1. YAZARLAR

  2. Eyüp Kurt

  3. Haset Ve Köşe Kapmaca
Eyüp Kurt

Eyüp Kurt

Yazarın Tüm Yazıları >

Haset Ve Köşe Kapmaca

A+A-

Anlatılır ki; Şems-i Tebrizi’yi sohbet etmesi için bir meclise davet etmişler. O da içeri girer girmez kapı eşiğine oturuvermiş. Tabi bu kimsenin içine sinmemiş ve onu başköşeye davet etmişler. Şems durur mu, hemen ilk dersi vermiş: “Adam, adamsa oturduğu her yer köşe olur ona! Adam, adam değilse, köşe bile eşik olur ona!”

Hayatı anlam gözüyle seyre daldığımızda, ahreti hiç de hesaba katmadan haşa”Allah kendini görmüyormuşcasına “ yaşayan nice zavallı kimlik Müslümanlarına şahit oluruz. Ve sanki gündemden hiç düşmeyecek olan şu soru bir kere daha karşımıza dikiliverir: Acaba içerdeki şer odakları mı yoksa dışarıdakiler mi daha tehlikeli? Düşman kısmını, ister kişisel boyutta nefis ve diğerleri diye tanımlayalım, isterse ülke bazında günümüz ölçeğinde bakalım fark etmez. Nihayetinde hem ferdi bazda hem toplum bazında içerdeki düşmanlar daha tehlikelidir elbet. Nefis, tuzaklar kurmada pek yaman bir mücadele verirken; alarmı bozulmuş bir yürekle işbirliği yapınca, fasit icraatta herkesi geride bırakıverir.

Tedavi edilmesi elzem manevi hastalıkların başında gelir haset duygusu. Peygamberimiz”in “Haset etmekten sakının. Zira ateşin odunu (veya otları) yiyip bitirdiği gibi, haset de iyilikleri yer, bitirir” buyurması, kendini mümin zannedenleri elbette bir defa daha silkeleyecektir.

Kıskançlıkla birlikte baş gösteren haset rahatsızlığı, insanın cennet olan hayatını bir anda cehenneme çevirmeye yeter. Kişi eğer bu duygusunu yenemezse, hem kendine hem başkalarına zararlı bir ur gibi dolaşır durur. Hasit kul; Allah’ın kendisi için olan takdirine razı olmadığı için ayrıca zarardadır. Zira Nisa suresinde “Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan, onun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”buyurulur.

Efendimiz (sav) in her gün okunmasını tavsiye ettiği felak suresinde, Rabbimiz; hasetçinin şerrinden kendine sığınılmasını ister.

Kur’an’da Hz. Adem as.’ın oğullarından (Kabil ile Habil) birinin diğerini öldürmesi ve yine Hz. Yakup Peygamberin oğullarının birlik olup kıskançlıklarından dolayı Hz. Yusuf as.’ı kuyuya atmaları ebediyete kadar bu konuda insanlığa en güzel misal olmuştur.

Hasetçi; satır arasında Yaratan’a haşa! akıl öğretircesine aslında şunu söylemek ister:“Sen paylaştırmayı bilememişsin, şöyle şöyle yapmalı, bunları bana/bize vermeliydin!”. Rabbe karşı koyuş, muhalefet, memnuniyetsizlik ve itiraz vardır görünmez yanda. Oysa Mevla; kendinden razı olan kullarından razıdır.

Mümine düşen görev anaç bir tavırla, Rabbine sevdalı nesiller yetiştirmek, garip ve iyi niyetli kimselerin elinden tutmak, yollarına köstek değil, destek olmak, kafire karşı şiddetini muhafaza ederek aman vermeden direnirken, bir yandan ayetteki ifadeyle “ruhamaü beynehüm terahüm” kendi aralarında merhametle davranarak, şeytanın planlarını ters yüz edebilmektir.

Şer odaklarının değişmeyen kartı hep hasedi kullanmak olmuştur. İki ayaklı şeytanların ayrılığı körükleme, yıldırma ve diriltme koalisyonlarına fırsat vermemek gerekir. Kalbindeki kötülükleri tasfiye etmeden, tribünlere oynayıp din iman anlatmakla bu iş yürümez. Bu dava beyni çalışan kadar kalbi de çalışanların üstleneceği bir davadır. İbret verici bir nükte ile anlatılır ki; eskiden çocuk; “Babacığım” demiş. “Bana bir horoz alsan da sabahları ötüp beni namaza kaldırsa”

Adam; “Canım Oğlum” demiş, “Senin içindeki horoz ötmedikten sonra, dışarıdaki horozun fayda vereceğini mi sanıyorsun”!

Sadece horozun ötmemesiyle iş bitse ah! Bir de kendilerine ve etraflarına zarar veren nice Müslüman geçinenler yok mu!!! İşte bunlar hep yürek acısı olmuştur. Yıllarca İslami eğitim almış olmalarına rağmen, imanlarının ve ibadetlerinin hakkını veremediklerinden, ölü hücre gibidirler. Ne dine ne dünyaya hiçbir olumlu katkıları yoktur.

Öyleyse başkalarının horozundan medet beklemeyip, herkes kendi kalbindeki ötüşü kontrol etmeli, haset, kin, nefret, inat gibi insanı beş para etmez hale getiren kötü duygulardan kurtulmak adına elden gelen ne varsa yapılmalıdır.

Ayrıca Kur’an hakikatinden uzaklaşıp din adına başkalarının hakikatlerine bağlananlar ancak onlara bayilik yaparlar. Başkalarının din adına ürettiklerini pazarlar ve bunlarla övünüp dururlar. Tabi arada kendileri geçinebilir ama hep kazananlar başkalarıdırlar.

Gelelim başlıktaki köşe kapmaca oyununa. En iyisi gelmeyelim onu da siz düşünün.
Ve son söz olarak; münafık düşmanların önemli özelliklerinden birine dikkatimizi çeken Mevla’ya kulak verelim:
“İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah'ı şahit tutar. Halbuki o düşmanlıkta en amansız olandır. O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez. Ona "Allah'tan kork" denildiği zaman gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır! İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah kullarına çok şefkatlidir.” (Bakara 2/204-207)

Bu yazı toplam 1108 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar