1. YAZARLAR

  2. Süleyman Şahin

  3. Hicri Yılın Başlangıcı: Hicret
Süleyman Şahin

Süleyman Şahin

Din Hizmetleri Uzmanı
Yazarın Tüm Yazıları >

Hicri Yılın Başlangıcı: Hicret

A+A-

İslam tarihinin dönüm noktalarından biri de hicrettir. Hicret, sözlükte terk etmek, ayrılmak, bir yeri terk ederek başka bir yere yerleşmek anlamına gelir. Özel anlamda ise Hz Peygamber (s.a.v)’in ve Mekkeli Müslümanların Medine’ye göçünü ifade eder.

Hicret gerek İslam’ın Mekke dışında daha geniş alanlara yayılması ve gerekse tarihin akışını değiştirmesi yönüyle önemli ve büyük bir hadisedir. Bunun için Hz. Ömer devrinde Müslümanların ve Allah Rasulü’nün (s.a.v) Mekke’den Medine’ye hicreti, hicri takvim başlangıcı olarak kabul edilmiş ve bu takvim Müslümanlar tarafından yıllarca kullanılmıştır.

Hicret Müslümanların hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Zira baskı, zulüm, işkence ve boykot gibi sebeplerle büyük sıkıntılar yaşayan Rasulüllah (s.a.v) ve ashabı hicret neticesinde İslam’ı daha rahat yaşayabilecekleri, İslam’ı çağlara taşıyacakları, daha doğrusu çağları İslam’la buluşturacakları bir ortama kavuşmuş, İslam devletinin temelleri atılmış ve İslam’ın hukuki, ictimai, siyasi ve askeri düzeni kurulmuştur. Bu bakımdan hicret, kesinlikle bir kaçış değil, yeryüzünde Allah’ın dinini daha iyi yaşayabilmek için Allah’a yöneliş anlamına gelmektedir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de hicret çoğu zaman iman ve cihat sözcükleriyle yan yana kullanılmıştır. Yani hicret aslında İmanın Medinesine açılan bir kapıdır. Konuyla alakalı Kur’an’dan örnek verecek olursak şu ayet-i kerimeleri sıralayabiliriz:

“İman edenler, hicret eden ve Allah yolunda savaşanlar; şüphesiz işte bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah çok yarlığayıcıdır, sonsuz rahmet sahibidir.” (Bakara, 218)

“İman edip de hicret edenler, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler ve onları bağırlarına basıp yardım edenler birbirlerinin yâr ve yakınlarıdır…” (Enfal, 72)

“İman edip de hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onları bağırlarına basanlar ve yardım edenler var ya işte gerçek müminler onlardır; bağışlanma onlar için, büyük lütuf onlar içindir.” (Enfal, 74)

“İnanan, hicret eden, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katındaki mertebeleri pek büyüktür. Muradına erecek olanlar da onlardır.” (Tevbe, 20)

“Allah yolunda hicret ettikten sonra öldürülen yahut ölenlere gelince, Allah onları pek güzel bir nimetle ödüllendirecektir. Allah rızık verenlerin elbette en hayırlısıdır.” (Hac, 58)

Ayet-i kerimelerden de anlaşılacağı gibi hicret salt manada bir yerden bir yere göç etmek veya bir şeylerden kaçış değil, tam aksine bir varoluş eylemi ve bir yöneliştir. Hicret aslında İslam’ın var olduğunu, İslamsız bir dünyanın ve hayatın düşünülemeyeceğini, İslam’ın bir kurtuluş olduğunu ve dahi İslam olmadan hiçbir şeyin de bir ehemmiyetinin olmadığını tüm dünyaya bir haykırıştır. Hicret, İslamsız vatanı İslam’la buluşturma hedefine yapılan bir yolculuktur. Hicret, dünyayı yaşanabilir kılma gayretidir. Bu bakımdan mümin, hayatı boyunca her türlü kötülükten sakınıp güzelliklere yönelme gayreti içinde olmalıdır. Bu gayretin adı da bir anlamda hicrettir. İfade ettiğimiz anlamda mü’min sürekli bir hicret içindedir. Mekke’nin fethiyle tarihi/fiili hicret neticelenmiş ancak, İslam’ın yaşanabileceği bir çevreyi aramak ve oluşturmak anlamındaki hicret ise devam etmektedir. Öyleyse bugün de hicret vardır. Bugünün hicreti İslam emrini yaşamaya ve yaşatmaya koşmaktır. İslam’ın haram kıldıklarından kaçınmaktır. Bu gerçeği ifade etmek üzere Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hakiki Muhacir Allah’ın yasakladığı şeylerden kaçan ve onları terk edendir.” ,  “Fitne zamanında ibadet bana hicret gibidir”. 

Mü’min, sürekli olarak günahlarla, nefsinin ve Şeytanın oyunlarıyla karşı karşıyadır. Bütün bu olumsuzluklar karşısında mü’minin vazifesi, bu oyunları fark edip boşa çıkarmak, nefsinin ve şeytanın vesveselerine kapılmamaktır.
İlk Müslümanlar Allah rızasını umarak her iki hicreti gerçekleştirebildikleri, malları ve canlarını ortaya koyabildikleri için bugün adından asr-ı saadet diye bahsettiğimiz bir çağın yaşanmasını sağlamışlardır.

Öyleyse bugünün Müslümanları olarak bizler de yeni bir hicri yıla girerken, hal-i pür melalimizi bir gözden geçirip, hicret ışığında yeniden bir durum değerlendirmesi yapmak durumundayız.

İslam’ın sesini yeniden yüceltmek ve İslam’ın güzelliklerini yaşayabilmek için hicretin bir mesuliyet ve samimiyet olduğunu her Müslüman bilmelidir. Bu bakımdan zaman ve mekân nasıl olursa olsun Allah ve Rasulüne sadakatten ayrılmamak gerektiğini unutmamalıyız.

21.09.2017 Perşembe günü itibariyle tüm İslam Ülkeleri olarak yeni bir Hicri Yıla, hicri 1439 yılına girmiş bulunmaktayız. Yeni Hicri Yılın öncelikle siz değerli vatandaşlarımıza, sonrasında memleketimize, tüm İslam Âlemine ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim.
 

Bu yazı toplam 153 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.