1. YAZARLAR

  2. Turgay Şahin

  3. Kadına Yönelik Şiddet Olayları
Turgay Şahin

Turgay Şahin

Yazarın Tüm Yazıları >

Kadına Yönelik Şiddet Olayları

A+A-

[reklam1]

Merhamet duygusunun köreldiği; insani yönlerimizin zaaf gibi algılandığı; vicdan ile cüzdan kelimesinin aynı cümle içinde kullanılabildiği acımasız bir çağda yaşıyoruz.

 

İşte en son Van depreminden sonra söylenilenler ortada, acı içinde kıvranan parçamıza dönüp “sen bunu hakketmiştin” diyebildik…

 

Dolayısıyla “Kadına Yönelik Şiddet” olaylarının sadece sonuç kısmını gördüğümüzde bu anlattıklarımı es geçmiş oluyoruz.

 

Bir kadın –gayrımeşru da olsa- kendi çocuğunu boğarak, bağazını keserek öldürüyorsa buna ne ad vermeliyiz?

 

Kolaycı bir tanımlama ile bu vahşetin de kadına yönelik şiddetin bir yansıması olduğunu, bu şiddete maruz kalmaktan korkan kadının travma neticesi böyle bir merhametsizliğe yöneldiğini söyleyebilirsiniz.

 

Peki “Sultandağı Seri Cinayetleri” ne diyeceğiz?

 

Bir erkeğin bir çok başka erkeği hunharca öldürmesini nereye koyacağız?

 

Doğrudur, kadına yönelik şiddet vardır, giderek artmaktadır ve sonuçları da vahimdir…

 

Doğrudur, \"Kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin\", \"Saçı uzun olanın aklı kısa olur\", \"Kızını dövmeyen dizini döver\" sözleri toplumumuzun ifade biçiminde yer almaktadır.

 

İyi de yüzyıllardır bu sözler söylenip geçilmekte iken şimdilerde neden bir cinayete, acımasız bir şiddete gerekçe olmaktadır?

 

Nasıl?

 

Diziler mi etkili olmaktadır bu şiddetin artışında?

 

Yahut kanuni yaptırımların az ve eksik olması mı? Sıkı güvenlik tedbirleri ile bunu engellememiz mümkün müdür?

 

Nöbetçi aile mahkemesi veya özel savcı görevlendirmesi ile sorunu engelleyebilir miyiz?

 

Bu ve benzeri soruları uzatmak mümkündür…

 

Ancak meseleye genel bir perspektif kazandırmak için şu hususu hatırlayarak başlayalım: Bu ülkenin kanunları arasında Terörle Mücadele Kanunu var mıdır?

 

Evet vardır…

 

Peki terör suçlarının yargılanacağı özel mahkemeler ve bunlara ilişkin özel yargılama usulleri de var mıdır?

 

Evet bunlar da vardır. Peki bunlarla terör engellenebilmiş midir?

 

İşte zurnanın ahenksiz ses çıkardığı yer tam da burasıdır. Sorunun kaynağını teşhis etmeden ve bu kaynağı kurutmaya çabalamadan ; sadece işin neticelerini ve yan etkilerini tedavi etmeye kalktığımızda sorunun çözülemediğin tam tersi katlanarak artmaya devam ettiğini hep görmüşüzdür…

 

Bu ülkede, topluluk,cemaat,cemiyet,aşiret, mahalle,çevre denilen sosyal oluşumlar aşağılanarak birey olma yüceltildikçe, üstelik birey olmak denilen şey yanlış ve abartılı bir bakış ile sorumsuzluğun, bencilliğin, ben-merkezciliğin tanımı haline getirildikçe bu ve benzeri sorunların artacağını ön görmek kesinlikle müneccimlik olmayacaktır.

 

Evet, yukarıda saydığımız tedbirler yine de düşünülebilir;

 

· Kadına Yönelik şiddet ve aile için şiddeti engellemeyi amaçlayan Ailenin Korunmasına Dair Kanunun daha hızlı ve etkili işletilmesi önemlidir, Bunun için mevcut aile mahkemeleri hakimlerinin personelce takviyesi “her mahkemeye en az bin dosya” saçmalığının terk edilmesi ve hakimlerimize daha az sayıda dosya ile uğraşma lütfunun gösterilmesi önerilebilir, bu görevi üstlenen hakim ve savcılara fazladan ücret takviyesi yapılarak ödüllendirme anlayışına gidilebilir,

 

· Ancak bu aşamadan sonra, kanuna müdahale süreleri konularak başvuru halinde derhal karar verilip tedbir uygulaması sağlanabilir; aksine tutum ve görev anlayışlarının –özel görevden alınıp fazla ücretten mahrum bırakmak suretiylecezalandırılması cihetine gidilebilir,

 

· Adliyelerde, mağdur kadınların müracaat edeceği bir birim oluşturulabilir, · Bu iş için özel bir savcı görevlendirilebilir,

 

· Tatil günlerinde derhal koruma tedbiri uygulayacak nöbetçi mahkeme uygulaması başlatılabilir,

 

· Sorun baş gösterdiğinde bir şekilde devreye giren, polis, jandarma,muhtar,hakim ve savcılar özel olarak eğitilebilir, gerektiğinde olayları değerlendirme hızları ve çözüm performansları değerlendirilerek buna göre görevlendirme ve ödül/terfi sistemi getirilebilir,

 

Ancak bunlar sorunu çözecek veya azaltacak tedbirler değildir, bunu iyi görmemiz ve okumamız şarttır, Sorumluluk alan, fedakarlığı öğrenmiş ve içselleştirmiş, bencil değil diğergam, ben-merkezci değil toplum/cemiyet merkezli fertleri yetiştirmenin bir yolunu bulamazsak yahut eskiden bizde var olup sonradan kaybettiğimiz bu hassayı yeniden kazanamazsak sonumuzun vahim olacağını görmek için de çok fazla çabaya ihtiyaç yok, Batıya; Amerika ve Avrupa’ya bakmak yeterli:

 

Adli sistemleri bizden daha iyi, kolluğun teknik ve personel donanımı bizimle karşılaştırılamayacak kadar mükemmel olmalarına rağmen bu sorunu engelleyebilmiş veya çözmüş değiller! Tamam bizde, “töre cinayeti” adı verilen örfe de töreye de sığmayacak “yerel” vahşet örnekleri var…Ancak bu sorunun sadece bir alt başlığı… Küresel merhametsizliğin, çözülmenin, aşırı bireyselleşmenin sorumluk üstlenmek istemeyen zevkçi (hedonist) kültürün ülkeden ülkeye farklı yansımalarıdır bunlar.

 

Dizilerle, TV programlarıyla altını oyduğumuz ve aşındırdığımız aile kurumunun yavaşça yerinden edilmesinin bir yansımasıdır gördüklerimiz. Boşanmayı ilk çare gören ancak evliliği getireceği zahmetleri düşünerek çok zor kabullenen bir nesil, eskinin yerini almaktadır. Bunun çaresini bulamazsak, polisiye veya adli tedbirlerle şiddeti engelleyemeyeceğimizi, her geçen gün çaresiz biçimde artışına tanıklık edeceğimizi söylersek herhalde fazla karamsar bir tablo çizmiş olmayız…

 

 

 

 

Bu yazı toplam 2364 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.