1. YAZARLAR

  2. Ayşegül Müftüoğlu

  3. Gençliği İman İle Tezyin Etmek
Ayşegül Müftüoğlu

Ayşegül Müftüoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Gençliği İman İle Tezyin Etmek

A+A-

“İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür 
İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür” M. Akif

Geçen yıldı sanırım. Bir haber videosu izliyorum. Yer Filistin. Kurşunlara hedef olmuş yerde kıvranan henüz 14-15’li yaşlarda bir delikanlı var. Etrafında yine aynı yaşlarda birkaç arkadaşı. Kendilerine de kurşun isabet edebileceği ihtimaline aldırmadan ona  hızlı hızlı telkinde bulunuyorlar. “Abdullah, gul Lâ İlahe İllallah, Abdullah, gul Lâ İlahe İllallah/Abdullah La ilahe İllallah de” anlamında. Her Müslüman gibi gözlerim doldu, anne oluşumdan bir evlada yanar gibi yandı yüreğim, fakat başka bir gözle baktım o an. Dedim ki; henüz gençliğe yeni adım atmış delikanlıların şaşırmadan, afallamadan, üzüntü ve ızdırabı bir kenara bırakıp son nefesini vermekte olan arkadaşlarına iman telkin etmeyi düşünebilmeleri! Ne güzel bir bilinç. 

Önce iğneyi kendimize batıracak olursak; nasıl bir örneklik sergilediğimizi sorgulamalıyız. Kendilerinden devasa iyilik ve güzellikler beklediğimiz o gençler, manevi yaralarla kan kaybederken biz onlara nasıl rehberlik yapabiliriz!
Hep örneklerimiz uzaklardan olunca gözlerinin görmediği nice iyi insanlar onlar için hep hikâyelerde kalabiliyor. Mehmet Akif merhumun şu beyiti ne güzel anlatıyor derdimizi:

“Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir; 
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir.”

Müslümanlığı yeryüzüne indirecek olan bizim isteklerimiz, dualarımız, irade ve duruşlarımızdır elbet. Lakin Müslümanlığın yere inmesinin avantajları yanında bir de bizim menfaatlerimize dokunacak türden dez avantajları olacak. Acaba bütün bunlara rağmen bu isteğimizde samimi miyiz?

Efendim, Müslüman yani; Allah’a teslim, Mümin yani; Allah’ın ve kullarının güvendiği insan olmanın bedeli ağırdır. 
Gençlik dönemi ise; hayatın en önemli dönemidir. Geleceği büyük ölçüde etkileyen ve biçimlendiren kararların alındığı, insan kişiliğinin büyük ölçüde tamamlandığı, kimlik sahibi olduğu bir çağdır.

İşte bu zor dönemde Mümin olmak; nefsin isteklerini bir çırpıda elinin tersi ile itip, bir ömür onları ayaklarının altına alabilmektir. Sahabeden Mus’ab b. Umeyr bunlara sadece bir örnektir. Mekke’nin meşhur zengin ailelerinden, yakışıklı ve zengin bir genç iken, Rasulullah Efendimize ve O’nun davasına öylesine gönül vermiştir ki; onu en yakınlarından gelen nice baskılar yolundan döndürememiştir.

Akabe biatından sonra Peygamberimiz tarafından Medine’ye öğretmen olarak gönderilmiş olan Mus’ab b. Umeyr’in o zaman 25 yaşlarında olduğunu biliyoruz. Gayretleri sonucunda pek çok Medineli, Müslüman olmuştur. Hepsinden önemlisi Üseyd b. Hudayr ve Sa’d b. Muaz gibi iki nüfuzlu kabile reisinin İslam’la şereflenmesine vesile olmuştur. O zengin genç sahabî iman ettikten sonra bütün malını Allah yolunda harcadığı için ölümünden sonra kefen parası bile kalmamıştır.

Müminlik; haramlara set çekebilmek, nokta koyabilmektir. Bunu Peygamber Efendimiz zamanında daha ömrünün baharındayken en zor zamanlarda pek çok kişi başararak günümüz gençliğine örnek olmuştur. Bunlardan Hz. Ali ‘nin10, Zeyd b. Hârise’nin 15, Abdullah b. Mes’ud ve Zübeyr b. Avvam’ın 16, Talha b. Ubeydullah’ın Abdurrahman b. Avf, Erkam b. Ebi’l-Erkam ve Sa’d b. Ebî Vakkas’ın17, Mus’ab b. Umeyr 18-20, Abdullah b. Ömer 13, Câfer b. Ebî Tâlib 22, Osman b. Huveyris, Osman b. Affan, Ebû Ubeyde ve Hz. Ömer ‘in 25-31 yaşları arasında oldukları bilinmektedir.

Nice benzer örnekler var elbette ama bir tanesi ile yetinelim. “Ben varlığımdan geçmişem namı nişanı neylerem” dercesine;  Rabbine adanan yüreklerden bir tanesi; Sad b. Ebi Vakkas, Müslüman olunca müşrik annesi onu zayıf yerinden yakalayarak “anne babaya itaati söyleyen sen değil misin” dedi Sad, “evet” deyince kadın: “Vallahi sen Muhammed’in dininden dönmedikçe yemek yemem” dedi. Sad; “Vallahi anne yüz tane canın olsa birer birer çıksa ben yine dinimden dönmem, artık kendin bilirsin, ister ye ister yeme” deyince kadın çaresiz vazgeçti.

Mümin yâr kenarında gezen değildir. Mümin olmak; imanın belirtilerinin alenen görüldüğü kişi olmaktır. Dinin üzerinde iğreti bir elbise gibi durduğu kişi, imanı ile yaşamanın zevkine varamadığı gibi, maalesef her an dininin icaplarından vazgeçmeye hazır haldedir. Mü'minler şu özellikteki kimselerdir ki; “Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.” ﴾8/2﴿

Mümin basit dünyalıklara değil, Allah yoluna kurban olabilendir. Allah Resulünün, gençliğini Allah’a kullukla ve ibadetle geçiren kimselere “hiçbir gölgenin olmadığı Kıyamet gününde, Yüce Mevla’nın onları kendi gölgesinde gölgeleyeceği” müjdesi vardır. 

Mümin olmak; herkes tarafından kabullenilmemeyi ve sevilmemeyi göze alabilmektir. Nitekim mümin olan genç elbette münafıklarca sevilmeyecek, takdir görmeyecektir.  Fakat onlar “…sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükafatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanacaklardır.” ﴾Furkan 25/75﴿ 
Mümin boş işlerle uğraşmaz. Günümüz gençliğini Allah’tan uzaklaştıran tabiri caizse adeta onlardan Mevla’yı  çalan nice boş uğraşlar neredeyse imanlarını tehdit etmektedir. Oysa ayette; “…onlar, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir” uyarısı yapılmaktadır.

Mümin olmak kadar mümin kalabilmek de önemlidir. Yüce Rabbimiz münafıklara karşı hepimizi uyarmakta ve müminmiş gibi görünüp asıl derdi insanları doğru yoldan çıkarmak olan aşağılık kimselere kanmamayı inananlara öğütlemektedir. Buyurur ki; “İnsanlardan kimi de vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü seni imrendirir ve o, kalbindekine Allah'ı şahit tutar. Oysa o, İslam düşmanlarının en azılısıdır. İş başına geçtiğinde yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için didinir. Allah da bozgunculuğu sevmez”.

Peygamber Efendimiz gençlere güvenmiş, onları çoğu yaşlı sahabeden oluşan ordulara komutan tayin etmiştir. Savaşlarda sancağı bizzat gençlere vermiştir. Mesela Mute seferinde sancağı Zeyd b. Haris’e, Bedir’de Hz. Ali’ye, vermiştir. 18 yaşlarında olan Üsâme b. Zeyd’i Suriye’ye gönderdiği orduya komutan tayin etmiştir. Vahiy kâtiplerini genellikle gençler arasından seçmiştir. Gençlerin fetvâ vermesine müsaade etmiştir.

Hz. Peygamber tek tip eğitim uygulamıyor, insanların önce iman etmelerini istiyor, sonra da olayların içinde eğitim gerçekleşiyordu.

Nuaym ibn. Mesud Hendek Savaşında Müslüman olmuştu. Müslümanlar kıskaçtayken Peygamberimize gelip özel görev istedi. İslami hiçbir eğitim sürecinden geçmediği bir ayet bile ezberlemediği halde Peygamberimiz onu reddetmedi. Kimse Müslüman olduğunu bilmiyordu. Verilen görevle Yahudileri birbirine düşürerek kimsenin yapamadığını yapıp savaşın kazanılmasına vesile oldu. .

Nice insanlar vardır ki yıllarca İslami eğitim almış olmalarına rağmen,  imanlarının ve ibadetlerinin hakkını veremediklerinden, ölü hücre gibidirler. Dine hiçbir katkıları yoktur.

Allah Resulü iki “Ömer”den birinin iman etmesini çok istedi. Karekterlerinden dolayı katkılarının çok olacağını biliyordu. Nitekim Hz. Ömer Peygamberliğin 5.yılında Müslüman olduktan sonra Müslümanlar ciddi bir ivme kazanmışlar ve Kabe’de toplu olarak namaz kılmaya korkusuzca başlayabilmişlerdir.

İmanda körü körüne taklit, şahıslara kayıtsız şartsız bağlılık yoktur. Sorgulama ve yalnız Allah’a gönül verme vardır.

Peygamber Efendimiz tarafından komşu hükümdar ve Arap kabilelerine gönderilen mektupların çoğu Zeyd b. Sâbit tarafından yazılıp, gelen mektuplar yine onun tarafından tercüme edilmiştir. Allah Resulü’nün yönlendirmesiyle İbranice ve Süryanice öğrenmiştir. Savaşlarda ele geçen ganimetlerin taksimine memur edilmiş, vahiy kâtipleri arasında yer almıştır. Hz. Ebû Bekir döneminde Kur’an-ı Kerim’i cem’eden komisyonun başkanı idi ve o sıralarda 20’li yaşlardaydı.

Yine Peygamberliğin ilk yıllarında, yeni evli olan Erkam’ın evindeki (Dârü’l-Erkam) faaliyetlerin dinin anlatılması ve yayılmasında önemli bir merhale oluşturduğu bilinmektedir.

Daha çocuk yaşta İslam’ı kabul eden Hz. Ali’nin 20 ilâ 30 yaşları arasında dini uğrunda yaptığı fedekarlıklar dillere destandır. 

Peygamberliğin 5.ve 6.yıllarında Habeşistan’a hicret gerçekleştirilirken oraya gönderilen gençlerin, eğitimlerinin tastamam olmasına bakılmadı. İmanlarına bakıldı. Karekterlerine bakıldı. Henüz 25 yaşlarında iken Habeşistan’a hicret eden Câfer b. Ebî Tâlib’in, İslam’ı savunmak üzere Habeşistan hükümdarının, Hristiyan din adamlarının ve saray erkânının huzurunda yaptığı konuşma, büyük bir cesaret ve fedakârlık örneğidir. Medine’ye döndükten birkaç ay sonra Mûte savaşında ordu komutanı olarak görevlendirilmiştir. Ve adı bilinen bilinmeyen, tarihi süreçte destan yazan nice Fatihler, kadın erkek nice yiğitler, nice Ömer Halisdemirler!

Mümin olan Rabbine boyun eğen genç, Hak katında milyon münafık ve kâfirden daha üstündür. Çünkü Mevla’mızın Kur’an’daki ifadesiyle;  “Müminler kurtuluşa erenlerdir”.

İman; görmeden bilmektir. Öyleyse; “vela tehinu e la tahzenü ve entümül e’alevn in küntüm müminin” “Gevşemeyin üzülmeyin eğer inanıyorsanız, müminseniz en üstünsünüz”.

Son söz: “Ya Eyyühellize amenu, Aminu!” “Ey müminler iman edin” Birbirinize her zamankinden daha fazla güvenin. Gençlerimiz ümidimizdir, onlar için kalbime söylediğim şudur:

Harabat ehlini hor görme Şakir
Defineye malik viraneler var!!!

 

Bu yazı toplam 1141 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.