Mustafa Gülmez

Mustafa Gülmez

Afyonkarahisar Cezaevi Vaizi
Yazarın Tüm Yazıları >

Hukukullah

A+A-

Allah Hakları (Hukukullah): Kelime anlamı itibariyle Allah hakkı, Allah Teâlâ’nın hukuku demektir. Hukukullah’ı oluşturan unsurların başında, O’na gerçek anlamda, hakkıyla iman etmek ve küfürden/şirkten mutlak surette sakınmak gelir.

Bu haklara “Allah Hakkı” denilmesinin sebebi, Yüce Yaratıcı’nın herhangi bir haktan istifade ettiği anlamında değildir. Bu sahayı oluşturan yükümlülükler sadece Allah Teâlâ için yerine getirildiğindendir. Mesela içinde hiçbir şek-şüphe gölgesi taşımayan iman, yalnız O’nun içindir. Aynı şekilde namazı yalnız O’nun rızası için kılar, hacca yalnız O’nun hoşnutluğuna ulaşmak için gideriz.

Her ne kadar oruç, zekât gibi bir takım ibadetlerin, “hukuku’l-ibad” (kul hakkı) ile ilgili boyutları mevcut ise de bunları sadece bu sınıfta görmemizi engelleyen önemli bir nokta vardır: Bu ibadetler yerine getirilmediği zaman öncelikle Yüce Allah’a mahsus bir ibadeti aksatmış olmaktan dolayı sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz.

Bir diğer fark da şudur: Hukukullah sahasını oluşturan ibadetlerin yerine getirilmesi konusunda ortaya çıkacak herhangi bir ihmal veya kusur, samimi bir şekilde tövbe edildiği takdirde Yüce Allah tarafından bağışlanır. Hatta âyet ve hadislerden öğrendiğimize göre, böyle bir kimse tövbesiz olarak ölmüş bulunsa dahi, Yüce Allah dilerse onu da bağışlar. Ancak “hukuku’l-ibad” ile ilgili en küçük bir ihmal söz konusu olduğunda ortaya çıkan vebalin bağışlanması, hak sahibi olan kimsenin rızasının ve helâlliğinin alınmasına bağlıdır.

Hukukullah’ı oluşturan sorumluluklar yerine getirildiği zaman, bunun ortaya çıkaracağı olumlu sonuçlar sadece belli şahıslara değil, bütün insanlığa, hatta bütün varlıklara yansır. Zira hukukullah sahasını oluşturan ibadetler, insanı kemale erdirme özelliğine sahiptir. Kişi ibadetlerini hakkıyla eda ettiği sürece takvası artacak, ahlâkı güzelleşecek ve ruhu olgunlaşacaktır. Elbette böyle bir insanın bütün insanlığa, hatta bütün varlıklara vereceği pek çok şey olacaktır.

Burada şunu da ilave edebiliriz. Allah hakkına riayet eden insan, az çok Allahı’ın isteklerinden haberdar olan insandır, denebilir. Yani Allah’ı bilen ve onun hatırını sayan insan O’nun mahlûkatı¬nın hatırını da sayar. Zira mahlûkatı yaratan ve insanı en şerefli varlık olarak anlatan Yaratıcı, o insanı başıboş bırakmamış; gön¬derdiği kitap ve Peygamberleriyle onların, kul haklarına karşı dikkatli olmalarını istemiştir. Bu da bize şunu gösteriyor: “Al¬lah’ın hakkına dikkat eden insan, şayet bunda samimi ise O’nun toplumun huzur ve selameti için emir buyurduğu hak ve hukukla¬ra da riayet edecektir. Aksi bir durumda, yani kişi hem Allah hak-kına dikkat ediyor, hem de “Kul hakkı da neymiş?” diyorsa bu onun samimi olmadığının bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Allah hakkı olarak gördüğümüz ibadetler kul olarak bizim şükrümüzün fiili olarak Allah’a karşı olan şükrümüzün ve teşekkürümüzün dışa yansımasıdır. Bir ibadet farz ise bu ibadetimizi dışa yansıtabilmeli ve örnek olabilmeliyiz. Riya olmadan dışa yansıtılan farz ibadet bizi o toplumda örnek kılmalı, insanlar arasında yaşantımızın rağbet görmesi gerekir ki layıkıyla örnek olabilmeliyiz. Bir Müslüman’a yakışan da Allah yolundan ayrılmadan hem Allah’ın hem de kulların haklarına riayet etmektir. Her mümin bu kurallara riayet etse o toplumda asla kargaşa ve huzursuzluk olmaz. Allah bir kanun koyuyorsa insanın rahatı ve huzuru, sorumlu olduğu alanı bilmesi içindir.
 

Bu yazı toplam 117 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.