayeti kerimelerinde de şöyle buyrulur. “Bir de cinleri Allah'a bir takım ortaklar yaptılar. Oysa onları o yarattı. Bilgisizce Allah'a (cinler üzerinden) oğullar ve kızlar da uydurdular. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır, yücedir.   … O'nun bir eşi olmadığı halde nasıl bir çocuğu olabilir? Hâlbuki her şeyi O yarattı. O her şeyi hakkıyla bilendir.” Bu ayetlerden anlıyoruz ki, müşriklerin ikinci ve pek bilinmeyen şirk şekli, cinler üzerinden Allaha çocuk isnat etmeleridir.

Arap yarımadasında müşrik olarak adlandırılanlar, Allaha çocuk isnadında bulunanlar sadece Mekkeli müşrikler değildir.  Bazı Yahudiler ve Hristiyanlar da müşriklik sıfatını taşırlar. Bu durum Tevbe suresinin 30. Ayetinde şöyle bildirilir. “Yahudiler, "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler. Hrıstiyanlar ise, "İsa Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların(Mekkeli müşriklerin) bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor.(daha önce inkar edenlerin izinden gidiyorlar) Allah onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!”  Tüm bu müşriklere ve müşriklerin sözlerine, Allahın asla bir çocuğu olamayacağını, Cenab-ı Hak, peygamber efendimize Zuhruf suresinin 81. Ayetinde şöyle cevap verdirtiyor. “(Ey Muhammed!) (tüm müşriklere) De ki: "Eğer Rahmân'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum." Bu ayette, peygamber efendimizin dilinden açıkça bildiriliyor ki; Allahın asla bir çocuğu yoktur. Eğer olsaydı, müşrikler kulluk etmede kim oluyor ki, ona kulluk edenlerin ilki efendimiz (s.a.v) olurdu. Allaha çocuk isnadı ve rabbimizin şiddetle bunu reddetmesi ile ilgili şu ayetleri de zikretmek,  yerinde olur kanaatindeyim. Cenab-ı Hak isrâ suresinin 40. Ayetinde şöyle buyuruyor. “Rabbiniz erkek çocukları size seçip-ayırdı da kendisine melek-lerden kız çocukları mı edindi? Gerçekten çok büyük bir söz söylüyorsunuz.”  Meryem suresinin 88-91. Ayetlerinde ise: “Onlar, "Rahmân bir çocuk edindi" dediler. Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız. Rahman'a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!” Zuhruf suresinin 17. Ayetinde: “Onlardan biri, Rahmân'a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.” buyruluyor.

Mekkeli müşriklerin büyük bir duygu parçalanması içinde olduklarını, büyük çelişkiler içinde bocaladık-larını, buraya kadar vermiş olduğum ayet meallerinden çıkarmak mümkündür. Zira kendilerinin kızları olduğunda, rabbimizin beyanıyla, kapkara kesiliyorlar; öfkeleniyorlar.  Beğenmedikleri kızları ise, üstün güç olarak bildikleri Allaha yakıştırıp, melekleri Allahın kızları kabul ediyorlar. Ne yaman bir çelişki! İnsan kendi beğenmediğini, ilah kabul ettiği varlığa nasıl layık görür?

Müşriklerin yukarıda belirttiğim puta tapma anlayışını, tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum. Hiçbir müşrik saygı duymadığı bir putun karşısında eğilmiş değildir. Her biri o putun arkasında manevi bir güç kabul ederek, bir otorite kabul ederek ve kulluğunu Allaha ulaştırması için eğilmiş, bir takım hareketler yapmıştır. Düşünceleri ise, Yûnus suresinin 18. Ayetinde rabbimizin bize bildirdiği şekliyle şöyledir: “Allah'ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve "İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" diyorlar. De ki: "Siz, Allah'a göklerde ve yerde onun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir."  Bu ayette şu durumu iyi görmek lazım ki, ayet daha iyi anlaşılsın. Allahü Teâlâ bildirmediği halde, müşrikler kendi kendilerine şefaatçi edinip,  kendilerine dahi yararı olmayan varlıklardan yarar beklemekteler. Zümer suresini 3. Ayetinde ise rabbimiz şöyle buyuruyor: “İyi bilin ki, halis din yalnız Allah'ındır. Onu bırakıp da, onun altında dostlar edinenler, "Biz onlara sadece, bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" diyorlar. Şüphesiz Allah ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.”  Yukarıda Fahrettin Razi’nin tefsirinde anlatıldığını belirtmiştim ki müşrikler: Biz kim oluyoruz ki Allaha kulluk yapalım diyordu. İşte bu ayette Allaha yaklaştırsın, bizim kulluğumuzu sunsun diye putlara tapıyoruz diyorlar. Direk Allaha kulluk yapmayıp, en büyük güç olarak gördükleri Allahın altında, tanrıcık kabul ettikleri varlıklara tapınıyorlar. Aracı ediniyorlar.  Oysaki Allahü Teâlâ, Kâf suresinin 16. Ayetinde: “… biz insanoğluna şah damarından daha yakınız.” Buyurarak, Allah ile kul arasına hiçbir şeyin girmeyeceğini söylüyor. Benzer bir ifade ile Enfal suresinin 24. Ayetinde: “…bilin ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer….” Buyuruyor. Kişi ile kalbi arasına Allah giriyorsa, daha boşluk mu var ki kişi ile Allah arasına başka bir varlık girebilsin. Yahudiler; Uzeyr aleyhisselamı,  Hristiyanlar; Îsâ aleyhisselamı, Mekkeli müşrikler; Allahın kızları kabul ettikleri melekleri Allah ile kendi aralarına koydukları için müşrik oldular. Kur’ân-ı Kerimde müşrik olarak vasıflandırıldılar. Buradan hareketle,  acaba bugün biz Müslümanlar, Allah ile aramıza bir şey koyuyor muyuz? Koyuyorsak neyi ya da neleri koyuyoruz? Bu konuları tüm kardeşlerimin anlayış ve tasavvuruna bırakıyorum.

Kur’ân-ı Kerim, şirkin her türlüsünü, müslümanın hayatından çıkarması konusunda emirler verir. Nisa suresinin 36. Ayetinde yüce rabbimiz meâlen: “Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın…” buyurur. Ayette geçen ve hiçbir şeyi şeklinde çevrilen ‘şey en’ kelimesi,  arapça gramer olarak belirteç edatı almamıştır ve mutlak umum ifade eden bir kelimedir. Dolayısıyla ‘şey en’ kelimesi bütün her şeyi içine alan bir kelimedir. En’am suresinin 151. Ayetinde de aynı şekilde tekrar emredilmiştir. Bu sebeple hayatımızda şirkten asla eser dahi olmamalıdır. Şirke kapı aralayacak her türlü fiilden de uzak durulmalıdır. Zira şirk; Yüce rabbimizin Kur’ân-ı Kerimde affetmeyeceğini bildirdiği tek günahtır. Nisa suresinin 48 ve 116. Ayetlerinde yüce rabbimiz, şirki affetmeyeceğini bildirir. Nisa suresi 48. Ayet meali şöyledir: “Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah) ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” Hemen şunu da belitmeliyim ki, bu ayetlerde belirtilen affedilmeyecek şirk günahı, şirk üzere ölmektir. Zaten Mekkeli müşriklerin birçoğu, bu günahtan dönerek müslüman olmuşlardır.

Müslümanın, hayatında şirkten uzak durması o kadar büyük önem arz eder ki, kelimelerle anlatmaya çalışmak âdeta kifayetsiz kalır. Çünkü şirk, öyle bir illettir ki;  yangının, ateşin kuru otları kül edip yok ettiği gibi, şirk de bütün amelleri yok edip götüren bir illettir. Allahü Teâlâ bu durumu bize, peygamber efendimiz üzerinden, zümer suresi 65. Ayette şöyle bildiriyor. “Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: Eğer Allah'a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.” Bu ayette yüce rabbimiz ‘eğer Allaha ortak koşarsan’ diye kime diyor? Peygamber efendimize. Efendimiz (s.a.v)’in Allaha şirk koşma ihtimali var mı? Elbette yok. Buna rağmen yüce rabbimiz efendimizin şahsında tüm ümmeti uyarıyor. Peygamber de olsa şirk koşanın amellerinin boşa gideceği ve hüsrana uğrayanlardan olacağı bildiriliyor.

Şirkten korunmak için, peygamber efendimizin bize öğrettiği ve sabah akşam okunabilecek şu dua ile sözlerime son vermek istiyorum. “Allahım! Şüphesiz ben, bilerek herhangi bir şeyi şirk koşmak (eş ve ortak tanımak) tan sana sığınırım. Bilmeyerek işlemiş olduğum(şirk ve hatalarım) ın senden bağışlanmasını dilerim. Şüphesiz ki bütün gaybları (gizli şeyleri) ancak sen bilirsin”

Yüce rabbim tüm kardeşlerimi şirkten muhafaza buyursun! Amin….

 

 

Bu yazı toplam 1323 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.