1. YAZARLAR

  2. Bülent Elitok

  3. Geçişkenlik
Bülent Elitok

Bülent Elitok

Yazarın Tüm Yazıları >

Geçişkenlik

A+A-

Kelime anlamı olarak bakıldığında "geçişkenlik" geçişken olma durumunu betimlemektedir. Bu konuda bir teori bile vardır: Geçişkenlik Teorisi. Bu teoriye göre kişilik gelişiminde hayatımızdaki çeşitli evrelerin önemli rolü vardır. Eric Berne’ ye göre insanlar yetişkin olana kadar çevreden, başkalarından aldıklarını zihnine bant gibi kaydeder ve zamanı gelince bunları kullanır. Bu deneyim ve bilgileri üç farklı yöntemle yaparlar. İnsanlarda 3 temel rol vardır:1. Ebeveyn rolü 2. Yetişkin rolü 3. Çocuk rolü. Bu rollerin tümünü iki alt özelliğe göre yapar: A) Şefkatli B) Eleştirel (http://slideplayer.biz.tr/slide/1886794/).

Son günlerde malumu olduğu üzere yeni bir siyasi parti daha kuruldu. Bir başka parti "aman ha! benim milletvekillerime sulanma!" deyince, bu hafta böyle bir konuyu irdelemenin faydalı olacağı hissine kapıldım.

Durum böyle iken, bir bakıyorsunuz bir veya birden fazla milletvekili "hooop" diğer partiye, hem de fikirce uyuşmadığı bir partiye geçiveriyor. Artık ülkemizde kanıksanan bu durum, aslında önemli bir sosyal psikolojik bir yapıyı da barındırıyor. Nitekim, bir partiden milletvekili olmak zor. Bırakın milletvekilliğini, adayı olmak bile zor. Halbuki, söyle seçime kısa bir süre öncesinde, siyasi partilerin seçim bürolarını gözümüzün önüne getirdiğimizde, ne kadar şovenistçe partilerini ve onun fikirlerini savunduklarını sıkça görmekteyiz. Aday canını dişine takmış, halka aday olduğu partinin en doğru ve en icraatçi parti olduğunu anlatmak için kendini parçalamakta. Karşı partinin ise eksikliklerini en ücra noktasına kadar bilmekte ve halka anlatmaktadır. Yani adı siyaset ise bunun, siyaset yapmaktadır. Tüm benliğini, şanını ve hatta şerefini referans gösterip, inandırmak için halkı, olağan üstü çaba göstermektedir. Tabiri caizse "kıçından ter akmaktadır". Liderine övgü, parti programına övgü, yapacaklarına övgü. Yetki verilsin istiyor sadece. "Bunu verin, sizin için şunları şunları yapayım" diyor. Diyor ama, bir süre sonra bu söylemlerinin hepsini unutuyor ve "hooop" başka partiye!. Bu ne lahana turşusu?! Hani en iyi senin partindi, senin liderindi. Halkın isteklerini ancak senin partin yapabilirdi?!

Üstelik fikri olarak hiç uyuşamayacağı bir görüşün temsil edildiği bir partiye geçiyor. Peki nasıl olabiliyor bu?! Tıpkı bir delikten geçmek gibidir, akışkanlık! Cıvık değilseniz geçemezsiniz, bu kadar basittir. Taş yerinde ağırdır. Eğer hayatınız ve kişiliğiniz şekillenirken, bir çok insani değerinizi törpülemiş veya yok saymışsanız, daha doğrusu bu değerleri hep bir şeylerle karşılaşınca her seferinde bir kısmını bırakmışsanız, artık "cıvık olmuşsunuz" yani "geçişken" bir kişiliksiniz. Bir solcunun kapitalist olması için bir çok değerinden vaz geçmesi gerektiği gibi. Tam tersi de böyledir. Temel felsefe olarak, bir solcu toplumun tümünü düşünmesi gerekirken, toplumsal uzuvlarını (fikirlerini) kesip atarsa, ancak o zaman bireysel düşünüp kapitalist olabilir. Nitekim kapitalizm "ben" merkezlidir. İşte bu solcu, onu solcu yapan uzuvlarını (değerlerini) kesip atınca da, solcu artık solcu olmaktan çıkmış demektir. Cıvık ve geçişkendir. Artık her girdiği kabın kalıbını alabilir, böyle olmazsa uzuvları (değerleri) kaba girmesine engel olacaktır. Elbette bu bir tercih meselesidir. Direnen solcu olabileceği gibi, geçişken solcu da olabilir. Aynı şey her fikirdeki insan için geçerlidir. Bir hayat görüşüne sahip olmak, bazı değerleri korumak, her zorluğa göğüs germek demektir. Bu insanoğlunun varmak istediği hedef ile bu uğurda yitirmeyi göze alacağı şeylerin bir matematiğidir  sonuçta. Hiç namaz kılmayan hatta Cuma Namazı'na bile gitmeyen bir zat, birden bire gitmeye başlıyorsa, bu ya bir hedefi olduğundan ve bu hedef uğruna "geçişkenliği" seçtiğindendir, ya da çok nadir olarak doğru yolu bulmuş demektir. Eğer ikincisi ise Allah daha iyiye vesile olsun inşallah. Ama birincisi ise hedefe vardığı zaman yine namazı terk edecektir. Allah affetsin!

Geçişkenlik derecesi (yani insani değerlerin terk edilme derecesi) yukarıda andığımız teoride olduğu gibi, kişinin ailesi, çocukluk çağı ve yaşadığı çevrenin şartlarına göre değişir. Ancak, bir cıvıklaştı mı insan, hep geçişken olur artık. Kimin kayığına binerse, onun küreğini çeker. Bu iki kere ikinin dört olması kadar kesindir. Artık kişisel becerisi, zekası varması gereken hedef için ona ne yol gösterirse yapmaya hazırdır. Nitekim, o hedefe doğru yürüyen pek çok "cıvık/geçişken" rakibi vardır ve onlar da hedefe varmak için uzuvlarından vaz geçemeye hazırdırlar. Burada belirleyici pek çok faktör olmakla birlikte, ortak değer "cıvıklık/geçişkenlik" tir. Geçişkenlik+torpil, Geçişkenlik+çevre, Geçişkenlik+....vs. Bu durum değer sahibi, aslında toplummsal değerleri sırtında taşıyan insanların aleyhine bir duruma dönüşmekte, geçişkenlik/cıvıklık bir süre sonra, hastalık gibi bulaşarak hızla yayılmaktadır. Denizin kıyıdaki taşları eritmesi gibi, bu "cıvıklar" bu "geçişkenler" toplumu aşındırmaktadır, karaktersizliklerini sürekli yaymaktadırlar. Yağla bulaşık bir tavaya bir damla deterjan döktüğünüzde nasıl ki dalga dalga yağı kenara itiyorsa, bu durum toplumun "sert katmanına" ilerleyene kadar devam eder. Tıpkı dalgaların bir süre sonra sert kayaları artık eritemiyor olmalarında olduğu gibi.  Burada belirleyici olan erozyonun toplumun % kaçlık bir bölümüne kadar devam ettiğidir. Dalganın sahildeki sağlam kayalara ulaştığı anda, ne kadar bir eritme yaptığıdır. Söz gelimi bu geçişkenler büyüdü, çoğaldı ve toplumun %85'ini ele geçirdiler. Yani toplumun %85'i geçişken oldu. Eyvah eyvah! Artık bu toplum ayvayı yedi demektir. Neden mi? Bu geçişkenlik öyle bir melettir ki, sadece bir hedef görsün, atmakta sakınca görmeyeceği hiç bir uzvu (değeri) yoktur. Genelde bu hedef ya makam ya para ya şan ya şöhrettir. Bunlardan herhangi birini bile bu geçişkenlerin önüne hedef olarak koyarsanız koyun farketmez, her şeyi yapmaya hazırdırlar. Hedef para, bırakması gereken "vatan sevgisi". Hiç düşünmez bırakır vatan sevgisini para için. Satar anında. Bir örnek daha: Hedef makam, bırakması gereken dostluk. Satar gider. Bir başka örnek: Hedef makam+para, bırakması gereken adalet. Hiç düşünmez. Ölümü bile düşünmez. Ahireti düşünmez, çünkü akışkan o cıvık. Geçişken. Ahireti ya hiç düşünmedi, ya da yarı yolda bıraktı. Sadece teklif bekliyordu geçişken olmak için, o fırsat düştü "kel göründü". Yani geçişken cıvıklar, din ve imanı dahil her şey için feda ederler. Son zamanlarda yaşadığımız olaylar böyle değil mi?

Oysa Yüce Allahın adaleti böyle mi? Elbette değil. Bir cenin oluşturmak için milyonlarca sperm sadece bir tek yumurtaya koşarlar. Ama hepsi eşit şartlarda. aynı sıcaklıkta, aynı pH'da. Birine farklı, birine üstün olanaklar tanınmaz. Bu ilahi adalettir. Kendi çabasıyla, çalışmasıyla kim önde gelirse o kazanır. Basit ve adil.

Uzuvlarını kesseniz bir ahtapotu bir şişeye koyabilirsiniz, ancak o artık ahtapot değildir. İnsanoğlu değerleriyle (uzuvları ile) insandır. Bu değerleri yitirdiği zaman, insan olmaktan çoktan çıkmıştır. Oysa bilinmelidir ki, evrenin fizyolojisi "doğru" üzerine kurulmuştur. "Her şey eninde sonunda doğruya oturmak zorundadır". Bu evren yanlışı "geri çarpma" şeklinde eninde sonunda bu geçişkenlerin yüzüne çarpacaktır. Her firavunun bir Musa'sı olduğu gibi. İnanın bu böyledir. Çünkü evren yaratılırken "ilk nefes" bu şekilde tecelli bulmuştur. İyi izleyin. Yamuk bir yol elbette düzeltilir. Tıkanan damar elbette açılmalıdır. Bu kainatın tecellisi bu şekilde işlemektedir. "Her şey doğruya oturmak zorundadır" ve her doğruyu sağlayacak er geç birileri çıkacaktır. İşte bu cıvıkların anlamadığı ve anlayamayacağı şey budur. Birileri sizi mutlaka düzeltecektir. Er ya da geç!

Kainatın yaradılışı böyle, cıvıkların eninde sonunda dökülecekleri tek yer "kanalizasyondur"

Allaha emanetsiniz...

 

Bu yazı toplam 739 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.