1. YAZARLAR

  2. Fevzi Nuri Kara

  3. Fatih Sultan Mehmet'in Kültür Ve Sanat Sevgisi
Fevzi Nuri Kara

Fevzi Nuri Kara

Yazarın Tüm Yazıları >

Fatih Sultan Mehmet'in Kültür Ve Sanat Sevgisi

A+A-

30 Mart 2017 tarihi, henüz 21 yaşındayken İstanbul’u fethederek Fatih unvanı alan Sultan Mehmet’in 585’inci doğum günü (30 Mart 1432). 

Tarih boyunca defalarca kuşatılan (Araplar, Emeviler, Abbasiler, Ruslar, Macarlar, Latinler, Yıldırım Beyazıt, Sultan II. Murat) İstanbul'un Sultan Mehmet ile fethi (1453) tarihimizin olduğu kadar dünya tarihinin akışına da yön vermiştir. Prof. Dr. F. Başar’ında ifade ettiği gibi Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra bu şehri, bir ilim merkezi, bir kültür merkezi haline dönüştürmeyi planlamış ve bu doğrultuda atılan adımlar, günümüze kadar ulaşan birçok yeniliğin başlangıcını teşkil etmiştir.

Öncelikle, Sultan Mehmet’in “Gürani” ve “Molla Hüsrev” gibi döneminin önde gelen hocalarından çok iyi bir eğitim alarak, sosyal bilimlerden, pozitif bilimlere kadar birçok alanda kendini geliştirmiş olduğunu belirlemek gerekir. Ayrıca, daha 19 yaşlarında Türkçe’nin yanı sıra Farsça, Arapça, Latince, Sırpça, İtalyanca ve Slavca gibi dilleri konuştuğu birçok araştırmacı tarafından belirtilmektedir. Şiirler yazan (Avni takma adıyla), henüz Şehzadeyken gözlem ve imgeleme dayalı insan ve hayvan portreleri çizen, Şehzade Mehmet’in hat, tezhip ve resim çalışmaları, “Fatih’in Çocukluk Defteri” olarak Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver tarafından 1961’de yayınlanmıştır. Bu şiir ve çizimler, Sultan Mehmet’in sanata duyduğu sevgi kadar gözlemci yanını göstermesi bakımından da önemlidir.

Kanımca, Fatih’i tarihin kaydettiği büyük liderlerden birisi yapan şey, İstanbul'un fethi ve askeri dehası olduğu kadar, bilim-kültür-düşün-sanat koruyuculuğu ve devleti sosyo-kültürel temeller üzerinde inşa eden kültür ve devlet adamlığıdır.

İstanbul’un fethi, Türk-İslam kültürüyle Batı kültürünün bir karşılaşması olması bakımından da önemlidir. Bu karşılaşma adeta iki kültürün bir köprüsü olmuş, bu köprünün inşası Fatih Sultan Mehmet’in politikalarıyla şekillenmiştir. Örneğin Sultan Mehmet’in koruyucu politikaları sonucunda şehir tahrip edilmemiş; Ayasofya'nın mozaikleri sultanın emri ile üzerleri sıvayla kaplanarak korumaya alınmıştır. Mirmiroğlu’nun çevirisini yaptığı M.İ. Dukas’ın “Bizans Tarihi” adlı kitabında, Ayasofya mozaiklerini sökmekle meşgul bir yeniçeriye asâsıyla vurarak “Binalar benim malımdır, ne hakla onu bozuyorsun?” diye öfkeyle bağırdığı geçmektedir.

Sultan Mehmet’in bilim ve sanata duyduğu bu ilgi; Beşir Ayvazoğlu’nun belirttiği gibi fetihten hemen sonra önemli sanatkârları İstanbul’da toplamasından, sarayında bir Nakışhane kurmasından, Ali Kuşçu gibi büyük matematik ve astronomi bilginlerini, Semerkand’dan Venedik’e, dünyanın farklı yerlerindeki sanat ve bilim adamlarını İstanbul’a davet etmesinden anlaşılmaktadır. Sanat ve bilim insanlarının İstanbul’da karşılaşmaları ise kültürel etkileşimi doğurmuştur. Bu bağlamda Türk sanatının Batı sanatı ile etkileşimi sanıldığından öte ta 15. yüzyıla kadar gitmektedir.

Fatih Sultan Mehmet, 1461 yılında Rimini Valisi’ne bir mektubu üzerine, Constanzo da Ferrera İstanbul’a gelerek, ön yüzünde padişahın profilden büst portresinin, diğer yüzündeyse padişahı at üzerinde gösteren tasvirinin yer aldığı madalyonu hazırlamıştır. Bu dönemde İstanbul’a gelerek çalışmalar yapan diğer bir sanatçı Bertoldo di Giovanni’dir. Yine Fatih’in daveti ile 1479 yılında Avrupa’dan İstanbul’a gelen önemli Rönesans sanatçılarından Centile Bellini uzun yıllar sarayda yaşamış ve II. Mehmet’in portresinin yanı sıra birçok eser gerçekleştirmiştir. Bellini’nin yapmış olduğu Fatih Sultan Mehmet portresi, Nurullah Berk’e göre; iki sanat dünyasını birbirine bağlamış, Rönesans resim tekniğini Türkiye’ye getiren ilk adım olmuştur. Avrupa’dan gelen sanatçılar için sarayda bir atölye oluşturulmuş, saray ressamlarından Nakkaş Sinan Bey ise Rönesans sanatını incelemek için İtalya'ya gönderilmiştir. Ünlü Rönesans sanatçısı Maestro Paolo’nun yanında çalışan Nakkaş Sinan Bey’in, Rönesans resminin yeniliklerini minyatür sanatına taşıyarak resim tarihimizde modleyi (hacimleme) gerçekleştirmesi önemli bir başlangıçtır. Sinan Bey’e atfedilen Fatih Sultan Mehmet'i “Gül Koklarken” tasvir eden portre, bu dönem eserlerin en iyi örneklerindendir.

Kütüphaneler kuran, dönemin önemli eserlerini arşivleten, okuyan, medreselere giderek tartışmaları dinleyen, düşünürleri etrafında toplayarak Platon’dan Aristo’ya antik dönem filozoflarını tartışan Fatih Sultan Mehmet, çağını aşan kültür ve devlet adamı kimliğiyle tarihimizin en güçlü ışıklarından biri olarak parlamaktadır. 

Bu yazı toplam 3255 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.