1. YAZARLAR

  2. Orhan Eser

  3. Kararı millet verecek!
Orhan Eser

Orhan Eser

Yazarın Tüm Yazıları >

Kararı millet verecek!

A+A-

Köşe : Orhan Eser

[reklam1]

Milletinden korkan bir milletvekili olur mu hiç? Bunun dünyada başka bir örneği var mı acaba?

Hadi yasa teklifini uygun görmeye bilirsin, karşı çıkabilirsin ama referanduma neden karşı çıkıyorsun?

Demokrasiyi savunup da referandumu reddeden ve bundan korkan dünyada böyle siyasetçiler var mıdır acaba?

Bir grup milletvekilinin itiraz etmesi bir fayda etmedi. Şimdi millete sormaya gidiliyor.

Meclisten Referandum kararı çıkması ile propaganda dönemine girilmiş oldu.

Her iki tarafta (Evet-Hayır) yoğun bir çalışmaya başladı.

İtiraz eden hayırcı gruba baktığımda şu eleştirileri çok dikkati mi çekti.

 

Diyorlar ki:

 

“ Tayyip Erdoğan bunu kendisi için istiyor. Tek adam olup sınırsız güç elde etmek istiyor. Şuan öncelikli problemimiz bu mu?”

Şuan ki sistemde Cumhurbaşkanı sınırsız ve sorumsuz, yeni sistemde ise sınırlı ve sorumlu olacak. Bu nasıl eleştiridir ya hu birazcık da mantıklı olun!

Diğer eleştirilerine bakalım devlet olarak birinci sorunumuz bu muymuş?

Bunun için Türkiye siyasi tarihine şimdi kısaca bir göz atalım.

1950 (1946 yılında kurulduysa da tarafsız ilk seçim 1950 yılında yapılmıştır.)yılında demokrat partinin seçimlere katılmasıyla Türkiye çok partili siyasi hayata geçmiş oldu. İki partinin girmiş olduğu seçimi demokrat parti kazanıp tek başına iktidar oldu. Anayasanın hükümete vermiş olduğu imkân ve güçler ile demokrat parti kısa sürede büyük işler yaptı. Ekonomi bir anda canlandı, halk refaha kavuştu.

 

Ardından bu gelişme birilerinin işine gitmedi ve ihtilal oldu.

İhtilalden sonra 1961 anayasası yapıldı ve yürütmenin yetkileri azaltılıp meclisin(üniter bir devlete 2 tane meclis kurmak gibi saçmalık bile yapıldı) yetkileri artırıldı. Bunun sonucunda hükümetler iş yapamaz oldu, projeler durdu, sistem kilitlendi. Hele Cumhurbaşkanı seçmek ise büyük bir problemdi. Her cumhurbaşkanlığı seçimi bir kriz oluyordu.

Askeri diktanın baskıları sonucu zırt bırt hükümetler değişir olmuştu. Koalisyonlar, artan işsizlik, ekonomik buhran ve anarşi…

Sonunda bir ihtilal daha oldu, ardından bir anayasa daha yapıldı.

 

İhtilalden sonra düşündüler ki problem yürütmenin işleyememesi, meclisin ise yetkisinin çok olmasıydı. Böyle bir sistemin hantal olduğu ve yürümediği görüldü.

Çözüm olarak 1982 anayasası ile yürütmenin gücü ve yetkileri artırıldı, meclisin yetkisi ve gücü azaltıldı (elbette her yeni anayasa ile askerin siyasi gücü arttırıldı).

Ardında 1983 ile 1991 yıları arasında tekrardan bir gelişme ve ilerleme görüldü.

 

Turgut Özal ile ülke sekiz yılda çağ atladı. Ardından Özal sıkıntılı bir seçim sürecinden sonra Cumhurbaşkanı oldu.

Özal’ın cumhurbaşkanı olmasıyla ANAP güç kaybetti ve tekrardan koalisyonlar dönemi başladı. Yine Askeri vesayet gücünü gösteriyordu, sanki devletin dizginlerini tutuyordu. O ne derse o oluyordu. İstemediği hükümetin koltukta durma şansı yoktu (dursa da korkudan bir şey yapamıyordu) .

 

Tekrardan koalisyonlar dönemine geçilince hizmet bir anda durdu ve tekrardan ekonomik buhran oldu ve dışa bağımlılık arttı.

 

Ta ki 2002 ye kadar…

 

Ülke tekrardan istikrarlı hükümet dönemine geçti. Ak parti tek başına iktidar olup yoğun hizmet dönemi başladı. Batan ülke bir anda kalkınmaya başladı.

Borç alan, emir alan bir Türkiye yoktu artık. Mega projeler yapan, dünyaya kafa tutan, had bilmez ülkelere haddini bildiren bir Türkiye vardı.

Bu güne kadar yaşamış olduğumuz siyasi geçmişi değerlendirdiğimizde şunu görüyoruz.

Esas sıkıntı ülkede istikrarın olmaması (1950’den bu yana 65 tane hükümet kuruldu).

 

Bunu bu güne kadar birçok siyasetçi biliyordu,  çözümünün ne olduğunu da fakat cesaret edip sorunu çözmeye kimse çalışmıyordu. Ülke hep kaosa gidiyor, ardından ihtilal oluyor ve asker kendince bir düzen kurup anayasa yapıyordu. İstikrara yönelik hiçbir çalışma yapılmıyordu.

Bu, bir hastayı iyileştirmek yerine ağrısı başlayınca ağrı kesici vermeye benziyor.

 Yapılması gereken ise hastalığa sebep olan ana nedeni tedavi etmek ve bir daha hastalığın nüksetmemesine yönelik çalışmaktır.

Türkiye de ilk defa siyasetçiler cesaret edip gerçek bir çözüm için çalıştılar. Cesaretlerini ise elbette halktan alıyorlar.15 Temmuzdan sonra halk askeri vesayete dur dedi. Ülkeye karışan dış güçlere dur dedi. Bundan sonra kararları ben vereceğim dedi.

 

Sistemin değişmesi artık 15 Temmuzdan sonra kaçınılmaz oldu.

Devlette millette artık ülkeye pranga olan parlamenter sistemden kurtulup ilerlemek istiyor.

 Her türlü engele rağmen…

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere Allah’a emanet olun.

Bu yazı toplam 1292 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.