1. YAZARLAR

  2. M.Mustafa Başyiğit

  3. Engelleme, İncitme, Çözüm Üret !
M.Mustafa Başyiğit

M.Mustafa Başyiğit

Türkçe Öğretmeni
Yazarın Tüm Yazıları >

Engelleme, İncitme, Çözüm Üret !

A+A-

Değerli Okur,

Atletizmle az çok ilgilenenler bilirler. Atletizmde “engelli koşu” diye bir kategori vardır. Farklı mesafelerde düzenlenen bu yarışlarda koşucular, belirli sayıda ve belirli yükseklikteki engelleri, engellere takılmadan ve engelleri devirmeden en hızlı şekilde geçerek bitiş çizgisine önde varmayı hedeflerler. Bu engellerin yüksekliği genellikle 70 cm’dir.

Atletler, belli bir çalışma temposuyla bu engelleri aşarak bitiş çizgisine ulaşma becerisini kazanırlar. Peki biz, bu engelleri 70 değil de 90 cm yüksekliğine çıkarırsak ne olur? Yarışmacılar biraz daha zorlanırlar ve içlerinde yarışı tamamlayamayan ya da engelleri devirerek yarıştan atılan daha çok sporcu olur.

Biz, biraz daha insafsız davranalım ve yüksekliği 100 cm’ye çıkaralım. Yine yarışı bitirebilen üstün yetenekli sporcular olacaktır, ama o mutlu sona erişenlerin sayısı azalmaya devam edecektir. Biz, biraz daha acımasız olalım ve engelleri 120, hatta 140 cm’ye çıkaralım. Artık yarışı tamamlayabilen sporcu muhtemelen kalmayacaktır.

Burada eksikliği sporcularda mı aramak daha mantıklıdır, yoksa engelleri haddinden fazla yükseltenlerde mi?
Engellilik de buna benzer bir durumdur işte. Siz, belirli şartlar sağlandığında bu hayat yolunda herkes gibi ilerleyebilecekken kimileri işgüzarlıktan, kimileri de bilinçsizlikten dolayı sizin önünüze aşmakta zorlanacağınız ya da aşamayacağınız engeller koyar. Sonra arkasına yaslanıp sizin engellere takıldığınızı gördükçe içten içe size acır ve sizi yetersiz olarak görür. Oysa, engeli koyan ve yükselten kendisi değil midir?
Dünyayı yalnızca kendimiz gibi olanlardan ibaret görmek; kurumları, kuruluşları, kentleri, cadde ve sokakları umarsız bir bencillikle yönetmek engelleri doğuran en büyük etmendir. Düşünsenize: Otobüslerinde tekerlekli sandalyeli bir vatandaşın binebileceği ekipman olmayan bir belediye ve halkı, kendi yetersizliğinden dem vurmak yerine tekerlekli sandalyeye bağımlı birinin bir yerden bir yere tek başına gidemeyeceği düşüncesine daha kolay sarılır.

Devletimiz ya da kazara özel sektörden bir şirketimiz görme engelli bir vatandaşı işe alır. Sonra işini nasıl yapacağını sorma gereği duymadan, işini yapabileceği bir ekipmana ihtiyacı olup olmadığını merak bile etmeden bu görme engelli kimseyi işe yaramayan, bir işi beceremeyen bir insan olarak görür.  

Buna benzer örnekleri sıralamakla bitmez. Toplum olarak engelli bireylere karşı bakış açımızı biraz olsun değiştirmeliyiz. Engelliliği bir eksiklik olarak görmek yerine, bir farklılık olarak görebilmeliyiz. Engelli bireyler için kendi engellerinden çok, çevresel engellerin engel teşkil ettiğinin farkına varmalıyız. Her şeyden önemlisi, engelli bir bireyle aynı ortamı paylaşıyorsak ve onunla ilgili bir şeyleri merak ediyorsak, kafamızda senaryolar yazmak yerine uygun bir üslupla kendisine sormalıyız.

Bir engellinin günlük hayatını nasıl devam ettirdiğini merak etmek engelli olmayan bir insan için son derece normal bir durumdur. Düşünsenize, görmeyen bir kadının evini derleyip düzenlemesi, çocuklarına bakması, yemek yapması gören bir insan için hayli merak konusu olabilir.

Böyle bir durumda aklınıza gelen ilk şey “Herhalde yanında annesi babası kalıyor.” Gibi bir cümle olacaktır. Oysa çoğu zaman durum hiç de öyle değildir. Böyle bir durumda engelli bireylerin yaşamlarını devam ettirebilmek ve günlük hayatlarını yoluna sokabilmek için kendilerine, kendileri için işe yarayacak birtakım yöntemler geliştirdiklerini aklınıza getirebilirsiniz. 

Bir yürüme engellinin karşısına çıkan engelleri nasıl aştığını elbette merak edebilirsiniz. Ne var ki bilmelisiniz ki, her engelde birileri tutup geçirmiyor onu o engellerden. Sizler, arabalarınızı kaldırımlara, kaldırımların başlangıç ve bitişlerine park etmeseniz mesela daha kolay olacak bir tekerlekli sandalyelinin hayatı.

Hani sokak aralarında bile bazıları arabalarıyla hava atmak ya da gidecekleri yere daha çabuk varmak için hız testi yapıyorlar ya, işte onu yapmasalar mesela, daha kolay olacak bir görme engellinin hayatı. Karşıdan karşıya geçmeye çalışırken çarpılma tehlikesi geçiren ya da çarpılan bir görme engelli gördüğünüzde ona acıyarak vahlar, yazıklar çekerek bakıyorsunuz ya mesela, asıl yazık olan elinde beyaz bastonlu birini gördüğü halde gazdan ayağını çekmeyen şoför, asıl yazık olan trafik ışıklarına sesli sinyal sistemi koymayı çok gören, işlek caddelere üst geçit yapmaktan aciz belediye değil midir?
Bir engelliler Haftasını daha geride bıraktık. Ne var ki ben hala Konya yolunda koşmaya devam ediyorum. Haftada üç gün “Allah’a emanetsin” deyip düşüyorum yollara. Beni, azıcık gören bir adamı yol kenarlarında koşmaya mahkûm eden anlayışa öfkelensem de durmuyor, yoluma devam ediyorum.  

Her gün işime gidip gelirken, trafik ışığı, üst geçidi olmayan caddelerden geçiyor ve sesini duyamadığım bir arabanın bir gün bana çarpacağı endişesini içime gömerek yaşıyorum. 

Devlet adamlarına, valilere, kaymakamlara, müdürlere amirlere, belediye başkanlarına ve hatta muhtarlara kadar herkese diyorum ki: Gece olup gözünüzü kapattığınızda yaptığınız ve yapmaya tenezzül etmediğiniz düzenlemelerin nelere yol açtığını düşünün. Bir yürüyemeyeni, bir duyamayanı, bir göremeyeni aklınıza getirin. Siz, vicdanınız ve zihniniz rahat bir şekilde uykuya dalabiliyorsanız bu insanlar da rahat bir şekilde yaşayabiliyorlardır.
    
 

Bu yazı toplam 1065 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.