1. YAZARLAR

  2. Turgay Şahin

  3. Hukukun Bir Fonksiyonu da Kötülükle Mücadele Etmektir
Turgay Şahin

Turgay Şahin

Yazarın Tüm Yazıları >

Hukukun Bir Fonksiyonu da Kötülükle Mücadele Etmektir

A+A-

Adalet dediğimiz şey olaya özgü kötülüğün ortadan kalkması veya hiç oluşmaması; adalet kurumu ise kötülüğün engellenmesi için oluşturulan bir mekanizmanın adıdır.

Peki kötülük nedir? 

Kötülüğü iyiliğin tersi olarak tanımlayabiliriz. Çünkü iyilik somut, bilinebilir, ölçülebilir bir şeydir. İyiliği kaldırsanız kendiliğinden kötülük kaplayacaktır dünyayı.

Ama kötülüğü böyle tanımlayamayız. İnsanlar asırlardır Kötülük’ü İyilik’in zıddı, tersi sanıyorlar. Adaleti, zulmü, iyileri, kötüleri “bizimkiler” ve “ötekiler” üzerinden okumaya çalışıyorlar.

İyiliği, iyilik sayılan değerleri doğru tanımlamazsak, eğitimini doğru vermezsek, bunları bir yükümlülük gibi gören nesilleri çoğaltmazsak korkarım ki işe tersinden yaklaşarak, yani hukuk eliyle kötülüğü ortadan kaldırmaya çalışarak başarılı olmamız imkansızdır.

Bütün bunları gündemimizin konusu olan, uzun bir müddet te öyle kalacağını tahmin ettiğimiz FETÖ ve FETÖ ile mücadele çerçevesinde anlatmak istiyorum.

15 Temmuzda dindar bildiğimiz, hayat ve çalışma prensiplerinin eksenini dini duyguların oluşturduğunu sandığımız bir örgütün darbe girişimiyle sarsıldık, derin bir travmaya girdik.

Hemen herşeyi sorgular olduk. Ne yazık ki legal görünümlü bu örgütün maske olarak kullandığı tüm kavramlar da bu sorgulamadan payını aldılar. Hacı Bektaşı Veli’den öğrendiğimiz “Himmet”  kavramı, Yunus Emre’den öğrendiğimiz “Hizmet” kavramı, sahabiden öğrendiğimiz “Cemaat” kavramı hasılı iyilik evrenine ait ne kadar kavram varsa anlamlarını kaybederek tartışılır hale geldiler.

Şimdi bu kavramların gerçek anlam ve eylem karşılıklarının hayatımızdan çıktığını düşünelim: kötülük kendiliğinden dünyamıza egemen olmayacak mı?

Darbeye teşebbüs eden, insanları acımasızca bombalayan, tank, top atışı ile şehid eden, Büyük Millet Meclisimizi hunharca tahrip eden bu örgüte karşı derin bir hınç, öfke duygusu hepimizi sardı.

O güne kadar hoca diye bilinen şahıs bir anda şeytani bir figüre dönüştü, cemaat zannettiğimiz yapı da aşağılık bir terör örgütüne…

Ancak gözaltılar, tutuklamalar, sorgular başlayınca örgüt mensuplarını karakollarda, adliyelerde gördükçe bu nefret ve öfke bir acıma duygusuna dönüşür gibi oldu, içten içe “bu kadar da ileri gidilir mi” denilmeye başlandı. Zira acımasız, aşağılık silahlı terör örgütünün, emperyalizmin bu yeni işbirlikçisinin üyeleri hiç de diğer terör örgütü üyeleri gibi durmuyorlardı. 

Çoğu iş güç ve kariyer sahibi, aile yaşantıları düzgün, son derece normal görünen insanlardı. Ve bu görüntüyü, algı yönetiminin kitabını yazan FETÖ çok iyi kullandı, yeniden algılarla oynamaya girişti…Terörle mücadeleyi hukuk ve adalet duygusundan en önemlisi merhametten yoksun bir intikam operasyonu gibi sunmaya başladı…

Peki nerede yanılmıştık, nerede afallamıştık?

Bu afallamayı  nazi savaş suçlularının yargılanması sırasında mahkeme görevlileri, izleyiciler ve hatta savaş mağdurları da yaşamıştı. 

Yargılanan nazi üyeleri hiç de bekledikleri gibi sivri dişli, uzun tırnaklı canavar görünümlü kimseler değildi. Tam tersine işinde, gücünde son derece normal; hatta sıradan görünümlü kimselerdi.

1906 doğumlu olan siyaset bilimci HannahArendt1961 senesinde The NewYorker gazetesi adına bir mahkemeyi izlemeye gönderilmişti. Yahudi soykırımında etkin bir rol oynamaktan suçlanan Yarbay Adolf Eichmann’ın  yargılanması söz konusuydu. Sanık yarbay Einsatzgruppen denilen birimlere ve gaz odalarına azami sayıda Yahudiyi en az zamanda ve en ucuza sevk etmekle görevli ve mesleğini başarıyla icra etmiş bir Nazi subayıydı. 

Fakat mahkeme heyeti bütün çabalara rağmen aradığı “insanlık dışı canavarı” bulamamıştı. Eichmann bir şeytan değil, sadece emirlere uyan bir devlet memuruydu çünkü! Kurşuna dizilen insanları ilk defa gördüğünde dizlerinin titrediğini ve oradan uzaklaştığını anlatıyordu.

Fanatik değil, sapık değil, deli değildi !!!.

Eichmann’ın aklî dengesini muayene eden 6 psikiyatr hiç bir anormallik bulamıyorlardı. Fazlasıyla normal hatta vasat bir devlet memuru vardı karşılarında:

“Yahudilerin öldürülmesiyle hiçbir ilgim yok. Hayatım boyunca ne bir Yahudiyi ne de Yahudi olmayan birini öldürdüm. Hayatım boyunca kimseyi öldürmedim. Bir Yahudiyi veya Yahudi olmayan birini öldürme emri vermedim, kesinlikle böyle bir şey yapmadım.”

1 haziran 1962 gece yarısı cezaevinin avlusunda Eichmann’ın cansız bedeni ipin ucunda sallanırken ayaklarındaki kırmızı ekose terliklerine kadar normal, sıradan, vasat bir devlet memurunun hayatı son bulmuş oluyordu. Bu vasatlık, Arendt’in tabiriyle “Banality of Evil“ ne yazık ki Almanlara ya da Nazilere has bir olgu değil. 
En son FETÖ yargılamalarında da bunu birebir gözlemlemiyor muyuz? Hiçbir FETÖ mensubu darbeyi bilmiyor, atılan bombalardan dolayı sorumluluk kabul etmiyor, hatta ölen insanları tahrip edilen binaları gördüklerinde üzüldüklerini söylüyorlar…

FETÖ klasik terör örgütler gibi değil! Naziler kadar kalabalık, toplumun ve kurumların içine sızmamış yine naziler gibi bu yapıları ele geçirmiş… Dönemin Almanya’sı gibi ülkemizde de başınızı çevirdiğiniz her yerde bu örgüt ile ilişkili insanlar görmek olası…

“Ne yapayım, sistem bunu emrediyordu” diyen Eichmann’a savcı cesaretle direnmesi gerektiğini söyleyince “cesur olmamız emredilmedi. Böyle bir emir verilseydi uyardık” demişti. Eichmann idam edildi. Ama Arendt’i korkutan “normaller” hâlâ hayattalar, bir kısmına işlem yapıldı bir kısmı ise kendilerini unutturdu unutturacaklar! 

İTAAT ETMEK VE DESTEK VERMEK ARASINDA FARK OLMADIĞINI GÖRDÜĞÜNÜZDE FETÖ İLE MÜCADELE ETMEK KOLAYLAŞACAK!

Sınav soruları çalınırken seyrettiler istifade ettiler ama itiraz etmediler yani itaat ettiler 
Delil uydurulurken, 
Kumpas kurulurken, 
İftira atılırken, 
Yalan söylenirken, 
Sadece itaat edenler "ben Allah rızası için yaptım veya gayemiz hizmetti " diyerek aklanamazlar.

Eichmann’ın yargılanması sırasında Arendt tarafından yapılan gözlemler modern/ileri toplumların gerçekte ne kadar geri olduklarını gözler önüne seriyor. Ekonomilerimizin, fabrika ve borsalarımızın düzgün işlemesi için gerekli olan etik bir zemin var. Bu zemini biz modernler ahlâkî bir zemin sanıyoruz. Hırsızların çaldıkları parayı eşit paylaşmalarıyla hırsızlık yapmamak arasına çizgi çekemiyoruz.

FETÖ etkilediği bireyleri hakiki dini kavram ve kurumlarla yabancılaştırdı. Dinin, İslamın bu kadar konuşulduğu bir toplulukta zulmün, adaletsizliğin, soru çalmanın, insanlara iftira atmanın, hakkını gaspetmenin, yalan söylemenin, riyakarlığın hiç tepki görmeden kabullenilmesinin korkunçluğu atılan bombalardan, öldürülen insanlardan daha vahim…

Marxın kavramsallaştırdığı Şeyleştirme ve Yabancılaşma‘nın müslüman bir toplumdaki karşılığı hiç şüphesiz şirk olabilir…Bir müslüman’ın Ahiret’e açılan bu pencereyi kapatması… Yaratan’ı, yaratılma sebebi’ni, Din Günü’nü… özgürce, bilerek, isteyerek unutmayı seçmesi korkunç, ürkütücü,vahim…

Son derece sıradan, normal insanların böylesi suçları işleyebilecek hale gelmesi, gözlerini kırpmadan en ahlaksız emirlere riayet edebilmeleri, buna dönüşmüş olmaları öyle sanıyorum ki önümüzdeki yılların belki de çağın konusu olacak.

Avukatlar olarak birebir temas ettiğimiz bu normal sıradan insanların tesiri ile kötülüğü normalleştirme, sıradanlaştırma tehlikesi ile en çok bizler karşı karşıyayız.
Bunu aşmak bizim için de kolay olmayacak…

Çok kafa yormamız gereken ama kalbimizi asla devre dışı bırakmamamız gereken bir zaman bizlerin önünde uzanıyor.

Olanları unutursak, sıradanlaştırırsak kalbimiz kuruyacak ve bu halde aklımız olan biteni anlamlandırmakta yetersiz kalacak.

Hikmet ile bilgiyi; kalp ile aklı meczeden ama adalet ile merhameti karıştırmayan hukukçular olarak kalmayı başarmak ümidi ve duası ile avukatlar günümüzü kutluyorum….

Bu yazı toplam 664 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.