1. YAZARLAR

  2. Fevzi Nuri Kara

  3. Kent ve Sanat Üzerine
Fevzi Nuri Kara

Fevzi Nuri Kara

Yazarın Tüm Yazıları >

Kent ve Sanat Üzerine

A+A-

[reklam1]

Fevzi Nuri KARA / fnurikara@hotmail.com

 

“Kent”, her ne kadar yerleşim birimi anlamında kullanılsa bile, “kentleşme” kavram olarak yalnız kent nüfusundaki artış anlamına gelmemektedir. Bilindiği gibi medeniyet kelimesi kökünü, Arapça’da Medine’li-kentli olmak anlamına gelen “Medine” kelimesinden almaktadır. Yani kentle medeniyet arasında etimolojik bir ilişkinin varlığı söz konusudur. Bu bağlamda demografik bir olay olarak tanımlayabileceğimiz “kentleşme”, toplumsal, kültürel, ekonomik ve teknolojik değişimlere bağlı yönetsel-siyasal bir yapıyı göstermektedir. Kentleşme; fiziksel ve işlevsel kentleşme olarak iki uçlu olup, her iki uç eş zamanlı olarak büyüme eğilimi gösterdiğinde sağlıklı bir süreci verir. Fiziksel kentleşme, şehrin nüfus artışı ve fiziki olarak büyümesini gösterirken, işlevsel kentleşme ise kentin sosyo-kültürel gelişimini gösterir.

 

Sosyo-kültürel gelişim ekonomik ve toplumsal konulardan bağımsız değildir. Bir toplumun yapısı, ekonomik, toplumsal ve kültürel yönleriyle bir bütündür. Kentlerimizin ana sorunu, köklü bir fiziksel yapılanmayla, köklü bir kültürel kalkınmanın birlikte başarılması sorunudur. Sanayici Dr. Nejat. P. Eczacıbaşı, “Kültür ve Sanat” başlıklı makalesinde, “Toplumların geçmişlerinde onları yücelten değerler yoksa, ülkelerin maddi olanaklara kavuşması tek başına büyük bir şey ifade etmiyor” demektedir. Kentlerimizin ekonomisi gelişirken, bunun sağlıklı bir sosyal yapı içinde yeşermesini bekliyorsak, kaynağını kültürel zenginliğimizden alan, evrensel verilerden yararlanan çağdaş kültür ve sanat yapıtlarıyla kentlerimizde buluşmak, kültür ve sanat ürünlerini yaşar duruma ulaştırmak ve kentlerimizden başlayarak kültür ve sanatımızı daha ileriye götürmek zorundayız.

 

            Wolf Schneider’a göre “kent insanın kendisi için yarattığı bir dünyadır” ve bu dünya kültürel temel üzerine inşa edilir. Kültür ise köklerini tarihsel zenginliğinden alır. Bu zenginlikte büyük öneme sahip olan sanat eserleri bir ulusun tarihsel süreç içerisindeki evrensel değerini simgeler. Bu bağlamda toplumu ulu bir ağaca benzetirsek, sanat ve kültür ürünleri o ulu ağacın kökleri gibidir. Bu kökler ki, ne kadar derinlere ulaşabiliyor (tarihsel zenginlik) ve ne kadar ana köke bağlı yan köklerle yayılabiliyorsa (sanat disiplin ve üsluplarındaki çeşitlik) o kadar bulunduğu toprağa güçlü tutunacak, yine o kadar yapraklarını (bireyleri) besleyecek ve meyveleriyle (ürünleriyle) toplumu zenginleştirecektir. Burada bu ulu ağacın yeşerebileceği ve gelişebileceği uygun bir zeminin (eğitim, kültür-sanat politikaları, dolayısıyla sanatı kavrayan, çözümleyen alımlayıcı kitlelerin ve tüm bu gelişimin temelini oluşturacak donanımlı ve çağdaş eğitim ilkelerine bağlı sanat kurumlarının) varlığı da bir o kadar önemlidir.

 

            Sanat ve kültür ürünleri toplumların kolektif hafızalarını da oluşturduğu gibi, toplumsal travmalarımızı iyileştirici bir işlevselliğe sahiptir. Çünkü, kültürün temel öğesi olan sanat, toplumların kültürel kimliklerini oluşturduğu gibi, toplumların tıkandığı ve çıkmazlara girdiği dönemlerde yeni açılımlarla insan yaşamına katkıda bulunur. Aristophanes “Öğretmenler çocuklar için, şairler gençler için” derken gençlerin sanat yolu ile öğrenecekleri pek çok iyi şeyin olduğunu ve sanat yoluyla toplumun bir parçası haline gelebileceklerini göstermeğe çalışmıştır. Çünkü duygu ve düşüncelerin ortak bir ifadesi olan sanat, ortak duyguların birlikte yaşanmasını sağlayarak yaşamları genişletmekte, bu anlamıyla insancıl ortamların oluşmasını sağlayarak toplumsal barışın gelişimine de katkıda bulunmaktadır.

 

            Unutulmamalı ki, kentlerin kimliğini belirleyen kültürel örgüde ekilen sanat ve kültür tohumları, zaman içinde toprağını iten çiçekler gibi bahçeleri yeni renklerle donatır, toplumsal yaşamı zenginleştirir. Sanatın özünde bulunan güzelleştirme ülküsü sanat ile halk arasında etkileşimli bir aura oluşturacağından, kültür sanat ortamları kent kültürünün evrensel değerlerle bütünleşmesini sağlayan toplumsal çimento görevi görmesi bakımından da önemlidir. Kent ve sanat ilişkisine değinerek başladığımız yolculuğumuzda sanata dair bir başka konuyla gelecek hafta buluşmak dileğiyle…

Bu yazı toplam 1540 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.