1. YAZARLAR

  2. Sena Coşkun

  3. İfade ve İletişim Hürriyeti İlişkisi
Sena Coşkun

Sena Coşkun

Yazarın Tüm Yazıları >

İfade ve İletişim Hürriyeti İlişkisi

A+A-

Önceleri sadece yazılı basın olarak adlandırılan gazete, dergi ve kitapları kapsayan “basın hürriyeti” kavramı yerine; sinema filmleri, radyo, televizyon, internetle birlikte yaygınlaşan sosyal medya uygulamalarının kitle iletişiminde önemli bir rol oynamaya başlamasından sonra, bu alanda bulunması gereken hürriyeti ifade etmek amacıyla “iletişim hürriyeti” kavramı kullanılmaya başlanmıştır.

İletişim hürriyetinde önde gelen hürriyet ise “ifade hürriyeti”dir. Bireylerin serbestçe haber (olay) ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelen ifade hürriyeti, temel bir hürriyettir. Söz konusu hürriyet, Anayasamızın 25 ve 26’ıncı maddeleri ile de güvence altına alınmıştır.

Düşüncelerini açıklama hürriyetinden yararlanmak isteyen kişi ve/veya kişiler, çoğunlukla kendilerine bu bağlamda imkân ve kolaylıklar sağlayan yerleri kullanmaktan yanadırlar. Ancak söz konusu yerlerden aynı zamanda bütün vatandaşlar, diğer bir deyişle herkes yararlanma hakkına sahiptir. Örneğin, büyükşehirlerin meydanlarında kalabalık bir saatte yapılması muhtemel bir gösteri, elbette geniş bir kitleye de ulaşabilmek suretiyle ifade hürriyetinin kullanılmasını sağlayacaktır. Ancak, bu gösteri, aynı zamanda orada serbestçe dolaşma hakkını kullanan başka insanların güvenliğini tehlikeye düşürebileceği gibi, bu kimselerin meydanlarda dolaşma, alışveriş yapma haklarını kullanmalarına da engel olabilir. 

Bu ve benzeri sebeplerle kamu otoritesinin ifade hürriyetini yer ve zaman bakımından belirli ölçülerde kontrol edebilmesi kabul edilebilir. Kamusal alanlardan yararlanmak isteyen kişilerin ifade hürriyetini kullanmak üzere kamu otoritesinin iznini alması şartının getirilmesi gerekebilir. Bu noktada vurgulanması gereken en önemli husus, takdir hakkını kullanacak kamu otoritesinin, bu yetkisini hürriyetin özünü zedelemeyecek şekilde kullanması gerektiğidir.  Ki ifade hürriyeti, demokratik toplumun temellerinden biridir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu nedenle, yapılacak konuşma ya da açıklamalar, zaman ve yeri bakımından bir düzenlemeye tabi tutulabilse de, muhtevası bakımından herhangi bir müdahaleye (sansüre) tabi tutulamaz.

İletişim hürriyetinin ön şartını oluşturan düşünce ve kanaatleri açıklama hürriyeti; söz yani konuşma ile olabildiği gibi, teknolojinin bu kadar ileri seviyede olduğu bir ortamda daha ziyade kitle iletişim araçlarının kullanılması yoluyla değer kazanmaktadır.  Anayasanın 26. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Herkes düşünme ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir” hükmünde geçen “yazı” ve “resim”den kast edilen yazılı basın, “başka yollarla” ibaresinden kast edilen ise ses bantları, plaklar, video, radyo, televizyon, sinema filmleri, internet gibi diğer kitle iletişim araçlarıdır.

İletişim hürriyeti, haber, düşünce ve kanaatlerin plak, ses bantları, sinema filmleri, radyo, televizyon ve internet gibi kitle iletişim araçları ile serbestçe alınması ve yayılması şeklinde tanımlanabilir. 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde de belirtildiği üzere, bu hürriyet, “bilgi edinme, haber verme yani olayları açıklama, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma” haklarını ihtiva eder. Bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme hürriyeti iken diğer yönüyle de halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıyla yakından ilgilidir.

Tabi iletişim hürriyeti de düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti gibi mutlak ve sınırsız değildir. Basın-yayın organlarının hür olmaları kadar sorumluluk bilinciyle de hareket etmeleri şarttır. İletişim hürriyetinin de her hak ve hürriyet gibi, bazı kamusal ve özel sebeplerle sınırlamalara tabi tutulması gerekir. Ancak bu sınırlamalar gerçek anlamda birer sınırlama şeklinde değil, ifade hürriyetinin ve iletişim hürriyetinin kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla getirilmiş düzenlemeler olarak anlaşılmalıdır. Geniş halk kitlelerinin düşüce ve kanaatleri üzerinde etki yapan ve onları harekete geçirebilen medyanın mesleki etik ilkelere uyması, bireylerin hak ve hürriyetlerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınması gerekir.

Demokratik rejimlerde iletişim hürriyetine getirilen genel ve özel nitelikteki sınırlamalar; milli güvenliğin, toprak bütünlüğünün, kamu düzeni ve güvenliğinin, suçun önlenmesinin, genel sağlığın ve genel ahlakın, başkalarının şöhret veya haklarının korunması, devlet sırlarının açıklanmaması, yargılamaların amacına uygun işlemesi şeklinde sıralanabilir. Zaruri tedbirler mahiyetinde getirilen bu sınırlamalar, ancak Anayasa ve kanunla düzenlenebilir; tüzük ve yönetmelik şeklindeki düzenleyici işlemlerle sınırlama getirilemez. Bu yol, medya mensuplarına da getirilen bir güvence olarak yorumlanabilir. 

Özetle, iletişim hürriyetinden bahsedebilmek için, her türlü haber ve düşünceye serbestçe ulaşabilme hakkı, yorum ve eleştiri yapabilme hakkı, son olarak da haber ve düşünceleri serbestçe yayınlama hakkının sağlanmış olması gerektiğini söylememiz gerekir.
 

Bu yazı toplam 260 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.