1. YAZARLAR

  2. Sebahattin Göksu

  3. Hz. Peygamber ve Güven Toplumu
Sebahattin Göksu

Sebahattin Göksu

Afyonkarahisar İl Vaizi
Yazarın Tüm Yazıları >

Hz. Peygamber ve Güven Toplumu

A+A-

            Kutlu Doğum Haftasını her yıl toplumsal hayatımızı ilgilendiren, içinden geçtiğimiz süreçleri dikkate alarak belirlenen bir ana tema etrafında idrak ediyoruz. 2017 yılı Kutlu Doğum Haftasının ana teması, “Hz. Peygamber ve Güven Toplumu” olarak belirlenmiştir. Kutlu Doğum Haftasıyla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığımız ve müftülüklerimiz, Peygamber Efendimizi anmaktan anlamaya geçmek için çeşitli etkinlikler gerçekleştirmektedirler. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ hocamız hafta ile ilgili dikkatimizi çeken şu açıklamaları yapmıştır.

            “Kutlu Doğum Haftasının Sevgili Peygamberimizin rahmet mesajlarını toplumun her kesimine ulaştırmaktan başka hiçbir gayesi olmamıştır. Peygamber sevgisi, milletimizi bir araya getiren en büyük sevgidir. Kutlu Doğum Haftası, bu sevgiyi bilince dönüştüren bir haftadır.

            Kutlu Doğum Haftası, Sevgili Peygamberimizin hayatını doğru bilgiyle anlatmak için ortaya çıkmış ilmi bir haftadır. Bu hafta, Peygamber Efendimizi anmaktan anlamaya geçmek için, Diyanet’in kendi insiyatifiyle başlattığı bir haftadır. Kutlu Doğum Haftası, Mevlid Kandilinin alternatifi değil, Mevlid Kandilinin mütemmimidir.

            Dünyanın, tabiatın, coğrafyamızın ve toplumda yara alan güven duygusunun yeniden tesis edilmesi için her kardeşimize büyük görevler düşüyor. Müminler olarak gayemiz, güvenen ve güvenilen insanı, Muhammedü’l-Emin’in rahmet mesajlarından hareketle yeniden inşa etmek olmalıdır.”

            Müslümanlar olarak bizler, Emin olan Peygamberin hayatını örnek aldığımızda, yaşadığımız şehirler “güvenilir belde”, coğrafyalar da bir “güven adası” hâline dönüşebilir. Tarihte İslam’ın yaşandığı Müslüman toplumlarda, bu varoluşsal güvenlik sayesinde bütün coğrafyalara güven ve emniyet gelmiştir. Yemen’in başkenti San’a’dan tek başına yolculuğa çıkan bir kadın ya da süvari emniyet içinde (Şam) Hadramevt’e kadar gidebilmiştir. Güvenlik tedbirlerinin en yüksek düzeye çıktığı çağımızda aklımıza çeşitli sorular geliyor.  Acaba bugün neden halkı Müslüman olan coğrafyalar “güvenilir belde” olmaktan çıkmıştır? Bugün yaşadığımız çağda bir buçuk milyarı geçmiş koskoca bir İslam âleminin her tarafından iniltiler geliyor. Bütün köşelerinde gözyaşı, ölüm, vahşet kol geziyor. Çocuklar yetim, kadınlar dul ve sahipsiz kalıyor. Neden acaba binlerce Müslüman ekmeğini yediği, havasını teneffüs ettiği ülkelerinden kaçarak mülteci konumuna düşürülmüştür? Tekrar bu coğrafyalarda güven ve istikrar nasıl sağlanacak, güveni bozan engeller nasıl bertaraf edilecektir?  Hz. Peygamberin bizlere sunduğu örnekliğini, emin duruşunu bizler iyi anlayabilir ve alatabilirsek, Kuran ve Sünnete sımsıkı yapışabilirsek herhalde bu sorular cevap bulacaktır.

            Bir hikâyede şöyle anlatılır: “Çölde yaşayan zengin ve muktedir bir kabile reisinin dillere destan, eşi-menendi az bulunur bir atı varmış. “Günün birinde kabile reisi, atına atlayarak tek başına çöle gezmeye çıkmış. Hayli zaman at koşturduktan sonra dönmek üzere iken uzaklarda bir kımıltı dikkatini çekmiş. Bir insan, yerde yatıyor. Belli ki çok hasta veya ölmek üzere. Yardıma muhtaç. “Hemen oraya yaklaşıp atından inerek yerdeki adama yardıma gitmiş. Hâlâ nefes aldığını görünce sevinip atının terkisinden su kırbası almak üzere iken, yerdeki mecâlsiz ve hasta adamı, o herkesten kıskandığı değerli atın üzerinde görünce şaşırıvermiş. Adam atı topuklayıp erişilemeyecek kadar uzaklaştıktan sonra dönüp, alay edercesine bakmış atın sahibine. Fakat bir gariplik var; atın sahibi ardından koşarak bağırıp çağırmıyor; sadece durduğu yerde ağlıyor. “-

  • Ne oldu diye seslenmiş hırsız, “Zoruna gitti de ondan ağlıyorsun değil mi? Sen ki bu atı kendi gözünden, evlâdından bile kıskanırdın ama bak, aklım ve çevikliğim sayesinde şimdi benim oldu atın; ne kadar ağlasan yeridir!”
  • Atın sahibi gözyaşlarını silmiş; demiş ki,
  • Hayır ey hırsız! Atımı çok severdim, doğrudur. Senin onu benden çalman elbette gücüme gitti, fakat onun için ağlamıyorum.
  • Yaa, niçin ağlıyorsun öyleyse?
  • Şunun için: Bu haber yarın etrafta duyulduğunda, senin nasıl bir hile ile atımı elimden kapıp çaldığın dilden dile gezdiğinde bundan sonra çölde hiç kimse, ölmek üzere olan gerçek bir ihtiyaç sahibine bir damla su bile vermek istemeyecektir. Sen insanlarda olması gereken bu güveni çalmış oldun. Üzüntüm ondandır.

            Bu hikâyede olduğu gibi, günümüzde de birbirimize olan güvenimizi azaltan birçok olumsuzlukla karşılaşabiliyoruz. Bunların başında, dilencilik, üretimde sahtecilik, ailede sadakatsizlik, eğitimde kopyacılık, belgelerde hilecilik, kurallara uymazlık, işlerin ehil olmayana verilmesi örnek olarak verilebilir.

            Güven bunalımı yaşadığımız şu asırda peygamberimizin şu mesajlarına kulak vermek durumundayız. Sahabeden Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber bir defasında Medine çarşısında buğday satan tüccarları denetliyordu. Bir buğday çuvalının içerisine elini daldırıp çıkardı. Parmaklarına rutubet, ıslaklık bulaştı. Buğday tüccarına: -“Ey satıcı bu nedir?” diye sordu. Adam: -“Ey Allah’ın elçisi! Yağmur ıslattı” deyince, Peygamberimiz: “Eğer yağmur ıslatmış olsaydı çuvalın altı değil üstü ıslanırdı. Kim bizi aldatırsa bizden değildir.”(Müslim,İman,164) buyurdu.

            Resûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “ Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk (insanı) iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah katında 'doğru/sıddîk' olarak tescillenir. Yalandan sakının! Çünkü yalan (insanı) kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah katında 'yalancı/kezzâb' olarak tescillenir.”(Müslim,Birr,105)

Yine bir başka hadis-i şerifinde Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “ Bana kendi adınıza altı şeyin güvencesini verin, ben de size cennetin güvencesini vereyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin, söz verdiğinizde sözünüzü tutun, size (bir şey) emanet edildiğinde ona riayet edin, iffetinizi koruyun, gözlerinizi (bakılması yasak olandan) sakının ve ellerinizi (haramdan) çekin. ”(İbn Hanbel,5,323)

            Gerçek müslümanın tarifini yaptığı şu hadis-i şerif de güvenin ne kadar önemli olduğunu bizlere telkin ediyor: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir. Mümin de insanların canları ve mallarının güvende olduğu kişidir.”(Tirmizi,İman,12)

23 Nisan pazar gecesi Peygamberimizin Miraca çıktığı Recep ayının 27. Gecesi Miraç kandilidir. Bu hafta vesilesiyle peygamberimizi iyi anlamaya çalışmalıyız. Miraç hadisesinde Sevgili Peygamberimize, O’nun vesilesi ile bizlere çok büyük müjdeler verilmiştir.

  • İlk müjde, “Hz. Peygamberin ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların, cennete gireceği” dir.
  • Müminler için bir başka önemli müjde, “Namaz”dır. Namaz, müminler için bir göz aydınlığıdır. Namaz, Müminlerin günahlarını silen, onları kötülüğe düşmekten koruyan bir ibadettir. Namaz, kulu Allah’a yaklaştıran, müminin miracıdır.
  •  Müminler için bir başka müjde, Bakara süresinin son iki ayetidir. Yüce Rabbimiz bizlere şöyle buyurmaktadır:  “Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlanma dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır. Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”[Bakara, 285/286]

Miraç hadisesi gerçekleştiği zaman, müşrikler bu hadise sebebiyle Efendimiz aleyhine iftira kampanyası başlatmışlar ve böyle bir hadisenin gerçekleşmesinin mümkün olmadığı hususunda akıl yürütmüşler, Efendimizi yalancılıkla ve sihirbazlıkla suçlamışlardır. Oysaki Hz. Ebubekir’e bu hadise aktarıldığı zaman o, “Allah Rasulü ne demişse doğrudur” diyerek Sıddık unvanını almıştır. İşte bizler de Efendimiz tarafından bizlere bırakılan Kuran ve Sünnet emanetine sımsıkı sarılalım ve emanete ihanet edenlerden olmayalım. Unutmayalım ki, Allah’ın (c.c.) bizlerden razı olmasının ve bizleri sevmesinin yolu Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimize tabi olmak ve O’nun bizlere aktardığını kabul ederek hayatımıza aktarmakla mümkündür.

            Kutlu Doğum Haftasının ve Mirac Kandilinin, bütün insanlık ailesinde güvenin yeniden tesis edilmesine, güvenen ve güvenilen mümin olmamıza vesile olmasını Cenabı Hakk’tan niyaz ediyorum.

Bu yazı toplam 1330 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.