1. YAZARLAR

  2. Sena Coşkun

  3. Futbol İçerikli Spor Programları
Sena Coşkun

Sena Coşkun

Yazarın Tüm Yazıları >

Futbol İçerikli Spor Programları

A+A-

21. yüzyılla birlikte iletişim teknolojileri ile ulaşım sektöründe yaşanan baş döndürücü gelişmelerin, sportif faaliyetleri gerek evlerinde ekran karşısında, gerekse stadyum ve spor salonlarında takip eden kitleleri arttırdığını görüyoruz.
Kitle iletişim araçlarının teknolojik yenilikleri kullanmasıyla birlikte gelişmesi ve haliyle spor alanına da doğrudan sirayet etmesi sonucunda izler kitle, fiziksel anlamda takip olanağı bulamadığı spor olaylarına artık çoğunlukla medya aracılığıyla katılıyor.

Nitekim, tespit edilemeyecek oranda fazla insanı peşinden sürükleyen, müsabakaların sonuçlarına göre hüznün ve sevincin bir arada yaşandığı spor olayları, sosyal medya ve televizyon başta olmak üzere, etkin medyalarla kısa sürede dünyanın dört bir yanına aktarılıyor. Toplumsal yaşam içinde sporun rolü bu denli arttıkça, beraberinde medya da sporla daha çok ilgilenmeye başlıyor. Tüm bunlar, ekonomik anlamda dev bir spor endüstrisinin oluşmasını sağlıyor. 

Bu bağlamda artık her evin, bir “tribün” niteliğinde olduğunu ifade eden Cem Çetin, “Spor İletişimi” adlı çalışmasında, herhangi bir seyirci sınırlamasına tabi olmayan söz konusu tribünün bireylere her türlü konforu sunduğunu belirtiyor. Bu tribünden yararlanmak isteyen medya da en çok izlenen ve takip edilen spor dalı olan futbolu her geçen gün daha fazla kullanıyor.

Öte yandan futbolun televizyona en çok gereksinim duyduğu şeyi, izler kitleyi vaat eden en ciddi kaynak olduğunu söylememiz mümkün. Futbolu “günümüzün en yaygın dini batıl inancı, halkların afyonu” olarak nitelendiren Umberto Eco’ya göre futbol, 20. yüzyılla birlikte artık tüm dünyayı tesiri altına alan bir spor branşına dönüşmüş durumda. Sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi süreçlerin merkezinde bile zaman zaman yer alabilen futbol müsabakaları aracılığıyla çeşitli sosyal sorumluluk projeleri düzenlendiğine, kimi zaman ülkeler arasındaki sorunların dahi futbolla çözülmeye çalışıldığına tanıklık ediyoruz. 

Başlangıçta halkın haber alma ihtiyacı doğrultusunda televizyon ekranına taşınan futbol müsabakalarının süreç içerisinde medya hizmet sağlayıcılara ciddi kazanç sağlayan bir meta oldukları fark ediliyor ve ilişkinin boyutlarında ciddi değişimler yaşanıyor. 1990’lı yıllarla birlikte Türkiye’de özel televizyonların yayın hayatına girmesiyle beraber sunulan ilginçlik özelliği, önemlilik özelliğinin önüne geçen, insanların ilginç bulduğu türden konuları işleyen, futbola ilişkin haber ve spor programları da TRT’ye alternatif oluşturacak şekilde yapılmaya başlanıyor. Ancak başlangıçta yayınlardan duyulan hoşnutluk, yerini zaman içinde memnuniyetsizliğe bırakıyor.

2000’lerle birlikte ise, Türkiye’de televizyon ekranlarını büyük ölçüde kaplayan futbol içerikli spor programları, özellikle Cumartesi, Pazar ve Pazartesi akşamlarında yayın sürelerinin neredeyse tamamı –tıpkı spor gazete ve sayfaları gibi– o haftanın futbol müsabakaları ile ülke ve dünya futbolundaki diğer gelişmelere ayrılıyor.

Ancak “maçların canlı yayını ve futbol belgeselleri” dışında kalan futbola ilişkin spor programlarında (maçlar üzerine yorum ve tartışmaların yapıldığı programlar ile bahis oyunlarına ilişkin programlar), izlenme oranını arttırmaya yönelik pek çok olumsuz, yersiz unsura yer verildiğini görüyoruz. Sporun ruhuyla bağdaşmayan tartışmaların başı çektiği, ciddi nitelikte ve kamu yararı açısından çözülmesi elzem olan başlıca sıkıntıları “dil ve üslup sorunları, şiddetin körüklenmesi, yorumcuların niteliği ve reklam gelirlerine duyulan ihtiyacın ön planda tutulması” şeklinde sıralayabiliriz.

Söz konusu yayınlar, 6222 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun”la yargının, 6112 sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun” kapsamında da RTÜK’ün denetiminde olduğu gibi medya hizmet sağlayıcıların özdenetimi ve ortak denetim gibi yöntemlerle de bu alanda çeşitli tedbirler almak mümkün.

Spor medyasının toplum üzerindeki sorumluluğunun, en az etkisi kadar da fazla olduğunu düşündüğümüzde medya hizmet sağlayıcıların bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirebilmeleri için holiganizmi besleyen şiddeti körüklemek yerine dürüst, tarafsız ve yayıncılık ahlakı içerisinde hareket etmeleri gerekiyor. 
Bir sonraki yazımızda bu konuya değinmeye devam edeceğiz…
 

Bu yazı toplam 1014 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.