1. YAZARLAR

  2. Sena Coşkun

  3. Futbol İçerikli Spor Programlarında Yaşanan Sorunlar
Sena Coşkun

Sena Coşkun

Yazarın Tüm Yazıları >

Futbol İçerikli Spor Programlarında Yaşanan Sorunlar

A+A-

Geçtiğimiz hafta spor programları üzerine bir giriş yazısı kaleme almıştık. Bu yazımızda ise bilhassa futbol içerikli spor programlarında görülen, kamu yararı açısından da çözülmesi elzem olan birtakım sıkıntılara değinmeye çalışacağız.

2000’li yıllarla birlikte Türkiye’de spor kamuoyunu, sporseverleri ekran başına toplayan futbol içerikli spor programlarında takımların son durumlarından transferlere, tartışmalı pozisyonlardan hakem hatalarına kadar pek çok konu, daha fazla izlenme oranı ve reklam geliri elde etme amacıyla, hararetli tartışmalar eşliğinde aktarılmaya başlanmıştır. 

“İzler kitleyi kendi kabuğuna çekilip dünyayı kendinden ibaret saymaya yönelten, zamane ruhuna inat, insanları bir arada, alışveriş içinde bulunmaya sevk eden, toplumsallaştırıcı bir mekanizma” olarak tanımlayabileceğimiz bu programların medyanın kendi ekonomik çıkarlarına ve rekabet ilkelerine göre hazırlanıyor olmasından dolayı da bazı problemler ortaya çıkmaktadır.

Öncelikle spor gibi insanları yarıştıran, kaynaştıran bir değere en büyük zararı veren programlarda kullanılan kısır dil üzerinde durmamız da yarar var. Tanıl Bora’ya göre kör bir fanatizmi yansıtan bu dil, “bir külhanbeyi dili; üstelik onun edebi açıdan zayıf, bayağı bir versiyonu”dur. Günümüzde heyecan ve merak uyandıran söylem ve içeriklere yönelen spor analiz programlarındaki konuşmacıların yaptıkları hezeyan dolu tartışmalar, kurulan eğlenceli diyaloglar ile kullanımından imtina edilmeyen argo sözcükler, maalesef izlenme oranlarını yükseltiyor. Hatta eski bir futbol hakemi olan, spor yorumcusu Erman Toroğlu “küfürü aslında bir yaşam biçimi, bir tedavi aracı” olarak gördüğünü ifade edebilecek kadar ileri gidebiliyor.

Abartılmadan tartışılması gereken olgu ve olayların bu şekilde argo ifadelerle ele alınması ve gerilim, heyecan, üzüntü, öfke gibi duyguların üretilmesi suretiyle izleyici tesir altına alınarak, algılarında manipülasyona yol açılıyor. Olması gereken ise, sporseverleri sükûnete davet eden, dengeli ve hassas bir dil kullanılarak bilgilendirilmesidir.

Yayınların kitlelere aktarımı sırasında kullanılan dil ve üsluptaki problemin yanı sıra spor dışı, şiddet içeren eril unsurlara da çoğu zaman bilerek veya bilmeyerek yer veriliyor. Hem bireysel hem de kolektif mücadeleye dayanan futbolun içerisinde mücadeleye ilişkin unsurların vurgulanması doğal gibi görünse de, programlarda söz konusu unsurlara medyanın çatışmayı dramatize etme eğilimi nedeniyle, oynanan futbolun teknik ve niteliğine ilişkin değerlendirmelerden daha çok yer verilmesi de bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Bu nedenle, takımlar arası gerilimi yükseltecek, şiddeti körükleyen, husumeti arttıracak açıklamalardan kaçınılması; özellikle hakemleri hedef alan yayınlardan uzak durulması gerekiyor. Aksi takdirde müsabakalarda ortaya çıkan hakemlere yönelik tepkiler daha da artacaktır. Yine kimi zaman asılsız iddiaların, sanki gerçekmiş gibi lanse edilmesi suretiyle suni tartışmalar yapılarak izleyenlerin gerçekle olan bağlantıları koparılabiliyor.

Bir diğer sorun da, futbolla magazinin iç içe geçtiği spor programlarının yerini, zaman içerisinde spor yazarları ile eski futbolcu ve hakemlerin yorumculuk yaptığı programların alması. Ticari kaygılarla daha fazla izlenme oranı elde etmek isteyen medya hizmet sağlayıcılar, yorumcu seçimlerinde zaman içerisinde nitelikten ziyade medyatikliğe öncelik verdiler.

Spor medyasında elbette istisnalar bulunsa da, son yıllarda yorumcuların topluma yol gösterecek, aklıselim kişilerden çok, kitlelerin heyecanını ayağa kaldıracak, kişilerden seçilip, oluşturulduğu görülmektedir. Hâlbuki olması gereken, ekranlarda izler kitleye istediklerini ambalajlayıp veren, öncelikli amacı ilginç olmak ve ilgi çekmek olan, bir zihniyetten ziyade, doğruyu ve olması gerekeni farklı bakış açılarıyla anlatacak anlayışa ve yetkinliğe sahip yorumculara yer verilmesidir.

Gösteri toplumunun spordaki uzantısı olan ve sürdürülmesine katkı sağlayan, doğası gereği duygulara hitap eden bir oyun olan futbolun dramatize edilmeye de son derece müsait olduğu aşikârdır. Canlı yayınlanan müsabakaların, gerek spiker ve yorumcuların sözlü katkıları, gerekse de teknolojik imkânlar sayesinde stattakinden farklı bir anlama bürünmesi, futbolun ne denli gösteriye dönüştüğüne de çarpıcı bir örnek olarak değerlendirilebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus; spor kamuoyunu sadece tüketici (gelir kaynağı) olarak görmek yerine, sporun birleştirici, bütünleştirici ve sosyalleştirici niteliğini de göz önünde bulundurarak o yönde yayınlar yapılmasıdır. Zira, spor programlarından beklenen nitelikte yayınların devam edebilmesi için birer reyting malzemesi olarak görülen izlenme oranlarından bağımsız, kamusal bir yayıncılık anlayışı benimsenmesi gerekmektedir.
 

Bu yazı toplam 1052 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.