Bülent Elitok

Bülent Elitok

Yazarın Tüm Yazıları >

Gelecek

A+A-

Bir mal veya metanın bu dünyada karşılığı vardır. Bunun değeri Lidyalılardan beri para ile ölçülmektedir. Günümüzde kredi kartları veya online işlemler devreye girdiğinden, işler biraz değişse de, para hala mal veya metanın değerini ölçmede en değerli parametredir.

Ancak her şey para ile ölçülemez. Örneğin; sevgi, saygı, dostluk, dürüstlük, onur gibi  şeyleri para ile ölçmek mümkün değildir. Ancak bu dünyanın da bir matematiği, aritmetiği olduğu da muhakkaktır. meta veya eşyayı somut ölçüp biçecek ölçü aletlerimizle olmakla birlikte, soyut şeyleri ölçmek için elimizde hata payı sıfır olan bir ölçme sistemi maalesef yoktur. Örneğin, insan kalitesini ölçmek için bir cetvel olsaydı ne kadar güzel olurdu değil mi? ama maalesef böyle bir ölçme tekniği hala söz konusu değildir. Buna rağmen, her şeyin artık ölçülebilir bir konuma doğru hızla ilerlediğini fark ediyoruz. Yaptığımız davranışların artık birer karşılığı, tam ölçülemezse de, daha net ortaya çıkmaktadır. Eskiden kelli felli bir üniversite hocasının dış görüntüsüne bakıp karar verirken, bugün bunun yetmediği, aynı zamanda bu hocanın değerlendirmek için yapmış olduğu bilimsel çalışmaları da inceliyoruz. Somut bir şeyler arıyoruz. Bir arkadaşlığı test ederken de, sevgimizden emin olmak için, bazı testlerden geçiriyoruz ve testler sonucunda arkadaşlığımızın derinliğini veya sığlığını belirliyoruz. Tıpkı bindiğimiz aracın limitlerini bir matematik çerçevesinde belirlediğimiz gibi. kısacası bu alemin temelinde büyük bir matematiğin varlığını biraz daha keşfediyor, hata payımızı somut şeylerde bile bir önceki yüzyıla göre, daha aza indiriyoruz. Gelecek yüzyılda bu hata payı daha da azalacak, bir sonrakinde daha da azalacaktır. Çünkü dünyanın temelinde büyük bir matematik var ve her şey bir matematik çerçevesinde işleyecek şekilde dizayn edilmiştir. Bu nedenle, henüz ölçemediğimiz soyut şeyler de biyonikleşecek ve kişisel farklılıklar azalmaya başlayacaktır. Siyasi olarak komünizm biri birine yakın insanlar oluşturmayı hedeflemişse de, felsefelerinde bu yatmakta ise de, kullandığı metodolojinin eksikliği ve zaman mefhumu, ayrıca dünyanın geri kalanının başka yaşam tarzına haiz olması bunun gerçekleşmesine imkan tanımamıştır. Ancak iletişim ve teknoloji insanları kişisel özellikleri itibarı ile biri birlerine yaklaştırmaya başlamıştır. Sosyal medyada kullandığımız "ikonlar" dünya vatandaşlarının ortak dili haline gelmiştir. Kahve alışkanlıkları neredeyse benzer hale gelmiştir. Kaslı olma ihtiyacı, fitness gibi faaliyetler artık neredeyse bütün dünya insanlarının ortak bakış açısı geliştirdiği olgulara örnektir.  Oturduğumuz kafelerin kahvehanelerin yerini alması, sadece bizde olan değil, tüm dünya çapında gelişen olaylardır. Nerdeyse Afyon'daki kafe ile İtalyadaki kafe aynıdır. Kültürel motifler neredeyse aynı olmaya başlamıştır. Tutunabilen ve kullanışlı olan şeyler kalmakta, tutunamayan ve benimsenmeyen şeyler ise tarihin çöplüğündeki yerini çoktan almaya başladı bile. Tüketim toplumunun bakış açısı ise "işine yarayanı al, yaramayanı at" şeklinde baş döndürücü bir değişime uğramaktadır. Bayramlarımız, her ne kadar "büyüklerinizin elini öpün, ziyaret edin" denilse bile, bir tatil fırsatına dönüşmüş durumdadır çoğumuz için. Facebook ise bu anların vazgeçilmez paylaşım aracı olmuş durumdadır. Aramak yerine mesaj olayı almış başını gitmektedir. Bu durum telkinle düzelecek aşamayı çoktan aşmıştır bile. İhtiyaca göre revize edilmediği zaman, ne kadar kıymetli olursa olsun, kaybolmaya mahkum olmaya başlamıştır. Bunun önüne geçebilmenin imkanı neredeyse kalmamıştır. Nitekim önce bireyselleşme ve sonrasında tek tipleşeme olgusuyla maalesef karşı karşıya kalmaktayız. Batılı toplumlar bu süreci bizden önce yaşamakla birlikte, arkasından bizler de takip etmekteyiz. Çünkü eskiden olduğu gibi hayatımıza çok da hakim değiliz aslında. Bireyselleşmekle birlikte, hakimiyet bizlerden çıkmış durumdadır. Bu gayet olağan bir süreçtir. Müdahale imkanı ise son derece sınırlıdır ne yazık ki. Örnek verecek olursak; sabah kaçta kalkacağımızı biz değil, şehrin trafiği belirlemektedir. Bayram ziyaretine gidip gidemeyeceğimiz, iş yükünün bizlerde oluşturduğu yorgunluk belirlemektedir. Günümüzü planlamamız, çocuğumuzun kreşi ve aldığı derslerin saatlerine bağlıdır. Herkes hemen hemen aynı koşullarda yaşadığından, kolaylaştırma yollarına gitmekte ve ortak çözüm önerilerine itiraz etmek gibi bir lüksümüz olmamaktadır. Örneğin, zamandan kazanmak için elde çamaşır yıkamaktan vazgeçip, çamaşır makinesi kullanmak zorundayız. Dünyadan haberleri artık gazetelerden değil internetten almaktayız. Kolaylaştırıcı ve daha fazla zaman kazandıracak yolları tercih etmekte ve bunun sonucunda hepimiz internete girmek zorundayız. Hatta bu konuda insanların durumunu bilen sosyal medya istemesek de ihtiyaca binaen gözümüzün içine içine sokmaktadır. Bu tüm dünyada olan şeydir. bireysel hayatımız gün geçtikçe teknoloji tarafından biraz daha belirlenmekte ve her gün biraz daha hayatımızı belirleyecek robotlara ihtiyacımız artmaktadır. Bu süreç doğal bir süreçtir. Bu süreç bir süre sonra robotlarla kolay anlaşabilecek bir nesle doğru hızla ilerlediğimiz bir süreçtir. Öyle bir an gelecek ki, en iyi ve en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey, bize zaman kazandıracak robotlarımız, yani yapay zeka olacaktır. Zaman kazandıkça, daha fazla işlerin peşine düzeceğimizden, daha fazla ve daha üstün yapay zekaya ihtiyaç duyacağız. Sadece kalp pilimiz olmayacak, yapay kalbimiz gerçek kalbimizin yerini almış, damarlarımızda yapay kan, montaj bacaklarımıza kan pompalayacak. Bugün iyileşmesi aylar alan yaralarımız, bir kaç dakika içinde iyileşecek.  Sıfır sorun hayat hepimizin tek emeli olacak. Sorun istemeyen insan, sorun olabilecek şeyleri hayatından çıkarma yoluna gidecek.  Günaydın diyerek biri birimizi selamlamamız belki de telepatik uzuvlarımızca dudak oynatmadan gerçekleşecek. Bir süre sonra büyük bir kafaya, küçük bedenlere sahip olacağız. Çünkü ayaklar yürümek için varsa, yürümemizi sağlayacak ancak çok kana ihtiyaç duymayan kuvvetli bacak teknolojileri geliştirilecek. Şu var ki, üretim sistemi çok çeşitli olup kimine uzun kimine kısa bacak üretmektense maaliyetleri icabı tek tip kalıpla halletme yoluna gidecek ve biz biri birime bir o kadar daha benzeşeceğiz. Tıpkı hanımefendilerin saç sitillerinin top yekün idol bir sanatçının saç sitiline göre belirlenmesi gibi.  İşin özü, yaramayan veya gereksiz olanı hayatımızdan çıkarmak hepimizin sıfır sorun felsefesi gereği bir sonuç olacak. En son değişecek olan ise beynimiz olacak. O da sırrı çözüldükçe ek ilavelere maruz kalacak. Örneğin depresyon eğer beynimizin bir bölgesinden kaynaklanıyorsa, o bölge diğer fonksiyonları devam etmek üzere, işlevsiz bırakılacak. Bu arada henüz primitif düzeyde olan yapay zeka, robotlar daha da gelişerek biz insanoğluna yaklaşacak, biz de onlara. İşte bu gelişmelere hangi devlet, hangi şirket veya hangi oluşum yön verecekse ve hangi yönde müdahale edecekse onların dediği kısmen olacak. Bunlar bu işi erkene alabilir veya geciktirebilirler. Bunlar bile öteye geçemeyecekler. Çünkü matematik böyle. Yalan dolan, üçkağıt, dalavere gibi olgular üretimin önünde engel sayılacaklarından çöp olacak, hatta belki de sevgi bile acı getiriyorsa bir kenara itilecek. Burada esas olan insanlığın düşünce yönünün, yani geleceği oluşturan çekirdek düşüncenin nasıl şekilleneceğidir. Dünya toplumları "kalsın-at" prensibi ile ortak bu çekirdeği zaman içerisinde şekillendirecektir. Bize düşen ise bugünden iyi birer insan olarak bu çekirdeğin içerisine insani değerleri katabilmek ve dünyanın biri birine yaklaşırken evrensel değerlerin insancıl şekilde oluşmasına katkı sağlamaktır. Tek yapabileceğimiz, ancak son derece önemli olan bu olacaktır. Yoksa teknolojinin önüne geçme işleminin önüne geçmek mümkün olmayacaktır. 

Kalın sağlıcakla…
 

Bu yazı toplam 179 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.