1. YAZARLAR

  2. Selman Konuk

  3. FİİLÎ DUAMIZ VAR MI?
Selman Konuk

Selman Konuk

Afyonkarahisar İl Müftülüğü Uzma
Yazarın Tüm Yazıları >

FİİLÎ DUAMIZ VAR MI?

A+A-

“Fakir hâlin itme ızhâr, Hâlık’ın bilmez mi hiç

Âleme ihsân iden Allah sana vermez mi hiç”

Şiirde olduğu gibi, “Fenâ Fillâh” mertebesine mazhar olan Allah dostları, dua ederek Yaratandan bir şeyler istemeyi edebe aykırı görmüşler, “Bizi bizden iyi bilen Allah ne dilerse onu yapsın, kahrı da hoş, lütfu da hoş” demişler ama şer’i şerifte dua emredilmiş ve ibadet telakki edilmiştir.

“Bana dua edin, duanıza cevap vereyim.” (Mü’min, 40/60), “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!” (Furkân, 25/77), “Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin” (A’râf, 7/55) gibi âyetler bunun delilidir. Dua etmeyenleri de Yüce Rabbimiz: “Onlar ellerini kapalı tutuyorlar” (Tevbe, 9/67) buyurarak ikaz etmiştir.

Onun için dedelerimiz her hâl-ü kâr da dua etmişler, dua almak için ne gerekirse yapmışlar, pazarlar, bedestenler, çarşılar her sabah toplu dualarla açılmış, dua hayatın vazgeçilmez parçası olmuştur. İlber Ortaylı, Osmanlının duayı alkış yerine kullandığını yazmaktadır. (Ortaylı, Osmanlı Sarayında Hayat, Hazine Yay. İst. 2008, s.73) Hz. Mevlana’nın tabiriyle Osmanlı, hayatı dua mayası ile yoğurmuştur: Duanın şekilleri vardır. Seslisi, sessizi vardır. Dudaklardan döküleni, ruhlarda filizleneni vardır. Mabetlerde ve seccade üstünde yapılanı vardır… Fakat duanın en yücesi, hayatı dua mayası ile yoğurabilmiş olmaktır.” (Abdullah Uçar, Şiir Yorum Fıkra, Konya, 2012, s. 130-131)  

Dua, kıymetimizdir bizim… Hz. Peygamberimizin “Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur” (Tirmizî, Deavât, 1; İbn Mâce, Dua, 1)  buyruğundan bu zenginliğimizi anlıyoruz.

Dua yapmak sadece kendimize değil aynı zaman da birbirimizedir. Hz. Ömer’den rivayet edildiğine göre, bir gün umreye gitmek için Hz. Peygamber’den (sav) izin istedi. Hz. Peygamber’de kendisine izin verdi ve şöyle dedi: “Kardeşim! Duana bizi de ortak et, bizi unutma.” (İbn Mâce, Menâsik, 5) Efendimiz’in (sav) bu ifadesinden de birbirimize dua da bulunmamız gerektiğini anlıyoruz.

Allah’ımız ile aramızdaki doğrudan bağdır duamız, dualarımız… Buna rağmen iç dünyamızdan bazen geçer… Dualarım kabul oldu mu / oluyor mu / olmuyor mu? vb., diye aklımıza gelir hep… Doğru değildir bu düşünce, önce bunu bilelim!... “Sizden biriniz, ‘Dua ettim de duam karşılık görmedi’ deyip acele etmediği müddetçe duası karşılık bulur” (Ebû Dâvud, Vitr, 23; Müslim, Zikir, 91) müjdesi de Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’dendir.…

Dualarımız “kabul olacak mı, olmayacak mı?” hâlimize reçete de ümmetine O’ndan geliyor: Ebû Hüreyre’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah’a, kabul edileceğine gerçekten inanarak dua edin. Bilin ki Allah, ciddiyetten uzak ve umursamaz bir kalp ile yapılan duaları kabul etmez.” (Tirmizî, Deavât, 65)

Hz. Peygamberimizin, ciddiyetten uzak ve umursamaz bir kalp ile yapılan dualarımızı Rabbimizin kabul etmez, ifadesi aynı zaman da bir tespittir. Haberimiz olsun… Bizden bahsediyor işte!..

Bunlardan şunları anladım: Dualarımız ne âlemde? Nasıl dua ediyoruz? Daha da önemlisi dualarımız için gayretimiz oluyor mu? Allah’ımıza arz ettiklerimiz için bir şeyler yapıyor muyuz? Yoksa sadece dua edip öylece bekliyor muyuz, ne zaman kabul olacak / edilecek bu dualar, diye…

Peki!..

Fiilî duamız var mı?

Bu yazı toplam 1122 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.