1. YAZARLAR

  2. Mustafa Ali Mulcar

  3. İstiklal Marşı Ve Mehmet Akif Ersoy
Mustafa Ali Mulcar

Mustafa Ali Mulcar

Sinanpaşa İlçe Müftüsü
Yazarın Tüm Yazıları >

İstiklal Marşı Ve Mehmet Akif Ersoy

A+A-

İstiklal Marşının milli marşımız olarak kabulünün 96. Yıl dönümüdür. 12 Mart 1920 yılında ilk TBMM’de Mehmet Akif’in “Kahraman Ordumuza” ithaf ettiği ve dünyada bir eşi, benzeri olmayan marştır İstiklal Marşı. Peki, İstiklal Marşı nasıl ve hangi duygularla ortaya çıkmıştır? Manası nedir? Neden marş denmiştir?

Fransızların zafer marşı var da bizim gibi, yedi iklime karşı savaşarak zafer kazanan bir milletin neden marşı yok denildi ve bu duygularla TBMM, bir yarışma açtı. Yarışmaya herkes katılabilirdi ki zaten teşvik olarak da 500 lira gibi bir para ödülü konulmuştu. 734 şiir geldi Meclis’e. Sadece 6 adeti elemeye kaldı Mehmet Akif ERSOY ikramiye olduğu için şiir yazmayı kabul etmiyordu. Ersoy’un arkadaşı Hasan Basri Bey (aynı zamanda Balıkesir milletvekili), Hamdullah Suphi’nin yardım ricasını kırmayarak Mehmet Akif’i marşı yazmasına ikna etmiştir. Hasan Basri Bey otururken eline kâğıt-kalem alıyor, kâğıdın üzerine dikkatlice eğilerek bir şeyler yazıyordu. Bu durum Mehmet Akif Bey’in dikkatini çekiyor ve soruyor:

Ne yazıyorsun?

İstiklal Marşı yazıyorum…
Seçilecek şiire para verilecek, içinde para olan bir şeye nasıl katılırsın?

Ve Basri Bey Marşımızın yazarını harekete geçirecek o cevabı verir:

Yarışma kaldırıldı. Seçilen şiire para verilmeyecek. Milli Eğitim Bakanı bana bu konuda güvence verdi. 

Bunun üzerine Mehmet Akif duruyor ve bir şeyler arıyor. Gaz lambasını kaptığı gibi çalışma odasına geçiyor. Basri bey,   Akif’in bu hallerine alışık olduğu için –ne zaman şiir yazacak olsa bu halleri olurmuş merhumun- karışmıyor. Yalnız içeriden gelen acı sesler onun merakını iyice kamçılıyor. Tıkırtılar da kesilince içeri giriyor. Bir de görüyor ki Mehmet Akif Ersoy’un tırnakları kan içinde ve çalışma odasının duvarında şu cümle:

“Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”

O geceden sonra 12 Mart 1921’ de teslim edilmek üzere İstiklal Marşı tamamlanıyor. Meclise getirilen marş, birkaç vekilin itirazına rağmen çoğunluğu alarak “İstiklal Marşımız” olarak kabul ediliyor. Mecliste şiir öylesine seviliyor ki ikinci kez tekrar okunuyor. Bu arada Hamdullah Suphi Bey, marşımızı ilk okuyan kişi unvanına layık oluyor. 

İstiklal Marşı’nın kabulünün ardından Mehmet Akif Ersoy’a ikramiye takdim ediliyor ama o bu ikramiyeyi kabul etmiyor ve yine geri çeviriyor. Oysaki bu ikramiyeye aslında ihtiyacı da vardır. Çünkü o zamanlar 8 çocuğuna bir memur maaşı ile bakmaya çalışıyor. Ama o böyle olmasına rağmen ikramiyeyi kabul etmeyip bu güzel şiiri kahraman milletine hediye etme erdemini gösteriyor.

Söylemeden geçmek olmaz, İstiklal Marşı ilk olarak Ali Rıfat Çağatay tarafından besteleniyor. 1930 yılına kadar kabul edilen ve kullanılan beste yerini Osman Zeki Üngör’ün 1922’de hazırladığı yeni besteye bırakıyor.

Mehmet Akif Ersoy, eskiye bağlı kalan bir şair olduğu için marşımız da eski düzene bağlı olarak yazılmıştır. Şiirde zengin ve tam uyak kullanırken, sanıldığının aksine hece vezni değil aruz vezni (Osmanlı zamanında kullanılan ve kaynağı Doğu’ya dayanan ölçü tipi)  kullanılmıştır. Kullanılan aruz kalıbının ilk iki kıtaya aktarımı şöyledir:

İstiklal Marşımız “Korkma” diye başlar ki, Akif’in İstiklal Marşına bu ifadeyle başlaması Hz. Peygamber (s.a.v)’in Hicret esnasında sığındığı Sevr Mağarasında yol arkadaşı Hz. Ebubekir (r.a)’a: “Ey Ebu Bekir! Korkma! Hiç şüphesiz, Allah bizimle beraberdir” sözünden mülhemdir. İlk dizedeki “Korkma” ifadesi buna işarettir ve halkına, Hakkın yanında yer aldığı, Haktan ayrılmadığı müddetçe gerçekten korkuya mahal olmadığı gerektiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla bu harika marş, Mehmet Akif’in İslam’a duyduğu aşk ile ortaya çıkmış ve daha da güzelleşmiştir.

Devamında, “Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak” diyecektir Ersoy. Anadolu topraklarında bir tek ocak kalıncaya kadar savaş olacaktır diyor. Son nefer, son fert, son insan kalıncaya kadar Anadolu’nun kendisini savunacağını, vatanı için kendini feda edeceğini, hatta ettiğini vurguluyor bu dizede. Savaştan yeni çıkan bir toplumun yüreğine en çok dokunan dizelerden birisidir bu…

İkinci kıtada ise “Nazlı Hilal” diyerek bayrağa seslenen Ersoy, onun vatana küsmemesini söylüyor. Harika bir teşbih ile onu çatık kaşlı birisine benzetiyor ve haykırıyor: “Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!”

İstiklal Marşı’nın tamamında sürekli bir seslenme, bir nida vardır ki bu da çok güçlü bir lirizm verir marşa. Türk milletine, Anadolu’ya, gelecek nesle, bayrağa seslenir ve adeta şiiriyle konuşur Akif. Öyle ki beşinci kıtada “Arkadaş” der ve öğütler: “Yurdumu alçaklara uğratma sakın” 

Altıncı kıtada, “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı” der ve tüm şehitlerimizi, şehit kanları ile sulanmış topraklarımızı hatırlatır bizlere. Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Kütahya’da, İzmir’de ve Anadolu’nun her karışında vatan için can vermiş yiğitleri, anaları, çocukları hatırlatır.

Yedinci kıtada vatanı bir cennete benzetirken, sekizinci kıtada vatanda dalgalanan bayrak yanında ezanlardan bahseder ve Allah’a yakarışta bulunur. O asla Anadolu’yu ezansız düşünemez, Türklükten ya da kavmiyetten önce hep din gelmiştir onun için.

Dokuzuncu kıtada şehitlik mertebesinden, şehitlerin dirilmesinden bahseder. Şehidin mezar taşının bile -ki o da varsa diyor- secdeye kapandığı, ama şehidin başının layık olduğu yere yani göğe mutlaka ereceğini söylüyor.

Son kıtada yine bayrağa sesleniyor ve o müthiş dizesiyle noktalıyor. “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal”  Son kıta onun hayat felsefesini, vatan anlayışını dile getiren nadide bir hazinedir.

Mehmet Akif Ersoy, bu marşı Safahat kitabına almıyor. Çünkü bu marşı, “Milletin Marşı“ olarak niteliyor; kendisinin saymıyor. Bu davranışıyla Akif büyük bir alçak gönüllülük ve mütevazılık örneği sergiliyor. Mehmet Akif Ersoy’a, “tekrar istiklal marşı yazarmısınız” diye sorduklarında şairin cevabı: “Allah bu millete tekrar istiklal marşı yazdırmasın” oluyor. Bu da ifade aslında, İstiklal Marşında da olduğu gibi, vatanının istiklal ve hürriyeti için rabbine yaptığı en güzel yakarış cümlesi olarak tarihe geçiyor ki bizlerde bu duygu ve düşüncelerle Rabbimize niyazda bulunuyoruz:

Cenab-ı Allah birlik ve beraberliğimizi daim eylesin. Kanlarıyla bu toprakları sulayan ve bizlere vatan eyleyip emanet bırakan tüm şehitlerimize rahmet eylesin. Birlik ve beraberliğimizi muhafaza ederek Vatan emanetine sahip çıkmayı bizlere ve tüm neslimize nasip eylesin…
 

Bu yazı toplam 183 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.