1. YAZARLAR

  2. Adem Yıldız

  3. İslam Hukuk Düzeni: Adalet
Adem Yıldız

Adem Yıldız

Çay İlçe Müftüsü
Yazarın Tüm Yazıları >

İslam Hukuk Düzeni: Adalet

A+A-

Hadis, kelam ve tasavvuf alanlarında kullanılan bir terimdir. Adl, doğru olmak, doğru davranmak, adaletle hükmetmek, eşitlemek vb. manalara gelir. Ayrıca doğruluk, hakkaniyet ve adalet anlamlarıyla isim olarak kullanıldığı gibi, çok adil anlamında sıfat olarak da kullanılabilir.(1) 

Genel olarak, bireysel ve toplumsal hayatta dirlik ve düzeni, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine uygun yaşamayı sağlayan ahlaki erdem olarak tanımlanabilir. Hakkaniyet ilkesinin en güzel şekilde açığa çıkabilmesi, kanun ve düzenlemelerin oluşmasındaki temeldir. Kâinatın en şerefli varlığı olan insanlar arasında malların, hakların, vazifelerin dengeli ve ölçülü, liyakat esaslarına göre yapılması; insan onurunun muhafaza edilebilmesi adaletle mümkün olur.

Esma-i Hüsna’dan “el –Adl” ve “el-Muksit” isimleri mutlak adalet sahibi olan Allah’ın, bütün varlığı adalet ile yarattığını ifade eder. Bu sebeple Allah, sorumluluk yüklediği insandan bu ilkeyi gözetmesini istemiştir. “Göğü, Allah yükseltti ve mizanı(dengeyi) O koydu. Sakın, o dengeyi bozmayın. Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın”(2) ayetinde kâinatın bir mizan dâhilinde yaratıldığı, insanlar arasındaki ilişkilerin adaletin sembolü olan mizan (denge, ölçü) üzere olması gerektiğini belirtmektedir. İnsanın maddi ve manevi olarak bir mizan içersinde yaratıldığı “O değil mi seni yaratan, seni düzgün ve dengeli kılan”( 3 ) ayetinde vurgulanmaktadır. İnsanı ve insanın yaşamını devam ettirebilmesi için yaratılmış olan kâinatı yerli yerinde, belirli düzen ve intizam içerisinde yaratan “Allah, adaleti, ihsanı, akrabaya yardım etmeyi emreder; Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor”( 4 ) ayetiyle de insanların idarede, yargı vs. bütün insani ilişkilerde adalet ölçülerine göre hareket etmelerini emretmiştir.( 5 )


1 Topaloğlu, Bekir, İslam Ansiklopedisi,  mad., İstanbul 1988,s.387.

Rahman,7-9.

İnfitar, 7.

Nahl, 90.

Komisyon, Hadislerle İslam, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2013, 1.Baskı, Sayfa, 410.

Bir hakkı çiğneyerek zalim vasfını kazanan insan, ahiret günü bu zulmünün karşılığı olarak azapla karşılaştığında, sahip olduğu her şeyi vermek isteyecektir. Ancak kurulan mahkemenin tavrı bellidir. “Aralarında adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez. Yine bilesiniz ki, Allah’ın vaadi haktır, fakat onların çoğu bilmez.”( 6 ) Allah’ın verdiği söz, hassas bir denge ve adalet örneğidir. “Yeryüzü, Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitap konulur, peygamberler ve şahitler getirilir ve aralarında hakkaniyetle hüküm verilir. Onlara asla zulmedilmez.”( 7 )

Kişinin başkalarına karşı olduğu gibi kendisini ilgilendiren meselelerde dilediği gibi sınırsız ve ölçüsüz davranma hakkı yoktur. Kişi, kendine karşı da adil olmalıdır. İbadet konusunda da bu böyledir. Kişinin, üzerinde bizatihi nefsinin hakkı vardır, ailesinin hakkı vardır ve her hak sahibine de hakkını vermek zorundadır.( 8 )

Özellikle eşlerin birbirleri üzerindeki haklara riayet etmeleri, haksızlık etmemeleri gerekir. Bu anlamda adalet bilincinin oluştuğu ilk yer ailedir. Cinsiyet farkı gözetilmeksizin bütün aile bireylerinin maddi ve manevi gereksinimlerinin Allah’ın belirlediği adalet ölçüleri içinde karşılandığı bir ailede yetişen insanlar, hayatları boyunca adil davranmaya adaydır. Peygamber (sav) “Çocuklarınız arasında adaletli davranın” ( 9 ) buyurarak çocuklar arasında küçük yaşlardan itibaren adalet ilkesini önemseyerek gelecekte doğacak kavga ve haksızlıkların önleyici tedbirini almıştır.

Numan b. Beşir’in annesi, Amra bint. Revaha eşinden, çocuğu için bir miktar mal istediğinde, eşi kendisine mal vermeye ikna olduğuna anne Amra bint. Revaha, bağışın peygamberimizin şahitliğinde olmasını istediğinde, babası Numan’ı alıp peygamberimizin huzuruna varıyor, Peygamberimiz: Başka çocuğun var mı? diye sorar. Baba: Evet, var, Yanıtını alınca tekrar sorar: “Peki, hepsine aynı miktarda mal verdin mi? Baba: Hayır, Ey Allah’ın Rasulü, diye cevaplar. Rasulullah  (sav) bunun üzerine, “O zaman beni şahit tutma. Çünkü ben adaletsizliğe şahit olamam”( 10 ) buyurarak evlatlar arasındaki adaletin tesis edilmesi gerektiğini bizlere öğretmiştir. Baba ve annesinden kardeşlerin hukukuna riayet edildiğini görerek yetişen çocuklar ileride ister üst düzey bir yönetici isterse işçi olsun gönlünde her zaman hak ve hakikat duygusu olacaktır.

Adaletin uygulanması ve toplumda yaygınlaşması için yöneticilere büyük görev düşmektedir. Peygamberimiz, “(Herhangi bir konuda) hakemlik yaptığınız zaman adil olun”( 11 ) hadisiyle her hükmün dayanması gereken adalet ilkesine vurgu yapmış, adil yöneticiyi; duası reddedilmeyen üç grup insandan biri ( 12 ) ve kıyamet günü arşın gölgesi altında gölgelenecek yedi sınıf insandan ilki olarak zikretmiştir.( 13 )

Yunus,54-55.

Zümer, 69.

Tirmizi, Zühd, 63.

Ebu Davud, Buyu’, 83;Buhari Hibe,13.

10 Müslim,Hibe,14

11 Taberani,el-Mu’cemü’l-evsat,6, 40-41.

12 İbn Hanbel, 2,305.

13  Buhari, Ezan,36

Adaletin en çok arandığı yerlerden biride yargıdır ve hak ve adaletin şahsi ve keyfi olarak kullanılmasına engel en önemli müessesedir. Allah (c.c) peygamberimize hitaben: “Eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Zira Allah, adil olanları sever”( 14 ) buyurmaktadır. Kararlarında tarafsız, hak ve adaleti gözeten yargıya toplumun güveni de en üst seviyede olur.

Toplumda adaletin her alana hâkim olabilmesinin bir yolu da şahitlik yapanların “Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun”( 15 ) ayetinin gereği olarak yalancı şahitlikten kaçınmak ve sadece eşe dosta karşı değil düşmanımıza karşı dahi adil olmaları Allah ‘a karşı bir borçtur.

Özetle ifade edecek olursak sadece sayılanlarla sınırlı olmayacak kadar hayatın her alanında adalet üzere olmak her müslümanın vazifesidir. Devlet idarecisi halkına, amir memuruna, anne-baba çocuklarına, öğretmen öğrencilerine vs herkes muhatabına karşı adil olmalıdır.

Adalet sistemi hak ve hakikat ölçülerine göre bina edilen toplumlarda herkes mutlu olacaktır. İnsanların rahatlık ve güven içerisinde yaşamalarının imkânı sağlanacaktır. İnsanların canına, malına, ırzına, hürriyetine kastedenler hak ettikleri cezayı devletten aldıklarında suça meyilli olanlar hükmün caydırıcılığı ile suça teşebbüsten vazgeçecektir. Bu anlamda hak edene verilen cezanın toplum üzerinde caydırıcılığı adaletin tesisine güveni artıracaktır. Kişisel olarak netice alma isteklerine mani olacak ve o toplumda adalet mülkün temeli olacaktır.

14 Maide,42

15 Maide, 8

Bu yazı toplam 493 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.