1. YAZARLAR

  2. Esra Çetiner

  3. Kadınlar Allah’ın Kıymetlileridir
Esra Çetiner

Esra Çetiner

Afyonkarahisar İl Vaizi
Yazarın Tüm Yazıları >

Kadınlar Allah’ın Kıymetlileridir

A+A-

Bir toplumda en köklü ve en büyük değişimler din vesilesiyle olur. Buna verilebilecek pek çok örnek olabilir. Fakat son günlerde kadın haklarıyla, kadının değeriyle alakalı gündemi göz önünde bulunduracak olursak kadının İslam dini gelmeden önceki ve İslam dini geldikten sonraki durumunu kıyaslamamız bile dinin insanları nasıl müspet yönde değiştirdiğini idrak etmemiz için yeterli olacaktır.

İslam dini gelmeden evvel Cahiliye döneminde Araplar arasında kadının değil değeri, adı bile mevzu bahis değildi. Bir kimsenin kız çocuğu dünyaya geldiğinde düştüğü durumu, psikolojisini Allah (c.c.) bize Kur’an’da şöyle tasvir ediyor:

“Onlardan birine bir kızının dünyaya geldiği müjdelendiği zaman yüzü kızarır, hiddetinden köpürür. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır. Kız çocuğunu utana utana tutsun mu? Yoksa toprağa mı gömsün diye düşünür durur. Onlar ne kötü hüküm veriyorlar.”

Kız çocuk sahibi olmak Cahiliye devrinde Araplar arasında bir utanç vesilesidir. Nitekim pek çok günahsız yavru sırf bu utançtan kurtulmak için öz anne-babası tarafından diri diri toprağa gömülmüştür. Böyle bir devirde peygamber olan Hz. Muhammed (s.a.v) hem sözleri hem de bizzat hayatı ve örnekliğiyle bu zihin yapısını değiştirmeye çalışmıştır. Konuyla alakalı Efendimiz(s.a.v)in bazı hadisleri şöyledir:

“Her kim kız çocuklarından herhangi bir şeye (bakıma, terbiyeye) velayet eder ve onlara iyilik edip güzel muamelede bulunursa, o kız çocukları kendisi için cehennem ateşinden koruyan bir perde olurlar.”  

“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyamet günü o kimseyle ben şöyle yan yana bulunacağız” buyurdu ve parmaklarını bitiştirdi.

-Bu bağlamda günümüzde kendisine kaç çocuğu olduğu sorulduğunda sadece erkek çocuk sayısını söyleyenlerin, hala cahiliye dönemi zihniyetinden izler taşıdığını düşünmek yanlış olmasa gerek.-

Cahiliye döneminde kadın; bebekliğinde diri diri gömülmekten kurtulabilse bile kötü muameleden kurtulamamıştır. O devirde kadının hiçbir konuda söz söyleme yetkisi yoktu. Dönemin insanları kocası ölen kadını, onun miras bıraktığı mal gibi telakki ediyorlar, kadın istemese bile onunla evlenme veya onu başkasıyla evlendirme hakkına sahip olduklarını düşünüyorlardı. Kadını kullanarak maddi menfaat sağlamak yoluna gidiyorlardı. Erkek dilediği kadar kadınla evlenebilir, dilediği zaman boşar sonra tekrar evlenirdi. Tüm bu haksızlıklar İslam’ın hayat veren dokunuşuyla son bulmuş ve kadın layık olduğu değere kavuşmuştur. Konunun zihinlerde daha güzel yerleşmesi için Efendimiz(s.a.v)in ve sahabe efendilerimizin hayatından bazı örnekleri aktarmak faydalı olacaktır.

İslam’la birlikte kadın kendiyle alakalı mevzularda ve hatta devlet meselelerinde dahi söz sahibi olmuş ve kendisiyle istişare edilen ve görüşüne uyulan bir konuma yükselmiştir.

Genç bir kız Hz. Aişe’nin yanına geldi. ”Babam beni kardeşinin oğluyla evlendirdi ki, benimle kendi konumunu yükseltsin. Ama ben bundan hoşlanmıyorum.” dedi. Aişe validemiz, “Allah’ın Elçisi gelinceye kadar otur.” dedi. Efendimiz (s.a.v) geldi. Kız durumu O’na da anlattı. O, hemen babasına bir adam gönderip çağırttı. Bu konudaki yetkiyi kıza verdi. Kız dedi ki:

“Ey Allah’ın Elçisi! Aslında ben babamın yaptığına izin vermiştim ama bu konuda kadınların bir hakkı var mı, yok mu; öğrenmek istedim.”

Hz. Muhammed(s.a.v)’in, kendisine ilk vahiy geldiğinde Hatice validemize danıştığı, onunla teskin olduğu teselli bulduğu hepimizin malumudur. İlerleyen yıllarda eşlerinin her biriyle zaman zaman görüş alışverişinde bulunmuştur. Nitekim hicretin altıncı yılında Peygamberimiz Sahabilerle umreye gitmek üzere Medine'den yola çıktı. Mekke'ye yaklaştıklarında müşrikler izin vermediler. Bunun üzerine meşhur Hudeybiye Barış Anlaşması yapıldı. Anlaşma sonrası Peygamberimiz yanındakilere, "Kalkın, kurbanlarınızı kesin, ihramdan çıkın, saçlarınızı tıraş edin" emrini verdi. Fakat Müslümanlar kararlıydılar, umre yapmadan dönmek istemiyorlardı. Peygamberimiz emri üç kere tekrarladı fakat sahabiler yine ağırdan aldılar, kurbanlarını kesmediler. Peygamberimiz öfkeli biçimde eşi Ümmü Seleme'nin bulunduğu çadıra girdi.

Ümmü Seleme sordu: "Neyin var ya Resulallah?"

"Hayret, ey Ümmü Seleme! Ben insanlara ısrarla 'Kurbanlarınızı kesin, tıraş olun, ihramdan çıkın' diye emrettim, hiç kimse bu çağrıma cevap vermedi. Emrimi işittikleri halde sadece yüzüme bakıyorlar."

"Ya Resulullah, sen kalk, kurbanlığına git ve kes. Onlar mutlaka sana uyacaklar ve kurbanlarını keseceklerdir." Eşinin bu sözü üzerine Peygamberimiz kalktı, kurbanlık devesini kesti. Ümmü Seleme annemizin dediği gibi Peygamberimizi gören sahabiler kalkıp kurbanlarını kestiler.

İslam’da kadın değerlidir. Hele ki bu kadın bir anneyse baş tacı yapılır. Efendimiz cennete ulaşmayı anneye hizmete bağlamış ve “Cennet annelerin ayakları altındadır.”  buyurmuştur.

Bir adam gelerek: ‘Ey Allah’ın Rasûlü, iyi davranıp hoş sohbette bulunmama en çok kim hak sahibidir? Güzel geçinmeme, güzel bakmama en lâyık olan kimdir?’ diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.s.): ‘Annen!’ diye cevap verdi. Adam: ‘Sonra kim?’ dedi. Rasûlullah (s.a.s.) ‘Annen’ diye cevap verdi. Adam tekrar: ‘Sonra kim?’ dedi. Rasûlullah (s.a.s.) yine: ‘Annen!’ diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: ‘Sonra kim?’ Rasûlullah (s.a.s.) bu dördüncüyü: ‘Baban!’ diye cevapladı.

Kadınlara karşı iyi davranmak, tatlı ve yumuşak dille nazikçe konuşmak, kaba ve sert hareket etmemek Allah Resulü’nün güzel ahlakındandır. Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor:

“Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı huyu en iyi olanlarınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım. Kadınlara ancak iyi insanlar güzel davranır, onlara karşı ancak kötü kişiler, ihanet eder.”   Efendimiz (s.av)in hanımlara karşı nezaketini, zerafetini şu örnek bize ne de güzel gösteriyor:

Peygamber Efendimiz (s.a.s), Veda Haccı için Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. Kafile içerisinde hanımlar da vardı. Yol düzenini sağlayan Enceşe isimli bir genç, coşkuyla şiirler okuyor, güzel sesiyle ezgiler söylüyordu. Bu durum, develerin heyecanlanıp hızlanmasına ve üzerlerindeki hanımların rahatsız olmasına sebep olmuştu. Efendimiz, hanımları sarsıntıdan kurtarmak için olaya müdahale etme gereği duydu. Mübarek ağzından dökülen şu zarif ifadelerle gence seslendi:

 -“Ey Enceşe, sakin ol! Kristalleri dikkatli taşı!” 

Şefkat Peygamberi, hassas bir varlık olan kadını kristale benzetmek suretiyle onun değerine ve ona karşı ne derece dikkatli davranılması gerektiğine işaret ediyordu.

Efendimiz kendisine “Dünyada en çok kimi sevdiği” sorulduğunda hiç düşünmeden “Aişe” deyip en sevdiğinin eşi olduğunu söyleyecek kadar dürüst; bir kaptan su içerken eşinin içtiği yerden içecek kadar romantik; komutanı olduğu ordusu önünde bir devlet başkanı olarak bulunmasına rağmen eşi bineğine rahat binebilsin diye diz çöküp, eşine yardımcı olacak kadar kibar bir insandı. Efendimiz (s.a.v) “Kadınlar size Allah’ın emanetleridir.” sözünü kendine şiar edinmiş ve hayatının sonuna kadar her fırsatta bizlere emanete nasıl sahip çıkılacağını öğretmiş ve göstermiştir. Zira emanet eden Allah’tır ve hiç kimse değer vermediği şeyi emanet olarak bırakmaz. Kadınlar Allah’ın kıymetlileridir.

Modern dönem dediğimiz günümüzde kadının tekrar hak ettiği değere kavuşması ise ne onun çalışıp kariyer yapmasıyla, ne kadın erkek-eşitliği iddialarıyla olur. Kadının layık olduğu değere kavuşması modern çağın insanının zihnini ve hayatını İslam’a göre yeniden inşa etmesiyle mümkündür.

Bu yazı toplam 2804 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.